Kasas Sûresi 64. Ayet

وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ  ٦٤

Onlara, “Haydi ortaklarınızı çağırın!” denir. Onlar da çağırırlar fakat ortakları onlara cevap veremez. Azabı görürler. Keşke onlar (dünyada iken) doğru yola gelselerdi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقِيلَ ve denir ki ق و ل
2 ادْعُوا çağırın د ع و
3 شُرَكَاءَكُمْ koştuğunuz ortakları ش ر ك
4 فَدَعَوْهُمْ onları çağırırlar د ع و
5 فَلَمْ fakat
6 يَسْتَجِيبُوا çağrısına cevap vermezler ج و ب
7 لَهُمْ bunların
8 وَرَأَوُا ve karşılarında görürler ر ا ي
9 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
10 لَوْ ne olurdu
11 أَنَّهُمْ onlar
12 كَانُوا idi ك و ن
13 يَهْتَدُونَ yola gelseler ه د ي
 
Sözde tanrı sayıp taptıkları varlıkların hiçbir fayda vermeyeceğini göstermek maksadıyla, müşriklere alay yollu hitap edilerek âhiret azabından kendilerini kurtarmaları için tanrılarını yardıma çağırmaları istenir. Onlar da tanrılarından yardım isterler, ancak tanrıları yardım etmek şöyle dursun onlara cevap dahi veremezler. “Keşke vaktiyle doğru yola girmiş olsalardı!” cümlesi inkârcılar adına söylenmiş olup, onların Allah’a ortak koşmanın cezasının ne olduğunu görünce dünyada iken doğru yolu seçmediklerine hayıflanacaklarını dile getirmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 241
 

وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ق۪يلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mekulü’l-kavl  ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ  cümlesi, naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

ادْعُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. شُرَكَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

دَعَوْ  mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

يَسْتَج۪يبُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  لَهُمْ  car mecruru  يَسْتَج۪يبُوا  fiiline mütealliktir. رَاَوُا  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. 

رَاَوُا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْعَذَابَۚ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَج۪يبُوا  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi  جوب ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 


 لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ

 

لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin faili olup mahallen merfûdur. Takdiri;  ثبت (Sabit oldu) şeklindedir. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; ما رأوا العذاب في الآخرة. (Ahiretteki azabı görselerdi) şeklindedir.  

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُمْ  muttasıl zamir  اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.  كَانُوا ‘nun dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ  ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَهْتَدُونَ  cümlesi,  كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.  

يَهْتَدُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir.Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

لَوْ  şart edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler ِ لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَهْتَدُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدي ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ 

 

 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  قَالَ الَّذ۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ق۪يلَ  fiilinin mekulü’l kavli olan  ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ق۪يلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır.

Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

فَدَعَوْهُمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  وَق۪يلَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  دَعَوْهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi sıygadan menfî muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَرَاَوُا الْعَذَابَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَرَاَوُا الْعَذَابَ [Azabı gördüler] ifadesinde istiare vardır. Azap görülecek bir şeye benzetilerek durumun korkunçluğu ifade edilmiştir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Ya da görmek fiili maruz kaldılar anlamında istiare edilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

ادْعُوا - دَعَوْهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَسْتَج۪يبُوا - ادْعُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vukû bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fiille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107) 


لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki ayette  لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ  cümlesi, şarttır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Ayetin başında takdiri  ثبت  (Sabit oldu) olan fiil mahzuftur. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  şart edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler ِ لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Tekit ve masdar harfi  اَنَّٓ  ile tekid edilmiş  اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ  cümlesi masdar teviliyle, mahzuf fiilin failidir. Bu takdire göre şart cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.  

Masdar-ı müevvel cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

اَنَّ ’nin haberi olan  كَانُوا يَهْتَدُونَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nakıs fiil  كَانَ ’nin haberi  يَهْتَدُونَ  ise, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Takdiri  ما رأوا العذاب في الآخرة  (Ahirette azap görmezlerdi.) olan cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Bazılarına göre ayetteki لَوْ  temenni içindir. Buna göre ayetin manası: ”Onlar temenni ederler ki sapıklar değil, hidayete erenlerden olsalardı." (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)