Yunus Sûresi 93. Ayet

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  ٩٣

Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun
2 بَوَّأْنَا yerleştirdik ب و ا
3 بَنِي oğullarını ب ن ي
4 إِسْرَائِيلَ İsrail
5 مُبَوَّأَ bir yere ب و ا
6 صِدْقٍ iyi ص د ق
7 وَرَزَقْنَاهُمْ ve onları rızıklandırdık ر ز ق
8 مِنَ
9 الطَّيِّبَاتِ temiz şeylerle ط ي ب
10 فَمَا
11 اخْتَلَفُوا ayrılığa düşmediler خ ل ف
12 حَتَّىٰ kadar
13 جَاءَهُمُ kendilerine gelinceye ج ي ا
14 الْعِلْمُ ilim ع ل م
15 إِنَّ şüphesiz
16 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
17 يَقْضِي hükmünü verir ق ض ي
18 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
19 يَوْمَ günü ي و م
20 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
21 فِيمَا hususlarda
22 كَانُوا oldukları ك و ن
23 فِيهِ onda
24 يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri خ ل ف
 
İsrâiloğulları’nın ilâhî bir emir uyarınca Mısır’dan ayrılmaları zamanı gelmiş ve bu amaçla yola çıkmışlardı. Zalimliğinden ve inadından ödün vermek istemeyen Firavun ve adamları da hışımla onların peşine düşmüşlerdi. İşte bu sırada bir mûcize gerçekleşti: Deniz yarıldı, İsrâiloğulları Allah’ın yardımıyla denizin öteki yakasına geçmeyi başardılar, Firavun ve taraftarları ise boğuldular (bk. Bakara 2/50; A‘râf 7/136; Enfâl 8/54).
 Boğulacağını anlayan Firavun’un o esnada iman sözcüklerini söylemiş olması, 91. âyetteki ifade ve diğer deliller ışığında geniş biçimde tartışılmış ve farklı kanaatler ileri sürülmüş olmakla birlikte, İslâm âlimlerinin çoğunluğu Firavun’un bu imanının geçerli olmadığı sonucuna ulaşmışlardır.
 Mısır’da firavunların cesetleri mumyalanarak koruma altına alınıyordu. 92. âyetten ise Hz. Mûsâ’ya karşı direnen ve denizde boğulan bu Firavun’un cesedinin mumyalanmadan, bir mûcize eseri korunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Cebelein mevkiinde, mumyalanmadığı halde hiç bozulmamış bir ceset bulunmuştur. British Museum’da muhafaza edilen bu cesedin en az 3000 yıllık olduğu tesbit edilmiştir (Firavun, Firavun’un boğulması, âyetteki “deniz” ile nerenin kastedildiği ve son andaki imanıyla ilgili görüşler hakkında bk. A‘râf 7/135-136; Ömer Faruk Harman, “Firavun”, DİA, XIII, 118-121).
 93. âyette İsrâiloğulları’nın Firavun’un zulmünden kurtarıldıktan sonra seçkin, güzel ve emin bir yere yerleştirildikleri, nimetlerle donatıldıkları ve ancak ilim geldikten sonra ayrılığa düştükleri belirtilmektedir (bu yerin neresi olduğu hakkındaki görüşler için bk. A‘râf 7/137; “ilmin gelmesi” ve “ihtilâfa düşmeleri”nin anlamı hakkında bk. Âl-i İmrân 3/19).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 135
 

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

بَوَّأْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَنِٓي  mef’ûlün bih olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.  مُبَوَّاَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَزَقْنَاهُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  مِنَ الطَّيِّبَاتِ  car mecruru  رَزَقْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَوَّأْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بوأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الطَّيِّبَاتِۚ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اخْتَلَفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir.

جَٓاءَهُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  الْعِلْمُ  fail olup damme ile merfûdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اخْتَلَفُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف ’dır.

İftiâl bâbı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

 

 

 

  اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَقْضٖي  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَقْضٖي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. بَيْنَهُمْ  mekân zarfı  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَوْمَ  zaman zarfı  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  فِي  harf-i ceriyle  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. فٖيهِ  car mecruru  يَخْتَلِفُونَ  fiiline mütealliktir. يَخْتَلِفُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

يَخْتَلِفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَوْمَ  hem cümleye, hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olan zarflardandır. Cümleye muzâf olduğunda, muzâfun ileyh cümlesinin başında  اَنْ  bulunmaz. Bu duruma pratikte çok rastlanılmaktadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Âşûr önceki cümlelere matuf olduğunu söylemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  

Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Mef’ûl konumundaki  مُبَوَّاَ , mef’ûlu mutlaktır. 

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  مُبَوَّاَ صِدْقٍ  izafetinde, صِدْقٍ  sıfattır. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

بَوَّأْنَا  ve  رَزَقْنَاهُمْ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

رَزَقْنَاهُمْ  fiiline müteallik olan  مِنَ الطَّيِّبَاتِ  car-mecruru, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

بَوَّأْنَا - مُبَوَّاَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

مُبَوَّاَ  (yerleşme yeri) kelimesi,  صِدْقٍ  (doğruluk) kelimesiyle vasfedilmiştir; zira Arapların örfü şudur: Onlar, bir şeyi övdükleri zaman onu, sıdk kelimesine muzâf kılarlar da mesela (doğru adam), (uğurlu, mübarek ayak) derler. Nitekim Cenab-ı Hakk da  وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنٖي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖي مُخْرَجَ صِدْقٍ  (Ve şöyle de: “Beni güzel bir şekilde girdir, güzel bir şekilde çıkar.) (İsra Suresi, 80) buyurmuştur. Bunun sebebi şudur: O iş, tam vaktinde ve kıvamında olup öngörülen gayeye de elverişli ve müsait olunca onun hakkında hatıra gelen her türlü haberin, evet işte onun hakkındaki bu zannın mutlaka doğru olması gerekir. Alimler, bu ayetteki “İsrailoğulları” lafzıyla kastedilenlerin, Hz. Musa zamanındaki Yahudiler mi yoksa Hz. Muhammed zamanındaki Yahudiler mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Bu cümleyle matufun aleyh arasında meskutun anh mevcuttur.

Bu cümlede fiil  لم  ile değil, ما  ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل  sözü لقد فعل  cümlesini, لم يفعل  sözü, فعل  cümlesini olumsuzlar. ما  harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Sibeveyh; Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 262, Yasin/69)

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. حَتّٰى  ile birlikte  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir.

جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ [İlmin gelmesi] ibaresinde istiare vardır.  الْعِلْمُ , canlılara mahsus  جَٓاءَ  fiiline isnad edilerek, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اخْتَلَفُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

الخَلْفُ  kelimesi,  الوَرَاء  (arka) manasındadır.  ت  harfinin ziyade edilmesi mübalağa kastı içindir. Tıpkı  كَسَبَ  fiilinin mübalağa için  اِكْتَسَبَ  olması gibi. Böylece ihtilafın şiddetli olduğunu gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar edilmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)

Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi Allah’ın rububiyyet sıfatını ön plana çıkarma kastına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Hükmün illetini belirtmek, Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette gaib zamire geçişte iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim, teşrif ve destek içindir. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

اِنَّ ’in haberi olan  يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ , nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.

كان ’nin haberinde takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  ف۪يهِ  önemine binaen amili olan  يَخْتَلِفُونَ  ’ye takdim edilmiştir.

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)

اخْتَلَفُوا - يَخْتَلِفُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

İlim insanın ihtilafa düşmesine sebep olabiliyor. Kur’an’da birçok yerde ilim geldikten sonra ihtilafa düşenlerden söz edilmiştir. Nefse dikkat edilmelidir.

Bu cümle mesel tarikinde olmayan tezyîl cümlesidir. Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

بَوَّأْنَا  ve  رَبَّكَ  arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  cümlesi tezyîl ve tehdittir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)