Nisâ Sûresi 157. Ayet

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪يناًۙ  ١٥٧

Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.  (156 - 157. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَوْلِهِمْ ve demelerinden (ötürü) ق و ل
2 إِنَّا elbette
3 قَتَلْنَا biz öldürdük ق ت ل
4 الْمَسِيحَ Mesih’i
5 عِيسَى Îsa
6 ابْنَ oğlu ب ن ي
7 مَرْيَمَ Meryem
8 رَسُولَ elçisi ر س ل
9 اللَّهِ Allah’ın
10 وَمَا oysa
11 قَتَلُوهُ onu öldürmediler ق ت ل
12 وَمَا ve
13 صَلَبُوهُ asmadılar ص ل ب
14 وَلَٰكِنْ fakat
15 شُبِّهَ benzer gösterildi ش ب ه
16 لَهُمْ kendilerine
17 وَإِنَّ ve şüphesiz
18 الَّذِينَ
19 اخْتَلَفُوا ayrılığa düşenler خ ل ف
20 فِيهِ onun hakkında
21 لَفِي içindedirler
22 شَكٍّ tam bir kuşku ش ك ك
23 مِنْهُ ondan yana
24 مَا yoktur
25 لَهُمْ onların
26 بِهِ o hususta
27 مِنْ hiç
28 عِلْمٍ bilgileri ع ل م
29 إِلَّا sadece
30 اتِّبَاعَ uyuyorlar ت ب ع
31 الظَّنِّ zanna ظ ن ن
32 وَمَا
33 قَتَلُوهُ onu öldürmediler ق ت ل
34 يَقِينًا yakinen ي ق ن
 

صلب: Sert, katı, pek, çetin, sağlam ve dayanıklı  demektir.Güçlü olma nokta-ı nazarından 'sırt' صَلَب ve صَلْب olarak adlandırılmıştır. ألإصْطِلاب  ve الصَّلْب kemikten yağ çıkarmak demektir. الصَّلِيب sözcüğü, üzerinde çarmıha gerilen tahtadır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sulb, Sulbiye, selâbet ve sâliptir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ  

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la öncesinde geçen  قَوْلِهِمْ ’e matuftur. Masdar olan  قَوْلِهِمْ ’in mekulü’l kavli,  اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ’dir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَتَلْنَا  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

قَتَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  الْمَس۪يحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

ع۪يسَى  kelimesi  الْمَس۪يحَ ’dan bedel olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. ع۪يسَى gayri munsariftir. ابْنُ  kelimesi  ع۪يسَى ’nın sıfatı veya ondan bedel olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَرْيَمَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için esre almamıştır.

رَسُولَ  kelimesi  ع۪يسَى ’nın sıfatı veya ondan bedel olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. قَتَلُوهُ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا صَلَبُوهُ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

صَلَبُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir.  لٰكِنْ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. Amel etmemiştir.  

شُبِّهَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  لَهُمْ  car mecruru  شُبِّهَ  fiiline mütealliktir.

شُبِّهَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  شبه ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  İsm-i mevsûlun sılası  اخْتَلَفُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اخْتَلَفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru  اخْتَلَفُوا  fiiline  mütealliktir.  

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.

ف۪ي شَكٍّ  car mecruru  إِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.  مِنْهُ  car mecruru  شَكٍّ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اخْتَلَفُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خلف ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪يناًۙ


İsim cümlesidir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.

بِه۪  car mecruru  عِلْمٍ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.  مِنْ  harf- i ceri zaiddir.  عِلْمٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

اِلَّا  istisna edatıdır.  اتِّبَاعَ  istisna-i munkatı olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الظَّنّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  قَتَلُوهُ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

يَق۪ينًا  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri  ما قتلوه قتلا يقينا (Kesin bir ölümle öldürmediler.) şeklindedir.  

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَق۪ينًا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki mecrura atfedilmiştir. Atıf sebebi temasüldür. 

Masdar olan  قَوْلِهِمْ ‘in mekulü’l-kavli olan  اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِ  cümle,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

رَسُولَ اللّٰهِ  izafetinde  رَسُولَ  şan ve şeref kazanmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Nasıl ki İsa’nın (a.s.) dünyaya gelişi sırlı bir biçimde ise; dünyadan ayrılışı da sırlıdır, ona mahsustur.

Onların  اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ  sözlerinin, teşhir edilen cinayetleri meyanında zikredilmesi, sadece yalan olduğundan dolayı değil fakat onların bu sözlerinin aynı zamanda İsa Peygamberi (a.s) hâşâ öldürmekten sevinç duyduklarını, onunla alay ettiklerini zımnen ifade etmesi sebebiyledir. Çünkü onların, İsa’dan (a.s) resul ünvanı ile bahsetmeleri alay yoluyladır. Ancak onların, İsa (a.s) hakkında alay için kullandıkları bu vasıf, Allah Teâlâ tarafından övgü olarak kullanılmıştır. Bu da İsa’yı (a.s) methetmek, onun mertebesinin yüceliğini belirtmek, onun katline kalkışmanın pek büyük bir cinayet ve bununla övünmenin büyük bir hayasızlık olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

İsa’dan (a.s) “Meryem oğlu Mesih İsa, Allah’ın elçisi” şeklinde bahsedilmiştir. Böylece peygamber yüceltilirken yaptıkları işin ne kadar kötü olduğu vurgulanmıştır. Bu yüzden idmâc vardır.

وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ  

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Aynı üslupta gelen  وَمَا صَلَبُوهُ  cümlesi tezâyüf nedeniyle  مَا قَتَلُوهُ  cümlesine atfedilmiştir. 

Menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.

وَ  atıf,  لٰكِنْ  istidrak harfidir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

لٰكِنْ  şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475) 

شُبِّهَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

قَتَلُوهُ - قَتَلْنَا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قَتَلُوهُ - صَلَبُوهُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ  ayetindeki  teşbih (benzetme) meselesinde çeşitli rivayetler vardır ki başlıca iki görüş vardır:

I. Kelamcıların birçoğu demiştir ki  ; Yahudiler Hazreti İsa’yı öldürmek istedikleri zaman Allah onu göğe kaldırdı. Yahudi reisleri de halkın fitneye düşmesinden korktular, bir insan tuttular, öldürüp astılar ve insanlara: “Mesih işte bu” diye aldatarak ilan ettiler. Çünkü halkın çoğunluğu onu şahsen değil, ancak ismiyle tanıyorlardı.

II. İsa’nın benzeri birine ilka olundu, başka bir insan ona benzetildi, ona benzer bir şekle konuldu demektir, demişlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi o kimselerin bilinen bir grup olduğuna işaret etmesinin yanında o kişilerin adını anmanın kerih görüldüğünü belirtir. 

Müsnedün ileyh makamındaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Lam-ı muzahlakanın dahil olduğu  لَف۪ي شَكٍّ  cümlesi  اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütelliktir. 

ف۪ي شَكٍّ  ibaresinde istiare vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  شِقَاقٍ  içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  شَكٍّ  hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Onlardaki şüphenin derecesini etkili bir şekilde belirtmek için bu üslup kullanılmıştır.

شَكٍّ  ’deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder. 

شَكٍّ  kelimesi, karışık bilgi için kullanıldığı gibi mutlak tereddüt anlamında ve ilmin (kesin bilginin) karşıtı olarak da kullanılır. İşte bundan dolayıdır ki şek, [Onların o konuda hiçbir bilgileri yoktur; sadece zanna uyuyorlar.] ifadesi ile de tekid edilmiştir. Şek, cehalet; ilim ise kesin bilgi olsun veya olmasın, kalbin mutmain olduğu inanç (itikat) olarak da tefsir edilebilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِه۪  car-mecruru,  عِلْمٌ ‘ un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  عِلْمٍ ‘ deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. 

اِلَّا  istisna edatıdır. 

اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ  müstesnadır. İstisna, munkatıadır. Çünkü zanna tâbi olmak ilim cinsinden değildir. “Fakat zanna tâbi oluyorlar.” anlamındadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنّ  [Ancak zanna tâbi oldular.] ifadesine te’kîdü’z-zem bimâ yüşbihü’l-medh sanatı vardır. Çünkü bilmemek yergiyi hak eden bir davranıştır ve ondan istisna edilen de yine yergiyi gerektiren “bilmenin dışındaki zan”dır. 

يَق۪ينًا - الظَّنّ  ve  يَق۪ينًا - شَكٍّ  kelime grupları arasında tıbâk-ı îcab, شَكٍّ - الظَّنِّۚ - اخْتَلَفُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ  [Onlar sadece zanna tâbi oluyorlar.] cümlesinde istiare vardır. Bu tabirde zannın tasviri abartılarak kendilerini her taraftan kuşatmış, bütünüyle akıllarına galebe çalmış olması sebebiyle emri dinlenen davetçi, izinden gidilen komutan konumuna konmuştur.


وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪يناًۙ

 

وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪ينًا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümle menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.

يَق۪ينًا  masdardan naib olarak gelmiş mef’ûlü mutlaktır.

مَا قَتَلُوهُ يَق۪ينًا  [Onu gerçekten öldürmediler.] cümlesinde de zamirin Mesih’e değil de zanna ait olmasına göre zannı öldürme tabirinde istiare vardır. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)