Yunus Sûresi 94. Ayet

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ  ٩٤

Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنْ eğer
2 كُنْتَ isen ك و ن
3 فِي içinde
4 شَكٍّ kuşku ش ك ك
5 مِمَّا şeyden
6 أَنْزَلْنَا indirdiğimiz ن ز ل
7 إِلَيْكَ sana
8 فَاسْأَلِ o halde sor س ا ل
9 الَّذِينَ kimselere
10 يَقْرَءُونَ okuyan(lara) ق ر ا
11 الْكِتَابَ kitap ك ت ب
12 مِنْ
13 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
14 لَقَدْ andolsun ki
15 جَاءَكَ sana geldi ج ي ا
16 الْحَقُّ gerçek ح ق ق
17 مِنْ
18 رَبِّكَ Rabbinden ر ب ب
19 فَلَا sakın
20 تَكُونَنَّ olma ك و ن
21 مِنَ -den
22 الْمُمْتَرِينَ şüpheye düşenler- م ر ي
 
Burada kime hitap edildiği hususunda birçok yorum yapılmıştır (Râzî, XVII, 160-162). Hz. Peygamber’e hitap edildiğini kabul edenler, âyetin devamındaki ifadelerden onun Allah’ın âyetlerini yalan sayanlardan olabileceği ve bu hususta uyarıldığı gibi sakıncalı bir sonucun çıkacağını dikkate alarak, bunu Türkçe’deki “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!” şeklinde ifade edilen ve Arapça’da “ta‘rîz” adıyla bilinen üslûp çerçevesinde düşünmek gerektiği veya Resûlullah’ın çevresindeki inkârcılara böyle söylemesinin istendiği gibi izahlar yapmışlardır. Ancak Resûlullah’ın beşer olarak şüphelenmesinin mümkün olduğu, fiilen böyle bir durumun olmamasının da Allah’ın takdir ve inâyetinin sonucu olduğu düşünülebilir. Öte yandan, burada “ey insanoğlu!” gibi bir hitabın bulunduğunun ve ilâhî vahye muhatap olan insana seslenilmiş olduğunun kabulü ise, önceki âyetlerde hatırlatılan peygamber kıssalarının hemen ardından yer verilen bu ikazı daha anlamlı kılmakta ve bu kıssadan çıkarılacak derslerin evrenselliğini daha belirgin biçimde ortaya koymaktadır. 
 94. âyetteki “kitâp”tan maksadın Hz. Muhammed’den önceki peygamberlerin getirdikleri vahiyler ve “daha önce kitabı okuyanlar”dan maksadın da bu peygamberlere mensup kişiler olduğu müfessirler tarafından genellikle kabul edilir. Öte yandan birçok müfessir yahudilerden belirli kişilerin isimlerini zikrederek buradaki buyruğu somut bir anlatıma kavuşturmak istemişler, hatta bazıları –Mekke döneminde bu yahudilerle temasın bulunmadığını göz önüne alarak– bu iki âyetle müteakip âyetin Medine’de indiğini ileri sürmüşlerdir. Fakat burada bir varsayımdan hareketle, bütün zamanları ve şahısları kapsayan genel ve soyut bir buyruğun söz konusu olduğunu kabul etmek sözün önüne ve sonuna daha uygun düşmektedir (Reşîd Rızâ, XI, 480).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 136-137
 

شكّ Şekke : شَكٌّ insanın zihninde iki çelişiğin birbirine denk ve muadil görünmesidir. Bu kökün aslına dair iki ihtimal vardır: Birincisi; bir nesneye mızrak sapladı/batırdı anlamındaki شَكَّ fiilinden olabilir ki bu sanki mızrağın saplandığı delik yüzünden düşüncenin içinde sabit kalacağı ve kendisine dayanacağı bir karargah bulamayacağı bir durumda olduğu ifade edilmek istenir. İkincisi üst kolun yan böğüre yapışması anlamındaki شَكٌّ kelimesinden istiare edilmiştir ki iki çelişiğin birbirine yapışarak anlama ve ayırdetme kuvvesinin o ikisini ayırıp girecek bir yer bulamamasını ifade eder. Türkçede de kullanılan şike شِكَةٌ sözcüğü kendisinin bölüp ayırmada kullanıldığı silahlardır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de şek şeklinde isim olarak 15 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şekk (şüphe) ve meşkuktur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ 

 

فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

كُنْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ  muttasıl zamiri  كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur.  فٖي شَكٍّ  car mecruru  كُنْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

ما  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  شَكٍّ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اَنْزَلْـنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَيْكَ  car mecruru  اَنْزَلْـنَٓا  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

سْـَٔلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَقْرَؤُ۫نَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِكَ  car mecruru  يَقْرَؤُ۫نَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt)  ف ’si gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt) ف ’si gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt)  ف ’si gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْزَلْـنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ

 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

جَٓاءَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur.  مِنْ رَبِّكَ  car mecruru  جَٓاءَكَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إذا وعيته فلا تكوننّ  şeklindedir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَكُونَنَّ  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. تَكُونَنَّ ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مِنَ الْمُمْتَرٖينَ  car mecruru  تَكُونَنَّ  ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid  نَ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

الْمُمْتَرٖينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ 

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , istînâfiyyedir. 

Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi  اِنْ  ve  كان ’nin dahil olduğu اِنْ كُنْتَ فٖي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ  cümlesi şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. فٖي شَكٍّ  car-mecruru, كان ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

فٖي شَكٍّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  شَكٍّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  şüphe, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  شَكٍّ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle  شَكٍّ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan  اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَنْزَلْـنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

ما أنْزَلْنا ’dan maksat, bu suredeki kıssalardan nazil olan kelamın teferruatlandırıldığı vahiylerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَسْـَٔلِ الَّذٖينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَسْـَٔلِ  fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ ’nin sıla cümlesi olan  يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَقْرَؤُ۫نَ - الْكِتَابَ  ve  الَّذٖينَ - مَّٓا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

Allah'ın Mekke halkına örnek kıldığı kıssaların siyakına ilişkin bir tefrî’ ve benzerlerinin başına gelenler hakkında bir nasihattır. Bu tefrî’ ile bir üsluptan diğer üsluba geçilmiştir. Her ikisi de yalanlayanlara tarizdir. Önceki üslup onlara benzer ümmetlerin başına gelenin kendilerinin de başına geleceği uyarısı şeklinde bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فاسْألِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الكِتابَ مِن قَبْلِكَ  cümlesi, Ehl-i Kitaba senin onlara haber verdiğin şeylere benzer haberlerin mahiyeti hakkında bir takrir (onaylama) ve şahitlik sorusu sor demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cenab-ı Hakk'ın,  اِنْ كُنْتَ  sözünün başındaki  اِنْ  olumsuzluk manasındadır. Buna göre mana, “Sen daha önce bir şüphe içinde değildin.” şeklinde olur. Yani “Sen şüphe ettiğin için delil talebinde bulunmanı biz sana emretmiyoruz. Biz ancak yakînini arttırasın diye delil talebinde bulunmanı emrediyoruz.” demektir. Nitekim Hz. İbrahim de ölülerin yeniden diriltilmesini bizzat görmekle yakînini arttırmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)


 لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen terkip, kasem üslubundadır. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ  cümlesinde istiare sanatı vardır. الْحَقُّ  iradesi olan canlılara mahsus  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Hakkın bir şahıs gibi gelecek olması onun önemini, azametini artırmaktadır. Ayrıca  مِنْ رَبِّكَ  ifadesi, bu manayı tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim, teşrif ve destek içindir.

Hükmün illetini belirtmek, Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için önceki cümledeki azamet zamirinden, bu cümlede Rab ismine geçişte iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

اَنْزَلْـنَٓا  ve  رَبِّكَ  arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu  (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

لَقَدْ جاءَكَ الحَقُّ مِن رَبِّكَ  şart ve onun cevabından kaynaklanan soru ifadesinin cevabı olarak gelmiş istînâf-ı beyâniyye cümlesidir. Sanki dinleyen “Onlara ne oluyor?” diye sorduğu zaman; cevap olarak لَقَدْ جاءَكَ الحَقُّ مِن رَبِّكَ  (Andolsun ki sana Rabbinden hak gelmiştir.) denilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır.  فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri,  إذا وعيته  (Onu idrak ettiğin zaman) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap cümlesi olan  لَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ۟ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden menfî isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

تَكُونَنَّ  fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

كُنْتَ  -  تَكُونَنَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

الْمُمْتَرٖينَ - شَكٍّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette teşâbüh-i etrâf sanatı vardır, ayet-i kerime şüphe ile başlamış ve bitmiştir. Aynı konu ile başlayıp aynı konu ile bitmesine teşâbüh-i etrâf sanatı denir.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’ deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 

Hitap Peygambere (s.a.v) ise de maksat ümmetidir ya da işiten herkestir. Yani ey dinleyici, eğer peygamberinin dili ile sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen böyle yap. Bunda şuna dikkat çekilmiştir ki kimin içine dinde şüphe girerse halli için hemen bir bilene koşmalıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bu tefrî’ onlardan olmaktan korktukları konusunda müşriklere bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

الْمُمْتَرٖينَ  kelimesinin kökü  مرى  fiilidir. Asıl olarak sağmak için dişi devenin memelerini temizlemek demektir. Bir işte şüpheye düşmek demektir.  شكّ  kelimesinden daha özeldir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

الِامْتِراءُ  kendisinde şüphe olmayan bir şeyden şüphe etmektir. Bu  الشَّكِّ ’den daha özeldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Başkası murad edildiği halde burada hitap, zahiren Hz. Muhammed’e (s.a.v) yapılmıştır. Bu, Cenab-ı Hakk’ın tıpkı, “Ey Peygamber, Allah'tan kork. Kâfirler ve münafıklara itaat etme…” (Ahzab Suresi, 1); “Eğer Allah’a şirk koşarsan, celâlim hakkı için amelin boşa gider…” (Zümer Suresi, 65) ve “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, ‘Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki tanrı edininiz.’ diyen sen misin?” (Maide Suresi, 116) ayetlerinde olduğu gibidir. Yine “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit, sen anla!” deyimi de meşhur olan darb-ı mesellerdendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)