وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَاناً عَظ۪يماًۙ ١٥٦
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَاناً عَظ۪يماًۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِكُفْرِهِمْ car mecruru mahzuf لعنّاهم (Onları lanetledik.) fiiline mütealliktir. بِ harf-i ceri sebebiyyedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَوْلِهِمْ atıf harfi وَ ’la بِكُفْرِهِمْ ’e matuftur. عَلٰى مَرْيَمَ car mecruru masdar قَوْلِهِمْ ‘e müteallik olup gayri munsarif olduğu için esre almamıştır.
بُهْتَانًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَظ۪يمًا kelimesi بُهْتَانًا ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Masdar; bir iş, bir oluş, bir durum bildiren ve zamanla ilgili olmayan kelimelerdir. Masdarlar fiil gibi zamanla ilgileri olmadığından isimdirler.
Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: Tenvinli olmalıdır. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.
Masdarın failine muzaf olmalıdır. Masdarın mefulüne muzaf olmalıdır.
Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir.Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَاناً عَظ۪يماًۙ
بِكُفْرِهِمْ önceki ayetteki mukadder لعنّاهم (Onları lanetledik) fiiline mütealliktir.
بِ sebebiyet bildirmektedir. وَقَوْلِهِمْ temâsül dolayısıyla makabline atfedilmiştir.
بُهْتَانًا ’deki tenvin tahkir ifade eder.
عَظ۪يمًا kelimesi بُهْتَانًا için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
بِكُفْرِهِمْ ifadesi, masdarın failine muzâf olduğu bir izafettir.
Allah’ın, “İnkârları ile kâfir olmaları (sebebi ile)” sözüyle onların kudret-i ilâhiyi inkârları; “Meryem’in aleyhine büyük iftira atıp söylemeleri…” ifadesiyle de Hz. Meryem’e zina nispet edişleri kastedilmiştir. İki şey birbirinden başka olunca bunların birbiri üzerine atfedilmesi güzel ve yerinde olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
عَلٰى harfi istila manasıyla bu iftiranın Hz. Meryem’e ne kadar zor geldiğine, onu baştan ayağa kapladığına işaret eder.
بُهتَ şaşırıp kaldı, demektir. بُهْتَانً , sıradan bir iftira değil, aklını başından alacak, hayrete düşürecek derecede mühim, büyük bir iftiradır. Bu kelimenin nekre gelmesi de tanınmayacak, düşünülemeyecek kadar insanı şaşkına düşüren bir iftira olduğunu gösterir. Manasını tekid için de arkasından sıfat gelmiştir.
Bu iftira İsa (a.s.) doğunca değil İsa (a.s.) peygamberliğini ilan etmeye başlayınca atılmıştır. O yüzden bu iftira her açıdan şaşılacak bir iftiradır.
Yahudilerin inkârlarının anlatıldığı 155-156. ayetlerdeki bu cümlelerin tekririni müfessirimiz şöyle izah eder: كُفْرِ kelimesinin tekrar nedeni, onların küfürlerinin tekrarıdır. Çünkü onlar önce Musa’yı, sonra İsa’yı, ardından da Hz. Muhammed’i inkâr ettiler. Burada Yahudilerin peygamberleri inkârı bir gelenek haline getirdiklerine işaret etmek üzere كُفْرِ kelimesinin tekrarıyla ıtnâb yapılmıştır. (Süleyman Gür, Kādî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)