قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | هَلْ | var mıdır? |
|
| 3 | مِنْ | -dan |
|
| 4 | شُرَكَائِكُمْ | sizin ortak koştuklarınız- |
|
| 5 | مَنْ | bir kimse |
|
| 6 | يَهْدِي | iletecek |
|
| 7 | إِلَى |
|
|
| 8 | الْحَقِّ | hakka |
|
| 9 | قُلِ | de ki |
|
| 10 | اللَّهُ | Allah |
|
| 11 | يَهْدِي | iletir |
|
| 12 | لِلْحَقِّ | hakka |
|
| 13 | أَفَمَنْ | kimse mi? |
|
| 14 | يَهْدِي | ileten |
|
| 15 | إِلَى |
|
|
| 16 | الْحَقِّ | hakka |
|
| 17 | أَحَقُّ | daha lâyıktır |
|
| 18 | أَنْ |
|
|
| 19 | يُتَّبَعَ | uyulmaya |
|
| 20 | أَمَّنْ | yoksa kimse mi? |
|
| 21 | لَا |
|
|
| 22 | يَهِدِّي | doğru yolu bulamayan |
|
| 23 | إِلَّا | dışında |
|
| 24 | أَنْ |
|
|
| 25 | يُهْدَىٰ | kendisi yöneltilmesi |
|
| 26 | فَمَا | ne oluyor |
|
| 27 | لَكُمْ | size |
|
| 28 | كَيْفَ | nasıl |
|
| 29 | تَحْكُمُونَ | hüküm veriyorsunuz |
|
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقّ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
يَهْد۪ٓي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَى الْحَقّ car mecruru يَهْد۪ٓي fiiline mütealliktir.
قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقّ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَهْد۪ي cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَهْد۪ي fiili, ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِلْحَقّ car mecruru يَهْد۪ي fiiline mütealliktir.
اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ
İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ istînâfiyyedir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَهْد۪ٓي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَى الْحَقّ car mecruru يَهْد۪ٓي fiiline mütealliktir. اَحَقُّ haber olup, damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf ب harf-i ceriyle اَحَقُّ ’ye mütealliktir. Takdiri, أحقّ بأن يتّبع şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُتَّبَعَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
اَمِ hemzenin muadili atıf harfidir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَهِدّ۪ٓي ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهِدّ۪ٓي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf ب harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, لا يهدّي إلّا بأن يهدى şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُهْدٰى fiili ی üzere mukadder fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُتَّبَعَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dır.
يَهِدّ۪ٓي fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir. Aslı يهتدي şeklindedir.İftial babının fael fiili د ذ ز olursa iftial babının ت si د harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَحَقُّ kelimesi ism-i tafdil kalıbındadır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. لَكُمْ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. كَيْفَ istifham harfi olup تَحْكُمُونَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
تَحْكُمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقّ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. هَلْ inkârî manadadır. Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamı dışında inkâr ve kınama kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقّ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümledeki takdim, kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ile haber arasındadır.
Cümledeki takdim, kasr ifade eder. Kasr, mübteda ile haber arasındadır. Takdim kasrında, takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. Hakka hidayet etme sıfatı, şirk koştukları putlara değil Allah’a mahsustur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Burada kasrdan sonra Peygamber Efendimiz اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ sözünü söyleyerek aslında cevap beklemeyen sorunun cevabını vermiştir. Böylece iki cümle topluca hakka hidayet etme sıfatının şirk koştukları putlara değil sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade eden ifrad kasrı olmuştur. Kasr-ı ifrattır. Haktan kasıt, temeli salih amel olan din ve doğru itikattır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Bu ayet de zikredilen hakikatlere dair bir başka hüccet, ilzam üstüne ilzam ve iskat üstüne iskattır. Bunun, makablinden ayrı olarak zikredilmesi, müstakil bir hüccet olduğunun anlaşılması içindir. Bu hükmün onların çoğuna tahsis edilmesi, onlardan bazılarının ilme uyduklarını ve sonunda tevhidin hak şirkin batıl olduğunu anladıklarını, fakat tekebbür ve inatlarından hakkı kabul etmediklerini bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلِ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقّ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Lafza-i celal mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelam olan يَهْد۪ي لِلْحَقّ cümlesi, haberidir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu kelamın birinci bölümünden anlaşılan hidayetin nefyi iken, ikinci bölümünde ihtida nefyedilmiştir. Çünkü hidayetin nefyi, genellikle ihtidanın da nefyini gerektirir. Hakka ihtida eden kimse, başkasının kısmen hidayetinden de hâlî (boş) değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقّ cümlesiyle اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقّ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ
Cümle, فَ atıf harfi ile … هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İstifham üslubunda talebî inşaî isnad olan cümlede hemze takrirî (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) istifham harfidir. İsm-i mevsûl مَنْ mübteda, اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ haberdir. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
ümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
Mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsulün sılası olan يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan اَحَقُّ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Takdiri ممن لا يهدي (Hidayet etmeyenden) olan mufaddalun aleyh mahzuftur.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُتَّبَعَ cümlesi, masdar teviliyle takdir edilen بَ harfiyle اَحَقُّ ’ya mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يُتَّبَعَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
الْحَقِّ - اَحَقُّ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu istifham, kınama anlamındaki inkârı ifade etmek içindir. Ayrıca bu sözler onların haline taaccüp ettirmek anlamını da taşır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ cümlesi, … اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. اَمْ, harfi, hemze için muadil atıf harfidir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamında olmayan cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak taaccüp ve kınama amacı taşıması nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مَنْ mübteda, takdiri اَحَقُّ olan haber mahzuftur.
Mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan لَا يَهِدّ۪ٓي cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُهْدٰى cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen cer harfi ile mahzuf hale mütealliktir. Cümlenin takdiri من لا يهدّي في كلّ حال إلّا في حال أن يهدى şeklindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Umumi halden müstesna olan masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiil ve hal arasındadır. لَا يَهِدّ۪ٓي , maksur/sıfat, اَنْ يُهْدٰىۚ ‘nin müteallakı olan hal, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Yani müsned, bu hale hasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fâil, bu hal üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
يُهْدٰى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Ayette, bir konuda kelâmcıların usûlünce kesin aklî delillerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelamî sanatı vardır.
Bu cümlede ihtibak sanatı vardır. اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ dedikten sonra sadece اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ lafzıyla yetinilmiş, önceki cümleden anlaşılan اَحَقُّ lafzı hazfedilmiştir.
İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831)
Ayette, önemine binaen يَهْد۪ٓي kelimesi ayette beş, الْحَقِّ dört, مَّنْ üç kez tekrar edilmiştir. Bu kelimelerin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُهْدٰىۚ - لَا يَهِدّ۪ٓي kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَهْد۪ٓي - الْحَقِّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Umumi hallerden birinin istisna edildiği müferrağ istisna vardır. Allah veya başka biri kendisine hidayet etmedikçe hidayete ermez, manasındadır. (Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî fî tefsîri’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm ve’s-sebʿi’l-mes̱ânî)
Ayette zıddına benzeyen bir şeyle manayı tekid sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ilâhî kelam, hükümlerin, üzerine bina edildiği usûl ilmini öğrenmenin zorunlu olduğuna, bu konuda taklit ile yetinmenin caiz olmadığına delalet eder.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan son cümlede فَ , istînâfiyyedir.
İsim cümlesi formunda gelerek, sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İnkârî manadaki istifham harfi مَا , mübtedadır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَكُمْ۠ car mecrurunun müteallakı olan haber mahzuftur.
Fasılla gelen كَيْفَ تَحْكُمُونَ cümlesi لَـكُمْ۠ ‘deki muhatap zamirinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham ismi كَيْفَ , muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eden تَحْكُمُونَ fiilinin failinden mukaddem haldir.
Ayetteki son iki cümle de istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb, kınama ve inkârî mana taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca cümlelerde, tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Ayette كَيْفَ , هَلْ ve مَا olmak üzere üç farklı soru harfi kullanılmış, bunlar arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.