اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً ٢٦
اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ
İsim cümlesidir. اَلْمُلْكُ mübteda olup damme ile merfûdur. يَوْمَئِذٍ zaman zarfı mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. إذ mahzuf cümleye muzâftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.
الْحَقُّ kelimesi اَلْمُلْكُ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur. لِلرَّحْمٰنِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. يَوْماً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. عَلَى الْكَافِر۪ينَ car mecruru عَس۪يراً ’e müteallik olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. عَس۪يراً kelimesi يَوْماً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur لِلرَّحْمٰنِ mahzuf habere mütealliktir. يَوْمَئِذٍ , masdar kalıbındaki اَلْمُلْكُ ’ye mütealliktir. لِلرَّحْمٰنِ car-mecruru mahzuf habere mütealliktir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَلْمُلْكُ ‘ye müteallik olan zaman zarfı يَوْمَ , ihtimam için اَلْمُلْكُ ‘nün sıfatına takdim edilmiştir.
اَلْمُلْكُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
يَوْمَئِذٍ izafetinde, يَوْمَ , zaman zarfı إذ ’e muzâftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf bir cümleden ivazdır. Takdiri, تشقق السماء olan muzâfun ileyh cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْحَقُّ kelimesi, mübteda olan اَلْمُلْكُ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde لِلرَّحْمٰنِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً
Cümle, atıf harfi وَ ‘la istînaf cümlesine atfedilmiştir. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلَى الْكَافِر۪ينَ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak ve kasr ifadesi için amili olan عَس۪يراً ‘e takdim edilmiştir.
İki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve amili arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
عَلَى الْكَافِر۪ينَ , mevsûf/maksûrun aleyh, عَس۪يراً sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
عَس۪يراً kelimesi, كَانَ ’nin haberi olan يَوْماً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
عَس۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Kâfirler için zor bir gün olduğu belirtilen ayetin anlamına, müminler için kolay olduğu anlamı idmâc edilmiştir.
عَلَى الْكَافِر۪ينَ ’deki car mecrurun takdiminde izafî kasr vardır. Yani müminlere zor değildir (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
O gün hükümranlık, kulları için son derece merhametli olan Allah'a mahsus olmakla beraber kâfirler için pek zor bir gündür. Müminler için ise Allah'ın lütfu keremiyle o gün pek kolay bir gündür. Nitekim hadiste şöyle denilmektedir: “Kıyamet günü müminler için o kadar kolaylaştırılır ki dünyada kıldığı bir farz namazdan bile hafif geçer.” Bu cümle, makabli için bir izah mahiyetindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Buradaki “hak” kelimesi “mülk”ün sıfatıdır ve takdiri, “el-mülkü'l-Hakkı” şeklindedir. “Hak” kelimesinin, başında mukadder bir (kastediyorum, demek istiyorum) fiili ile mansub okunması da caizdir. “Hakimiyetin gerçek (hak) olarak nitelenmesi ise sona ermemesi ve değişmemesi manasınadır” denmiştir. Buna göre eğer “Böylesi mülk, zaten ancak Allah için söz konusudur. Binâenaleyh ayette ‘O gün gerçek hâkimiyet O'nundur.’ denilmesinin manası nedir?” denirse biz deriz ki: O gün, ne şeklen ne de gerçek manada, Allah Teâlâ dışında malik yoktur. Diğer günlerin aksine artık o gün, bütün hükümdarlar O'na boyun eğer, bütün yüzler O'na döner ve bütün zorbalar, O'nun önünde zilletini kabul eder.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪ير [Kâfirler için ise o pek yaman bir gündür] ayetinin manası açıktır. Çünkü Allah Teâlâ bütün halleri bilen ve dilediği her şeye kādir olandır. Diğer varlıklar ise acizlik yuları ve kahır gemi ile gemlenmiştir. Binaenaleyh o gün, kâfirler için çok zor bir gün olacaktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)