وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَناًّۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve |
|
| 2 | يَتَّبِعُ | uymamaktadır |
|
| 3 | أَكْثَرُهُمْ | onların çoğu |
|
| 4 | إِلَّا | başkasına |
|
| 5 | ظَنًّا | zandan |
|
| 6 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 7 | الظَّنَّ | zan ise |
|
| 8 | لَا |
|
|
| 9 | يُغْنِي | kazandırmaz |
|
| 10 | مِنَ |
|
|
| 11 | الْحَقِّ | gerçek açısından |
|
| 12 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 13 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 14 | اللَّهَ | Allah |
|
| 15 | عَلِيمٌ | bilmektedir |
|
| 16 | بِمَا | şeyleri |
|
| 17 | يَفْعَلُونَ | onların yaptıkları |
|
وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَناًّۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَتَّبِعُ damme ile merfû muzari fiildir. اَكْثَرُهُمْ fail olup damme il merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا hasr edatıdır. ظَناًّ masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, إلّا اتباع الظنّ şeklindedir. يَتَّبِعُ fiilinin mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri, يتّبعون الأصنام اتّباع الظنّ şeklindedir.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Ayette çeşit içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّبِعُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الظَّنَّ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يُغْن۪ي cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُغْنِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنَ الْحَقِّ car mecruru شَيْـٔاً ’in mahzuf haline mütealliktir. شَيْـٔاً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubur. Takdiri, لا يغني إغناء ما لا قليلا ولا كثيرا (Ne az nede çok şey ihtiyaçsızlık sağlar.) şeklindedir.
يُغْنِي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَل۪يمٌ haberi olup damme ile merfûdur. مَٓا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle عَل۪يمٌ ‘e mütealliktir.
يَفْعَلُونَ fiili, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
عَل۪يمٌ lafzı hem mübalağalı ism-i fail hem de sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَناًّۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.
ظَناًّ mahzuf mef’ûlün mutlakın naibidir.
Nefy harfi مَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. يَتَّبِعُ , maksur/sıfat, ظَناًّ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir.
Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda اَكْثَرُهُمْ maksur/mevsûf, ظَناًّ maksurun aleyh/sıfat olur.Yani fâil, bu mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. ”Zandan başka bir şeye tabi olmuyorsunuz.” demektir.
اتَّـبَعَ fiilinin ظَناًّ ‘e nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan tabi olma fiili zanna isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Zan, arkasından gidilen, takip edilen bir kişiye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
ظَن Arapçada zıt iki anlamı olan kelimelerdendir. Hem; türkçede de kullandığımız gibi sanma, şüpheli bilme, hem de kesin bilgi manasına gelir. Burada şüpheli bilgi, sanma anlamındadır. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Bunda usul konusunda ilim tahsil etmenin vacip; taklit ve zan ile yetinmenin de caiz olmadığına delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr, 1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۜ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنَ الْحَقِّ car-mecruru, شَيْـٔاًۜ ‘den mahzuf mukaddem hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَيْـٔاًۜ , fiilin sıfatı olan mef’ûlü mutlaktan naibdir. Takdiri لا يغني إغناء ما لا قليلا ولا كثيرا (Ne az ne de çok şey ihtiyaçsızlık sağlar) şeklindedir.
شَيْـٔاًۜ ’deki nekrelik az ya da çok herhangi bir nev anlamındadır. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
شَيْـٔاً kelimesi amilini tekid eden mef’ûlu mutlak olarak gelmiştir. لا يُغْنِي شَيْئًا مِنَ الإغْناءِ (Fayda verecek hiçbir şeyi yoktur.) demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْحَقِّ ’ya dahil olan مِنَ harfi, haktan bedel olarak manasındadır. Burada الْحَقِّ ile kastedilen, Allah'ın bilgisi ve O'nun vücûd ve hayat gibi aklî delillerle işaret edilen sıfatları ile ilim, kudret, irade gibi fiillerinin işaret ettiği bilgilerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah Teâlâ zannın, haktan hiçbir şey elde edemeyeceğini üç tekidle vurgulayarak belirtmiştir.
اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil اللّٰهِ isminin müsnedün ileyh olarak zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki يَفْعَلُونَ cümlesi, masdar teviliyle عَل۪يمٌ ‘e mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder.İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Muhakkak Allah yaptıkları şeyleri en iyi bilendir.] ifadesinde Allah Teâlâ, her şeyi bildiğini beyan ederken, bunun içine hesap, ceza ve mükafatı idmâc etmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
اِنَّ - الظَّنَّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
عَل۪يمٌ ve يَفْعَلُونَ arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
عَل۪يمٌ - الظَّنَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.