قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | هَلْ | var mıdır? |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | شُرَكَائِكُمْ | sizin ortak koştuklarınızdan |
|
| 5 | مَنْ | bir kimse |
|
| 6 | يَبْدَأُ | ilk kez gerçekleştirip |
|
| 7 | الْخَلْقَ | yaratma işini |
|
| 8 | ثُمَّ | sonra |
|
| 9 | يُعِيدُهُ | yeniden diriltecek |
|
| 10 | قُلِ | de ki |
|
| 11 | اللَّهُ | Allah |
|
| 12 | يَبْدَأُ | ilk kez gerçekleştirip |
|
| 13 | الْخَلْقَ | yaratma işini |
|
| 14 | ثُمَّ | sonra |
|
| 15 | يُعِيدُهُ | yeniden diriltir |
|
| 16 | فَأَنَّىٰ | artık nasıl? |
|
| 17 | تُؤْفَكُونَ | çevriliyorsunuz |
|
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
يَبْدَؤُا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. الْخَلْقَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُع۪يدُهُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir ه mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُع۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli اللّٰهُ يَبْدَؤُا ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَبْدَؤُا cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَبْدَؤُا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْخَلْقَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُع۪يدُهُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir ه mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنّٰى istifham ismi كَيْفَ manasındadır. تُؤْفَكُونَ fiilinin hali olarak mahallen mansubdur. Veya mekân zarfı olarak تُؤْفَكُونَ fiiline mütealliktir.
تُؤْفَكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. هَلْ inkârî manadadır.
İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve tevbih anlamına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkeptir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘ in sılası olan يَبْدَؤُا الْخَلْقَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ثُمَّ يُع۪يدُهُ cümlesi tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümledeki takdim, kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ile haber arasındadır. Takdim kasrında, takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
İlk ve ikinci yaratma sıfatı şirk koştukları putlara değil sadece Allah’a mahsustur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Burada kasrdan sonra Allah Teala Efendimizin onlarla beraber akıl yürütmeye devam etmesini istemiş ve Peygamber Efendimiz اللهُ يَبْدَأُ الخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ sözünü söyleyerek aslında cevap beklemeyen sorunun cevabını vermiştir. Böylece iki cümle topluca ilk ve ikinci kere yaratma sıfatının şirk koştukları putlara değil sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade eden ifrad kasrı olmuştur. Yani putlar ilahlığı hak etmez, ilahlık konusunda Allah teala tektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَبْدَؤُا ile يُع۪يدُهُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلِ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Lafza-i celâl mübteda, يَبْدَؤُا الْخَلْقَ haberidir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ cümlesiyle اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ cümlesi arasında beşli mukabele sanatı vardır.
Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen ثُمَّ يُع۪يدُهُ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Atfın ثُمَّ ile yapılması az da olsa bir zamanın geçtiğine işarettir.
يَبْدَؤُا - الْخَلْقَ - يُع۪يدُهُ - ثُمَّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Onların bunu kabul etmemesine karşın tekrar yaratmanın iki yerde tekrar edilmesi, tartışma konusunda idmâc babındaki tefennün adı verilen bedî’ sanatlarındandır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Bu ayet, şu önemli noktaları vurgular: 1. Tevhid hak, şirk ise batıldır.
2. Önce yaratıp ölümden sonra tekrar hayata döndürmek yalnız Allah'a mahsustur.
3. Müşriklerin ortak koştukları şeylerin böyle bir tasarrufa kudretleri yoktur. Matlûbun ispatı noktasında bu hüccetin müstakil olduğunu zımnen bildirmek için bu kelam, makabline atfedilmemiştir. Soru, hüccet (delil) ile iskât (susturmak) ve ilzam etmek (bağlamak) içindir. Bu, iki hayat birbirinin lazımıdır. Hakikatte bu iki hayat, varlık olarak da yokluk olarak da gerçek Yaradanın tanrılığını kabul etmeyi gerektirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Cümle, atıf harfi فَ ile قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا cümlesine atfedilmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan istifham üslubuna iltifat sanatı vardır.
Zarf-ı mekan olan istifham ismi اَنّٰى , amili olan تُؤْفَكُونَ fiilinin halidir. Fiile takdimi, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle, soru anlamında değildir. Vaz edildiği anlamdan çıkarak tahkir ve taaccüb anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecahül-ü arif sanatı söz konusudur.
تُؤْفَكُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Ayetin bu son cümlesi, birçok ayette tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
Allah bu ayet-i kerimede müşriklerin yeniden yaratılışla ilgili kabullerinin olup olmadığı ile ilgilenmemiş ve direkt olarak bunu yapabilecek olanın Allah olduğunu vurgulamıştır. Tekrar yaratılmanın soruda ve cevapta onların verecekleri karşılığa bakılmaksızın ifade edilmesi, cümleye “Bu zaten olması kesin bir şey, siz onu yapabilecek olan tek varlığa ubudiyetinizi sorgulayın.” anlamını katmaktadır. (Âlûsî, c. XI, 113; İbni Âşûr, c. XI, 161)
فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ve 32. ayetteki فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ibarelerinde mana aynı olmakla beraber farklı kelimeler kullanılmıştır. Tefennün sanatı vardır.
فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ sorusu, kınama veya ikrar ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) Mecaz-ı mürsel mürekkebtir.