وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا | ve |
|
| 2 | نُكَلِّفُ | biz teklif etmeyiz |
|
| 3 | نَفْسًا | hiç kimseye |
|
| 4 | إِلَّا | başkasını |
|
| 5 | وُسْعَهَا | gücünün yetiğinden |
|
| 6 | وَلَدَيْنَا | ve katımızda vardır |
|
| 7 | كِتَابٌ | bir Kitap |
|
| 8 | يَنْطِقُ | söyleyen |
|
| 9 | بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
| 10 | وَهُمْ | ve onlara |
|
| 11 | لَا | asla |
|
| 12 | يُظْلَمُونَ | haksızlık edilmez |
|
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نُكَلِّفُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. نَفْساً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. وُسْعَهَا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نُكَلِّفُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلف ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Mekân zarfı لَدَيْنَا mahzuf mukaddem habere mütealliktir.Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كِتَابٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. يَنْطِقُ بِالْحَقِّ cümlesi, كِتَابٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَنْطِقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِالْحَقِّ car mecruru يَنْطِقُ fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يُظْلَمُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُظْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin, 57. ayetteki … اِنَّ الَّذ۪ينَ cümlesine matuf olduğu da söylenmiştir. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasr üslubu ile cümle, olumlu ve olumsuz olmak olmak üzere iki anlam ifade etmektedir.
Nefy ve istisna harfiyle oluşan ve fiille mef’ûl arasındaki kasr, cümleyi tekid etmiştir. نُكَلِّفُ , maksur/sıfat, وُسْعَهَا maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Her nefis sadece ve sadece, gücünün yettiğiyle mükelleftir.
نُكَلِّفُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا cümlesinde istiare sanatı vardır. Mekân için kullanılan وُسْعَهَاۘ , kapsamın umumu için müstear olmuştur. Gücün yetmesi, çok sayıda insanı içinde barındırabilecek geniş bir alana benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
نَفْساً ’deki nekrelik, kıllet ve cins içindir. Menfî siyakta nekre selbin umum ve şumûlüne delalet eder.
وُسْعَهَا ; kapasite, واۚسعَ ; geniş demektir. Dar kelimesinin zıddıdır. Bu kelimede istiare vardır. Zor amelleri yüklenen nefs; içindeki şey için genişleyen zarfa benzetilmiştir. Böylece وُسْعَهَا kelimesi son derece zor manasında olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Bakara/233)
Kasr, fiil ile mef’ûl arasında olursa kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vâki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ
Bu cümle, atıf harfi وَ ‘ la ayetin ilk cümlesine atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Mekan zarfı لَدَيْنَا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. كِتَابٌ , muahhar mübtedadır. Nekre gelmesi tazim içindir.
يَنْطِقُ بِالْحَقِّ cümlesi, muahhar mübteda olan كِتَابٌ için sıfatıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen لَدَيْنَا izafetinde azamet zamirine muzâf olan لَدَيْ , tazim edilmiştir.
يَنْطِقُ , delalet için müstear olmuştur. Kitabın gerçeği telaffuz etmesi ifadesinin, içinde yazılan harflerin seslere sahip olmasına ve Allah'ın gücünün sınırsız olması anlamında olmasına cevaz vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ [Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır.] cümlesi güzel bir istiaredir. Zira söz söylemek, sadece dili ile konuşan kimselere mahsustur. Halbuki kitabın dili yoktur. Yüce Allah, kitabın son derece açıklayıcı ve delillerini ortaya koyucu olduğunu vurgulamak ve onu konuşan dile benzetmek maksadıyla, istiare yoluyla, kitabı konuşma sıfatı ile niteledi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
Bu kelam, makablinin tamamlayıcısı mahiyetinde olup onlara teklif edilen amellerin ve o amellere terettüp eden hesap, mükâfat ve ceza hallerini beyan etmektedir. Bu kitaptan murad, insanların hesap sırasında okuyacakları amel defterleridir. Nitekim يَنْطِقُ بِالْحَقِّ [hakkı konuşan] ifadesinden anlaşılmaktadır. Diğer bir ayette de şöyle denilmektedir: İşte bu kitabımız hakkı konuşmaktadır. Çünkü şüphesiz biz yaptıklarınızı kayıt ediyorduk. "Yani Bizim katımızda öyle bir kitap var ki, her ferdi amelleri, yahut amellerde önde gidenler ile asgari derecede olanların amelleri olduğu gibi onda tespit edilmiştir. Yoksa bu kitapta eskilerin amelleri tespit edilmiş de sonrakilerin amelleri ihmal edilmiş değildir. Bu itibarla bu kelam, insanların mazeretlerini de ortadan kaldırmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Ayetin son cümlesine dahil olan وَ , haliyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidai kelamdır. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.
Munfasıl zamir هُمْ müsnedün ileyh, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan لَا يُظْلَمُونَ cümlesi, müsneddir. Müsnedin menfî muzari sıygada gelmesi hükmü takviye, tecessüm, teceddüt ve istimrar ifade eder.
Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُظْلَمُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Bu cümle önceki manayı pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ cümlesi, Kur’ân’da 11 kez tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, S. 314)
Bundan önce Allah'ın (c.c) teklifte ve amellerin yazımında lütufkârlığı beyan edildikten sonra burada da O'nun cezadaki keremi ve adaleti beyan edilmektedir. Yani insanlar, ceza ve mükâfatta, mükâfatın eksiltilmesi yahut azabın artırılması suretiyle haksızlığa uğratılmazlar; fakat teklif olundukları ve amel defterlerinin hak olarak konuştuğu amelleri miktarınca karşılık görürler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)