فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاًۖ ١٥٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَبِمَا | sebebiyle |
|
| 2 | نَقْضِهِمْ | bozmaları |
|
| 3 | مِيثَاقَهُمْ | sözlerini |
|
| 4 | وَكُفْرِهِمْ | ve inkar etmeleri |
|
| 5 | بِايَاتِ | ayetlerini |
|
| 6 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 7 | وَقَتْلِهِمُ | ve öldürmeleri |
|
| 8 | الْأَنْبِيَاءَ | peygamberleri |
|
| 9 | بِغَيْرِ | yere |
|
| 10 | حَقٍّ | haksız |
|
| 11 | وَقَوْلِهِمْ | ve demeleri(nden ötürü) |
|
| 12 | قُلُوبُنَا | kalblerimiz |
|
| 13 | غُلْفٌ | kılıflıdır |
|
| 14 | بَلْ | hayır, fakat |
|
| 15 | طَبَعَ | mühürlemiştir |
|
| 16 | اللَّهُ | Allah |
|
| 17 | عَلَيْهَا | üzerini |
|
| 18 | بِكُفْرِهِمْ | inkarlarından ötürü |
|
| 19 | فَلَا |
|
|
| 20 | يُؤْمِنُونَ | artık inanmazlar |
|
| 21 | إِلَّا | ancak |
|
| 22 | قَلِيلًا | pek az |
|
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. بِ harf- ceri sebebiyyedir. مَا zaid harftir. بِمَا نَقْضِهِمْ car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Takdiri لَعَنَّاهمْ (Onlara lanet ettik.) şeklindedir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
م۪يثَاقَهُمْ masdar نَقْضِهِمْ ’in mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كُفْرِهِمْ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. بِاٰيَاتِ car mecruru masdar كُفْرِهِمْ ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
قَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la نَقْضِهِمْ ’e matuftur. الْاَنْبِيَٓاءَ masdar قَتْلِهِمُ ’in mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
بِغَيْرِ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. Takdiri; ظالمين (zalimler) şeklindedir. حَقٍّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَوْلِهِمْ atıf harfi وَ ’la نَقْضِهِمْ ’e matuftur. Masdar olan قَوْلِهِمْ ’in mekulü’l kavli, قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ ‘dür.
قُلُوبُنَا mübteda olup damme ile merfûdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غُلْفٌ haber olup damme ile merfûdur.
Masdar; bir iş, bir oluş, bir durum bildiren ve zamanla ilgili olmayan kelimelerdir. Masdarlar fiil gibi zamanla ilgileri olmadığından isimdirler.
Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: Tenvinli olmalıdır. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.
Masdarın failine muzaf olmalıdır. Masdarın mefulüne muzaf olmalıdır.
Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir.Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاًۖ
Fiil cümlesidir. بَلْ idrab ve atıf harfidir. طَبَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. للّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْهَا car mecruru طَبَعَ fiiline mütealliktir.
بِكُفْرِهِمْ car mecruru طَبَعَ fiiline mütealliktir. بِ harf-i ceri sebebiyyedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. قَل۪يلًا masdardan naib, mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, إلا زمانًا قليلًا (Sadece az bir zaman inanırlar.) şeklindedir. İstisna عَلَيْهَا ‘daki zamirdendir. (Mahmut Safi, El-Cedvel fi İrabi’l Kur’an)
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.
Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَل۪يلًاۖ kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ
فَ istînâfiyye, بِ harfi sebebiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrurun müteallakı olan fiil mahzuftur. Takdiri لعنّاهم (Onlara lanet ettik) olan cümle mahzuf fiille birlikte müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Masdar olan كُفْرِهِمْ ‘e müteallik olan بِاٰيَاتِ اللّٰهِ izafetinde, ayetlerin lafza-i celâle muzâf olması, ayetlere tazim ve teşrif ifade eder. Lafza-ı celâle muzâf olması, ayetlerin kemâl vasıflara sahip olduğuna da işaret eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فَبِمَا نَقْضِهِمْ ibaresinde مَا harfi tekid için gelmiş zaid bir harftir. Kelamın aslı فَبِنَقۡضِهِم (Bozmaları sebebiyle) şeklindedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ [(Fakat) onların o sağlam sözleri bozmaları sebebiyle...] ifadesindeki بِ harf-i cerinin müteallakı mahzuf olup takdiri, “Onların, ahitlerini bozmaları, şunları yapmaları sebebiyle onlara lanet ettik, onlara gazab ettik.” şeklindedir. Müteallakının hazfedilmiş olması daha manalıdır. Çünkü hazfedilmesi durumunda zihin, her türlü manayı düşünebilir. Hazfedilen müteallakın bu çeşit kelimeler olduğunun delili ise “ayette bahsedilenlerin zemm sıfatlarından” olmasıdır. Böylece bunlar, lanete ve gazaba delalet etmiş olurlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl- Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Allah Teâlâ bu ayeti kerimede بِ harfini birkaç şeyin başına getirmiştir:
Ahdi bozmak.
Allah'ın âyetlerini inkâr etmek. Ki bundan maksat, onların mucizeleri inkâr etmeleridir...
Haksız yere (zulmen) peygamberleri öldürmek...
Onların, "Bizim kalblerimiz perdelidir" demeleridir...(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Lanetlenme sebeplerinin sayılması taksim sanatıdır.
كُفۡرِهِم - قَتۡلِهِمُ ve قَوۡلِهِمۡ , temâsül dolayısıyla نَقۡضِهِم kelimesine atfedilmiştir.
Üç peygamberi aynı çağda öldürmüşlerdir: Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. Zekeriyya.
[Peygamberleri haksız yere öldürmeleri] ve [Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri] cümlelerinde, zikr-i kül irade-i cüz kabilinden mecaz-ı mürsel vardır.
قَوْلِهِمْ ‘in mekulü’l-kavli olan قُلُوبُنَا غُلۡفُۢ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قُلُوبُناًغُلْف cümlesinde istiare vardır. Örtü manasındaki غلف kelimesi müstear olarak anlayışsızlık ve idraksizlik manasında kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ [Bizim kalplerimiz perdelidir.] ifadesinde iki mana vardır:
Birincisi: Bizim kalplerimiz ilim mahfaza kaplarıdır. Şu halde “İlmimiz sayesinde biz artık peygamberlere, filanlara muhtaç değiliz.” demektir.
Diğeri de: “Bizim kalplerimiz kabuklu, kaşerlidir, ne söylense etkilenmez. Şu halde yapılan davet ve telkinlerin hiç biri kulağımıza girmez.” demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfidir. İntikal içindir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
بِكُفْرِهِمْ ’deki sebebiyyet bildiren بِ harfi, yapışma manasıyla onların küfrünün bünyelerine adeta sinmiş olduğunu ifade eder.
بِكُفْرِهِمْ ’in tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[Allah küfürleri sebebiyle onların kalplerini mühürledi.] cümlesi itiraz cümlesidir. Bu kelâm onların fâsit iddialarını bir an önce reddetmek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayetteki بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ cümlesinde istiṭrat metodu kullanılarak hemen öncesindeki Yahudilerin sözlerine cevap niteliğinde araya girmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi )
طَبَعَ kelimesini “mühürledi” anlamı yerine “tabiatı haline getirdi” diye çevirmek daha güzeldir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاًۖ
فَ atıf harfi, sebebi müsebbebe bağlayan rabıta olarak gelmiştir.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Mef’ûl olan قَل۪يلاً ‘deki nekrelik kıllet ve umum ifade eder. Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan kasr, cümleyi tekid etmiştir. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl ya da mahzuf mef’ûlun sıfatı arasındadır. اِلَّا ’nın sadece istisna harfi olması da caizdir.
يُؤْمِنُونَ maksûr/sıfat, قَل۪يلاً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat da olabilir.
Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani, bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَل۪يلاً , zaman zarfından naib sıfattır. Takdiri, زمانا قليلا (Az bir zaman) şeklindedir. Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır.
فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاً [Ancak az bir kısmı iman eder.] ifadesinde te’kîdü’z-zem bimâ yüşbihü’l-medh sanatından söz edilebilir. Çünkü iman etmemek yergiyi hak eden bir davranıştır ve ondan istisna edilen de yine yergiyi gerektiren “iman edenlerin az olması”dır.
Çok az iman etmek iki türlü anlaşılabilir.1. Onların çok azı iman eder. 2. İman ettikleri şeyler çok azdır.