Enfâl Sûresi 6. Ayet

يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ  ٦

Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُجَادِلُونَكَ seninle tartışıyorlardı ج د ل
2 فِي dair
3 الْحَقِّ hakka ح ق ق
4 بَعْدَمَا sonra ب ع د
5 تَبَيَّنَ ortaya çıktıktan ب ي ن
6 كَأَنَّمَا gibi
7 يُسَاقُونَ sürülüyorlarmış س و ق
8 إِلَى
9 الْمَوْتِ ölüme م و ت
10 وَهُمْ ve onlar
11 يَنْظُرُونَ gözleri göre göre ن ظ ر
 

Allah Teâlâ, müslümanların ya kervanı ele geçireceklerini veya savaştıkları takdirde düşmanı yeneceklerini, böylece iki kazançtan birinin müslümanlara ait olacağını vaad etmiş, bunu Peygamber’ine bildirmiş, o da müminlere müjdelemişti. Bedir’e geldiklerinde kervanın kaçıp kurtulduğunu, onu korumak üzere yola çıkan düşman kuvvetinin de oraya geldiğini öğrendiler. İlâhî vaad ile bu bilgi yan yana getirildiğinde ihtimal teke inmiş, savaşıldığı takdirde zaferin Allah tarafından garanti edilmiş bulunduğu açıkça ortaya çıkmıştı. Artık yenilgiye ve ölüme sürülen kimselerin korku ve ümitsizlik psikolojisini yaşamak müminlere yakışmazdı; onlara düşen büyük bir şevk ve heyecan, güçlü bir moral içinde düşmanın üzerine yürümekti.

 İnsanların can ve mallarına düşkün olmaları ve bunları korumak için gerekeni yapmaları tabiidir. Ancak can ve malın, uğrunda feda edilebileceği başka değerler de vardır; din, namus, vatan, kamu yararı, insan hakları bunlar arasındadır. Kolaya kaçarak, bedel ödemeden değerleri korumak mümkün olmuyorsa zor olan, nefse hoş gelmeyen hareket tarzı tercih edilecek, gereken maddî ve mânevî bedel ödenecektir. İslâm’ın hedefi, müslümanların haklı-haksız servet elde edip zillet ve adaletsizliğe düşülse bile refah içinde yaşamaları değildir. Amaç kendi ülkelerinden başlamak üzere bütün dünyada hakkın, hukukun ve erdemin hâkim olması, zulüm ve baskının ortadan kalkması, dini yaşama ve tebliğ etme imkânının elde edilmesidir. Bedir olayında bu amaca uygun karar ve davranış ise kervanı kovalamak, olmazsa düşmana arkasını dönüp Medine’ye gelmek değil, şeref ve şanla savaşmaktır. Ancak bu takdirde Allah’ın muradı gerçekleşecek, bâtıl yıkılacak ve hak ayakta kalacaktır.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 2 Sayfa: 668-669

 
سوق Seveqa : Kelimenin aslı develeri bir yerden bir yere sürmek demek olan سَوْقُ الإِبِلِ ifadesinden gelir. سُوقٌ satış için malların kendisine sürülerek getirildiği yer/çarşıdır. ساقٌ sözcüğü baldır demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 17 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sevketmek, sâik, insiyak, siyak ve misvaktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ

Fiil cümlesidir.  يُجَادِلُونَكَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فِي الْحَقِّ  car mecruru  يُجَادِلُونَكَ  fiiline mütealliktir.  بَعْدَ  zaman zarfı  يُجَادِلُونَكَ  fiiline mütealliktir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بَعْدِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.

تَبَيَّنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.

يُجَادِلُونَكَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  جدل ’dur.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبَيَّنَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

 

 كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ

 

Fiil cümlesidir. كَاَنَّمَا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir,  اَنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اَنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.

يُسَاقُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى الْمَوْتِ  car mecruru  يُسَاقُونَ  fiiline mütealliktir. وَهُمْ يَنْظُرُونَ  cümlesi, naib-i failin hali olarak mahallen mansubdur. 

وَ  haliyedir. Munfasıl zamir  هُمۡ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَنْظُرُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

يَنْظُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, önceki ayetteki  لَكَارِهُونَ  lafzının zamirinden haldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَعْدَ ’nin muzafun ileyhi konumunda olan mecrur mahaldeki masdar harfi  مَٓا ‘nın sılası olan  تَبَيَّنَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

فِي الْحَقِّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الْحَقِّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında değil, mücadelelerinin ne kadar haksız olduğunu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Bu ifadede, tecessüm sanatı da vardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ  cümlesi, hal konumundadır. Teşbih harfinin dahil olduğu  كَاَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir.  اَنَّ ’yi amelden düşürmüştür.  

يُسَاقُونَ   fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

يُسَاقُونَ  ‘deki failin hali olan  وَهُمْ يَنْظُرُونَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.

Bu isim cümlesinde haberin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Ayette teşbih vardır. Hak konusunda mücadele etmek; koşarak ölüme gitmeye benzetilmiştir. Buradaki teşbih, temsiliyedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Allah Teâlâ, bu insanların -zafer ve ganimete götürülmelerine rağmen- böylesine korkup tırsma hallerini “savaşa zorla götürülen, burnu sürtüle sürtüle mutlak ölüme sürüklenen, ölüm sebeplerini şüphe etmeyecek derecede gören, onlara bakan birinin durumuna” benzetmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hakk'ın, “gözleri göre göre” ifadesi, katiyet ve kesinlikten kinaye olan(bile bile anlamında) bir ifadedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Savaşmayı istememek, “Çünkü müminlerden bir zümre muhakkak ki isteksizdirler " ifadesinin deliliyle, müminlerin tamamı için değil, ama bir kısmı için söz konusu olmuştur. Kendisi için Allah'ın Resulü ile mücadele edip tartıştıkları “hak” ise kervanı tercih ettikleri için Kureyş ordusunu karşılama hususundaki mücadeleleri idi. Cenab-ı Hakk'ın, “Hak, apaçık meydana çıktıktan sonra” sözünden maksat “Allah'ın Resulüne, ashabın yardım göreceklerini bildirmektir.” Onların mücadele etmeleri ise: “Biz ancak kervanı karşılamak için çıkarız. Sen bize, savaş için hazırlık yapabilmemiz ve Kureyş ordusunu karşılayabilmemiz için bunu baştan söylemeli değil miydin?” şeklindeki sözleridir. Bu böyledir, zira onlar, savaşmayı uygun bulmuyorlardı. Sonra Allah Teâlâ, ashabın aşırı feryat ve korku içindeki durumunu, ölümün sebeplerini müşahede ederek ve ölüme sebebiyet verecek olan şeyleri görerek öldürülmeye sürüklenen ve ölüme götürülen kişilerin durumuna benzetmiştir. Bil ki ashabın korku ve endişesi şunlardan kaynaklanıyordu:

a. Sayıca az olmaları.

b. Yaya olmaları; rivayet olunduğuna göre onların içinde sadece iki tane süvari bulunuyordu.

c. Silahlarının az olması. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)