Enbiyâ Sûresi 112. Ayet

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ  ١١٢

(Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân’dır” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 رَبِّ Rabbim ر ب ب
3 احْكُمْ hükmet ح ك م
4 بِالْحَقِّ hak ile ح ق ق
5 وَرَبُّنَا ve Rabbimiz ر ب ب
6 الرَّحْمَٰنُ çok merhamet edendir ر ح م
7 الْمُسْتَعَانُ O’nun yardımına sığınılır ع و ن
8 عَلَىٰ karşı
9 مَا şeye
10 تَصِفُونَ sizin nitelendirdiğiniz و ص ف
 
Müşrikler, özellikle onların ileri gelenleri, sırf kendi bâtıl dinlerini ve onun sayesinde sahip oldukları toplumsal statülerini, ekonomik ayrıcalıklarını koruma güdüsüyle Kur’an’ı sihir, hayal mahsulü, şiir, efsane, uydurma gibi vasıflarla nitelemek suretiyle onun kitleler üzerindeki tesirini kırmaya çalışıyorlardı; Allah hakkında da bâtıl sözler söylüyor, O’na ortak koşuyor ve Allah’ın çocuk sahibi olduğunu iddia ediyorlardı. Hz. Muhammed hakkında ise sihirbaz, şair, mecnun, kâhin gibi onun şanına yakışmayacak çirkin nitelemelerde bulunuyorlardı. Bu haksız ve çirkin isnatlar karşısında Hz. Peygamber hâkimler hâkimi olan Allah’ın merhametine ve yardımına sığınarak kavmi ile kendisi arasında hak ile hükmetmesini istemiştir. 
 
Başka bir anlayışa göre müşrikler, müslümanların ileride zillet ve mağlûbiyete uğrayacaklarını, kısa zamanda zayıflayacaklarını, sonra da İslâm’ın büsbütün ortadan kalkacağını umuyorlardı. Onların bu temennilerine karşı Hz. Peygamber de Allah’ın merhametine sığınıp yardımına güveniyordu, kimin galip kimin mağlûp olacağına dair hükmü Allah’ın vermesini diliyordu. Müfessirler Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’in duasını kabul buyurduğunu ve müşriklere ilk genel cezayı Bedir Savaşı’nda verdiğini ifade etmişlerdir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 706
 

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l-kavli  رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقّ ’dur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  احْكُمْ بِالْحَقّۜ ’dir.

احْكُمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.  بِ  harf-i ceri mülâbese içindir.  بِالْحَقِّۜ  car mecruru  احْكُمْ  fiiline mütealliktir. 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَبُّنَا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الرَّحْمٰنُ  haber olup damme ile merfûdur.  الْمُسْتَعَانُ  ikinci haber olup damme ile merfûdur. مَا  ve masdar-ı müevvel  عَلٰى  harf-i ceriyle  الْمُسْتَعَانُ ’ye mütealliktir.

تَصِفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

الْمُسْتَعَانُ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istifâl babının ism-i mef’ûlüdür.

 

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ

 

İstinaf cümlesi olarak fasılla gelen ayette Allah Teâlâ, Hz.Peygamberin sözlerini bildiriyor. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Hz. Peygamberin Rabbine seslenişi olan mekulü’l-kavl cümlesi  رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقّ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Kur'an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla  رَبّ  kelimesinden önce nida harfi hazf olur. (Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz ifade kastına matuf, münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde Rab isminin Hz. Peygambere aid mahzuf zamire muzaf olmasıyla  Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. 

Bu izafette mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Nidanın cevabı olan  احْكُمْ بِالْحَقّ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

احْكُمْ ‘ya müteallik olan  بِالْحَقّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Allah Teâlâ’nın sözündeki  بِالْحَقّ ’deki  بِ  harf-i ceri mülâbese içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

الرَّحْمٰنُ , müsnedün ileyh olan  رَبُّنَا ’dan bedel,  الْمُسْتَعَانُ  haberdir. Haberdeki tarif, kasr ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Müsnedün ileyh  رَبُّنَا , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Hz. Peygamber ve Müslümanlara ait mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellimin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Ayetin ilk cümlesindeki müfret mütekellim zamirinden, bu cümlede cemi mütekellim zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

الرَّحْمٰنُ , müsnedün ileyhten bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müsned olan  الْمُسْتَعَانُ ‘nin, الْ  takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğuna işaret etmesinin yanında kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. رَبُّنَا  mevsûf/maksur, الْمُسْتَعَانُ  sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.

الْمُسْتَعَانُ  ve  الرَّحْمٰنُ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.

Rububiyet vasfını öne çıkarmak için tekrarlanan Rab isminde, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Masdar harfi  مَا  ve sıla cümlesi  تَصِفُونَ , masdar tevilinde  عَلٰى  harf-i ceriyle  الْمُسْتَعَانُ ’ya mütealliktir. Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)Bu ayet, Peygamberimizin (s.a.v) duasını hikâye etmektedir. Yani ey Rabbim! Bizimle Mekke halkı arasında adaletli hükmünü ver ki, bu ilâhî adalet, acil ağır bir azabı gerektirmektedir. Peygamberimizin (s.a.v) bu duası kabul olundu. Nitekim onlar Bedir Savaşı’nda cezalandırıldılar hem de nasıl cezalandırıldılar! (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Beyzâvî şöyle der: “Cenab-ı Hak bu sureyi, [De ki: Ya Rabbi hak ile hükmet] ifadesiyle bitirmiştir. Çünkü Hz. Peygamber onlara tebliğ ve beyanda bulunma hususunda zirveye çıkmış, onlar da ona eziyet etme ve onu yalanlama hususunda doruk noktaya varmışlardı. Böylece Cenab-ı Hakk'ın ona bunu emretmesinin nihai gayesi, onu teselli etmek ve maksadının da onların maslahatını gözetmek olduğunu bildirmek olmuştur. Binaenaleyh onlar, ille de küfürlerini devam ettirmek isterlerse Seninle onlar arasında ya cihadla veya başkasıyla olan azabı hemencecik vermek yahut bunu tehir etmek suretiyle Seninle onlar arasında hakla hükmetmesi için Rabbine dönüp O'na yalvarıp yakarman lazımdır... Gecikse bile olacak olan şey, yakın sayılır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

احْكُمْ - الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ  kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

Bundan önceki cümlede Peygamberimiz (s.a.v),  رَبِّ / Rabbim! demiş, çünkü bu kabil dua, Peygamberimize mahsus vazifelerdendir. Bu cümlede ise  رَبُّنَا / Rabbimiz demiş, çünkü yardım dilemek, bütün müminler için umumi vazifelerdendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Surenin sonunda kıyametin zikredilmesi, başında zikredilen hesabın yaklaşması ve insanların gaflet içinde bundan yüz çevirmiş olmaları manasıyla uyumludur. Kur’an, beliğ olduğunu, onların nispet ettikleri sihir ve benzeri şeylere karşı risaletin rahmet olduğunu, ilk ayetlerde zikredilen acele ettikleri şeylerin detaylarını zikretmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 246)

Bu suredeki ayetlerin çoğunda son kelimeler cemi müzekker salim kalıbında gelerek, güzel seci örnekleri oluşturmuştur.

Surenin genelinde olduğu gibi son sayfadaki ayetlerin fasılalarındaki  وَ - ن  ve  يْ - ن  harfleriyle oluşan seci, muhatabı etkileyen bir ahenk oluşturmaktadır. Bu özellik Kur’an’ı dinleyen kişide derin bir tesir bırakır. Ayet sonlarındaki bu mükemmel uyum, secî ve lüzum ma la yelzem sanatlarının en güzel örneklerindendir.

Lüzum ma la yelzem; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Kur’an-ı Kerim’in her suresinde olduğu gibi bu sure de, başlangıca ve makama uygun, en güzel şekilde son bulmuştur.

Hüsn-i intihâ; mütekellimin sözünü makâma ve girişe uygun güzel bir şekilde tamamlamasıdır. Kur’an’daki surelerin sonu bu sanatın en güzel örnekleridir.  (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)