وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ ٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَرَى | ve görürler |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | أُوتُوا | kendilerine verilen(ler) |
|
| 4 | الْعِلْمَ | bilgi |
|
| 5 | الَّذِي |
|
|
| 6 | أُنْزِلَ | indirilenin |
|
| 7 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 8 | مِنْ | -nden |
|
| 9 | رَبِّكَ | Rabbi- |
|
| 10 | هُوَ |
|
|
| 11 | الْحَقَّ | gerçek olduğunu |
|
| 12 | وَيَهْدِي | ve ilettiğini |
|
| 13 | إِلَىٰ |
|
|
| 14 | صِرَاطِ | yoluna |
|
| 15 | الْعَزِيزِ | mutlak galib |
|
| 16 | الْحَمِيدِ | ve hamde layık olanın |
|
Burada sözü edilen “kendilerine bilgi verilenler” ile Abdullah b. Selâm gibi Ehl-i kitap’tan İslâmiyet’i kabul edenlerin veya Hz. Muhammed’in ashabının ya da onun ümmetinden olan herkesin kastedildiği yorumları yapılmıştır (Taberî, XXII, 62; İbn Atıyye, IV, 406).
Bize göre burada “aklını ve bilgisini iyi kullanan” bütün insanlar kastedilmiştir.
Kur'an Yolu Tefsiri Yolu Cilt: 4 Sayfa: 413
وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَرَى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merf’ûdur. İsm-i mevsûlun sılası اُو۫تُوا ’dür. Îrabdan mahalli yoktur.
اُو۫تُوا fiili mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْعِلْمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
الَّـذ۪ٓي müfred müzekker has ism-i mevsûl amili يَرَى ’nın mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو’dir. اِلَيْكَ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir.
مِنْ رَبِّ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هُوَ fasıl zamiridir. الْحَقَّ amili يَرَى ’nın ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
اُو۫تُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَهْد۪ٓي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلٰى صِرَاطِ car mecruru يَهْد۪ٓي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَز۪يزِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَم۪يدِ kelimesi الْعَز۪يزِ ’ün sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil hudus, istimrâr, teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَرَى fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اُو۫تُوا الْعِلْمَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tazim ve teşvik amacına matuftur.
اُو۫تُوا الْعِلْمَ ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede ilim alınıp verilebilen bir maddeye benzetilmiştir. Çünkü vermek, gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, Allah'ın, o kişileri alim sıfatıyla muttasıf kıldığını bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يَرَى fiilinin mef’ûlü konumundaki has ism-i mevsûl الَّـذ۪ٓي ’nin sıla cümlesi اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Fasıl zamiri هُوَ ile tekit edilmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
اُنْزِلَ - اُو۫تُوا fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
مِنْ رَبِّكَ ve اِلَيْكَ car-mecrurları, اُنْزِلَ fiiline mütealliktir.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzafun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Önceki azamet zamirden bu ayette Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için Rab ismine geçişte, iltifat sanatı vardır.
يَرَى fiilinin ikinci mef’ûlü olan الْحَقَّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
يَرَى fiili ilim manasında kullanılmıştır. Sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen ru’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi 77, s. 307)
الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ ifadeleri يَرَى fiilinin iki mef‘ûlüdur; هُوَ ise fasıl içindir. الْحَقَّ diye merfû okuyan ise هُوَ ’yi mübteda, الْحَقَّۙ ’yu haber ve bu ikisinden oluşan cümleyi ikinci mef‘ûl yapmış olur. يَرَى kelimesinin mahallen mansub ve لِيَجْزِيَ kelimesine matuf olduğu da söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ
Cümle atıf harfi وَ ‘la يَرَى fiilinin mef’ûlü olan الْحَقَّ ’ya atfedilmiştir. Cihet-i camia, tezâyüftür.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrâr, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Veciz ifade kastına matuf صِرَاطِ الْعَز۪يزِ izafetinde عَز۪يزِ ismine muzâf olması, sırat için tazim ve teşrif ifade eder.
الْحَم۪يدِ kelimesi الْعَز۪يزِ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الْعَز۪يزِ ve الْحَم۪يدِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
صِرَاطِ الْعَز۪يزِ [Azîz’in yolu] ibaresinde istiare vardır. Allah’ın dini yola benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki amaca ulaştırma özelliğidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.