قَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ تَبَرَّأْنَٓا اِلَيْكَۘ مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ ٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | derler |
|
| 2 | الَّذِينَ | olanlar |
|
| 3 | حَقَّ | hak |
|
| 4 | عَلَيْهِمُ | üzerlerine |
|
| 5 | الْقَوْلُ | söz |
|
| 6 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 7 | هَٰؤُلَاءِ | şunlardır |
|
| 8 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 9 | أَغْوَيْنَا | azdırdıklarımız |
|
| 10 | أَغْوَيْنَاهُمْ | onları azdırdık |
|
| 11 | كَمَا | gibi |
|
| 12 | غَوَيْنَا | kendimiz azdığımız |
|
| 13 | تَبَرَّأْنَا | uzak olduğumuzu |
|
| 14 | إِلَيْكَ | sana arz ederiz |
|
| 15 | مَا | zaten |
|
| 16 | كَانُوا | onlar değildi |
|
| 17 | إِيَّانَا | bize |
|
| 18 | يَعْبُدُونَ | tapanlardan |
|
Birtakım varlıkları veya kişileri Allah’a ortak koşanlar âhirette hesaba çekildiklerinde Allah onlara, “Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede?” diye soracaktır. Allah’ın yargısının aleyhlerine gerçekleştiğini gören kimseler, özellikle toplumlarına yanlış inanç ve değer ölçüleri empoze eden din ve düşünce önderleri, zorba liderler kendileri nasıl öncekilerin telkin ve teşvikleriyle azmış, doğru yoldan çıkmışlarsa onlardan devraldıkları düşünce ve hayat tarzını sonrakilere telkin ederek onları azdırıp yoldan çıkardıklarını itiraf ederler. Bununla birlikte onların kendilerine değil, arzularına kul olduklarını; bu konuda kendilerinin, herhangi bir günahları bulunmadığını da Allah’a arzederler. Ancak örneklik ve telkinleriyle toplumlarının yanlış yola girmelerine sebep oldukları için bu savunmaları işe yaramayacaktır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 240-241
قَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası حَقَّ عَلَيْهِمُ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
حَقَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. عَلَيْهِمُ car mecruru حَقَّ fiiline mütealliktir. الْقَوْلُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l kavli رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ ‘dir.
İsim cümlesidir. İşaret zamiri هٰٓؤُ۬لَٓاءِ mübteda olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , işaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اَغْوَيْنَاۚ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
اَغْوَيْنَاۚ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
اَغْوَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi غوي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ
Cümle, mübteda هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اَغْوَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle اَغْوَيْنَاهُمْ ‘e mütealliktir.
غَوَيْنَاۚ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur.
تَبَرَّأْنَٓا اِلَيْكَۘ مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ
Fiil cümlesidir. تَبَرَّأْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكَۘ car mecruru تَبَرَّأْنَٓا fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. Ta’liliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُٓوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ‘nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. اِيَّانَا يَعْبُدُونَ cümlesi, كَانُوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اِيَّانَا mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
يَعْبُدُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَبَرَّأْنَٓا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi تبر ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
قَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ cümlesi, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıla cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِمُ , fail olan الْقَوْلُ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tahkir amacına matuftur.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada olan رَبَّنَا izafetinde, mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellimin Allah Teâlâ’dan destek ve inayet beklediğinin işaretidir.
Nidanın cevabı olan هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle haberî isnad formunda geldiği halde dua manasındadır. Muktezâ-i zâhirin hilafına kelam olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Müsnedin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenleri tahkir içindir.
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اَغْوَيْنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ’nin haberi olan اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar anlamları katmıştır.
Teşbih harfi sebebiyle mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, اَغْوَيْنَاهُمْ fiiline mütealliktir. مَا ‘nın sıla cümlesi olan غَوَيْنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredildiği için mufassaldır.
اَغْوَيْنَاهُمْ - غَوَيْنَاۚ ve قَالَ - الْقَوْلُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَغْوَيْنَاۚ - الَّذ۪ينَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İşaret ismi arkasından gelen şeylerin, kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi, Vakafat, s. 109)
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Ayette geçen الْقَوْلُ (söz)'den maksat, Cenab-ı Hakk'ın, "Kesinlikle, cehennemi cin ve ins ile dolduracağım" (Secde, 13) hükmünün onlar hakkında gerçekleşmesidir. O halde, tabirinin anlamı, "o sözün gereği kendilerine hak ve vâcip oldu..." demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الْقَوْلُ kelimesinde elif lamla marifeliğinin cins için olduğu açıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَغْوَيْنَاهُمْ ifadesi haber, كَ mahzuf masdarın sıfatıdır. İfadenin takdiri şöyledir: اَغْوَيْنَاهُمْ فَغَوَوْ غَيَّا مِثْلَ مَا غَوَيْنَا yani onları azdırdık, onlar da tıpkı bizim azdığımız gibi bir azgınlık ile azdılar! Bununla şunu kastetmektedirler: Bizler, üzerimizdeki azdırıcı güçlerin baskı ve zorlamasıyla -yahut bu güçler bizi azgınlığa çağırarak, bunu bize cazip gösterdikleri için- değil, kendi tercihimizle azdık. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Aleyhlerine hüküm sabit olan reisleri, onların ortakları olan şeytanlardır. Yahut onların, Allah'tan başka ilâh edindikleri, yani bütün emir ve yasaklarında itaat ettikleri reisleridir. Onların aleyhinde hükmün sabit olması, hükmün gereğinin sabit ve tahakkuk etmesi demektir. Bu söz, "Yemin olsun ki, cehennemi cinlerden ve insanlardan dolduracağım." ayeti ile diğer ceza vaatleri ayetleridir.Bu hüküm, onlara uyanlara da şamil olduğu halde, reislerinin bu hükme tahsis edilmesi, küfürde ve azabı hak etmekte asıl olmalarından dolayıdır. Nitekim bu, "Yemin olsun ki, senden ve sana uyanlardan cehennemi dolduracağını." ayetinden de anlaşılmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
تَبَرَّأْنَٓا اِلَيْكَۘ
Fasılla gelen istînâf cümlesi, mekulü’l-kavle dahildir. Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَبَرَّأْنَٓا fiili, لجأنا manasındadır. (https://tafsir.app/aljadwal/28/63)
مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfî nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden, menfi isim cümlesi lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِيَّانَا , önemine binaen amili olan تَعْبُدُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan تَعْبُدُونَ cümlesi كَان ‘nin haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
يَعْبُدُونَنا olarak değil de اِيَّانَا zamirin يَعْبُدُونَ fiiline takdimiyle gelen terkip, fasılaya riayetle birlikte teberri’nin önemi dolayısıyladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Onlardan berî olduk sana döndük, onlardan ve heveslerine uyarak tercih ettikleri küfürden berî olduk. Bu da geçen cümleyi tespit etmektedir. Bunun içindir ki, atıf edatı almamıştır. [Onlar bize ibadet etmiyorlardı] cümlesi de böyledir. Yani bize ibadet etmiyorlardı, ancak kendi heva ve heveslerine ibadet ediyorlardı. مَا كَانُٓو 'daki مَا edatının masdariye olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)