تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٢٥٢
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. اٰيَاتُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. نَتْلُوهَا cümlesi, اٰيَاتُ اللّٰهِ 'nin hali olarak mahallen mansubdur.
نَتْلُو fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْكَ car mecruru نَتْلُوهَا fiiline mütealliktir.
بِالْحَقّۜ car mecruru نَتْلُوهَا ‘ deki failin ya da mef’ûlun yada عَلَيْكَ car mecrurun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ملتبسين بالحقّ أو ملتبسة بالحقّ أو ملتبسا بالحقّ (Hakla, hakikatle kuşanmış olarak) şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamir, اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’ nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ car mecruru اِنَّ ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın ,Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
مُرْسَل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ
Ayet, istînafiye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ismiyle marife oluşu, işaret edilenin, yani ayetlerin mertebesinin yüceliğini gösterir, önemini vurgular ve ona tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır.
Bilindiği gibi işâret ismi, mahsûs şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiâre olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
ءَایَـٰتُ ٱللَّهِ izafetinde tüm esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafzâ-i celâle muzaf olması ءَایَـٰتُ için tazim ve teşrif ifade eder.
تِلْكَ آياتُ اللَّهِ نَتْلُوها عَلَيْكَ بِالحَقِّ cümlesinde iltifat vardır. Azamet nununa isnad edilerek habere dikkat çekilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsned olan اٰيَاتُ اللّٰهِ ‘nin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında müsnedün ileyhe tazim ifade eder. Çünkü müsned tazim anlamındaki kelimeye muzâf olmakla müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
Cümlede mütekelim Allah Teâlâ olduğu için ٱللَّهِ lafzında tecrîd sanatı vardır.
ذَ ٰلِكَ ve تِلْكَ ile müşarun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, S. 190)
آياتُ اللَّهِ ‘den hal olarak gelen نَتْلُوها عَلَيْكَ بِالحَقِّ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önceki cümledeki Allah isminden bu cümlede azamet zamirine iltifat edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
بِالحَقِّ car-mecruru, نَتْلُوها fiilinin failinden veya mef’ûlünden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
Son cümle hükümde ortaklık nedeniyle istînâf cümlesine atfedilmiştir.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ car-mecruru اِنَّ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir.
الْمُرْسَل۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ kavlindeki hitap Resullullah (s.a.v) ‘e dir. Cümleyi إِنَّ ile tekid etmek haberin azametindendir. Sen Resulullahsın demeyip "resullerdensin" demesi inkâr edenleri red ve zatının (s.a.v) eşsiz bir resul olduğunu hatırlatmak içindir. Daha önceki resûller gibi onu da elçi olarak göndermiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1541)
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ [İşte bunlar Allah’ın ayetleridir.] Yani işte içerisinde [insanların] âdetlerini anlattığımız bu kıssalar açık işaretlerdendir. [Biz onları sana, doğru olarak anlatıyoruz.] Yani Cebrâil sana onları bizim emrimizle doğru olarak okuyor. وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا [Onların yaptıklarını yazarız.] (Yâsîn 36/12) ve اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ [Şüphesiz bizim elçilerimiz yazarlar.] (Yûnus 10/21) ayetlerinde buna temas edilmiştir. وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ [Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.] Senin peygamberliğinin delillerinden biri onlara bu kıssaları haber vermendir. Sen bunları ancak bizim bildirmemiz sayesinde biliyorsun. Artık seni tasdik etsinler. Çünkü sen bir peygambersin ve peygamberler doğruyu söylerler. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)