قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٥١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | مَا | neydi? |
|
| 3 | خَطْبُكُنَّ | durumunuz |
|
| 4 | إِذْ | zaman |
|
| 5 | رَاوَدْتُنَّ | murad almak istediğiniz |
|
| 6 | يُوسُفَ | Yusuf’un |
|
| 7 | عَنْ |
|
|
| 8 | نَفْسِهِ | nefsinden |
|
| 9 | قُلْنَ | dediler ki |
|
| 10 | حَاشَ | haşa |
|
| 11 | لِلَّهِ | Allah için |
|
| 12 | مَا |
|
|
| 13 | عَلِمْنَا | biz bilmiyoruz |
|
| 14 | عَلَيْهِ | onun |
|
| 15 | مِنْ | hiçbir |
|
| 16 | سُوءٍ | kötülüğünü |
|
| 17 | قَالَتِ | dedi |
|
| 18 | امْرَأَتُ | karısı da |
|
| 19 | الْعَزِيزِ | Aziz’in |
|
| 20 | الْانَ | işte şimdi |
|
| 21 | حَصْحَصَ | yerini buldu |
|
| 22 | الْحَقُّ | hak |
|
| 23 | أَنَا | ben |
|
| 24 | رَاوَدْتُهُ | murad almak istemiştim |
|
| 25 | عَنْ |
|
|
| 26 | نَفْسِهِ | onun nefsinden |
|
| 27 | وَإِنَّهُ | şüphesiz o |
|
| 28 | لَمِنَ |
|
|
| 29 | الصَّادِقِينَ | doğrulardandır |
|
قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli مَا خَطْبُكُنَّ ‘dır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكُنَّ haber olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِذْ zaman zarfı رَاوَدْتُنَّ fiiline mütealliktir. رَاوَدْتُنَّ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَاوَدْتُنَّ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُنَّ fail olarak mahallen merfûdur. يُوسُفَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir. عَنْ نَفْسِه۪ car mecruru رَاوَدْتُنَّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذْ : Yalnız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükun üzere mebnidir. Burda mef’ûlun fih konumunda gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَاوَدْتُنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ
Fiil cümlesidir. قُلْنَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. حَاشَ لِلّٰهِ cümlesi itiraziyyedir.
حَاشَ mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Diğer bir görüş تنزيها لله manasında mefûlu mutlak olmasıdır. لِلّٰهِ car mecruru حَاشَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; مطيعا لله (Allah’a itaat ederek) şeklindedir. Mekulü’l-kavli مَا عَلِمْنَا ‘dır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. عَلِمْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru عَلِمْنَا fiiline mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. سُٓوءٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, meful ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ
Fiil cümlesidir. قَالَتِ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. امْرَاَتُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَز۪يزِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mekulü’l-kavli حَصْحَصَ الْحَقُّۘ ‘dır. قَالَتِ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. الْـٰٔنَ zaman zarfı حَصْحَصَ fiiline mütealliktir.
حَصْحَصَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْحَقُّ fail olup damme ile merfûdur.
اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. رَاوَدْتُهُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
رَاوَدْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ نَفْسِه۪ car mecruru رَاوَدْتُ fiiline mütealliktir. Ayn zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الصَّادِق۪ينَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
رَاوَدْتُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
الصَّادِق۪ين ; sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا خَطْبُكُنَّ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İstifham ismi مَا mübteda, خَطْبُكُنَّ ise haberdir. Müsnedin izafet terkibiyle gelmesi veciz ifade içindir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, itirafa zorlamak amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Cümleye muzaf olan اِذْ zaman zarfı, خَطْبُكُنَّ ‘ye mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
حَاشَ لِلّٰهِ cümlesi, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler olarak tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu cümle dua manasında itiraziyye de olabilir. O takdirde sonraki cümle mekulü’l-kavl olur.
لِلّٰهِ ‘deki cer harfi istisna ifade eder. Bazı dil bilimcilere göre ise zaiddir. İstisna ifade eden camid fiillerden sonra gelen isim, mef’ûl olarak mansubdur. (https://tafsir.app/aljadwal/12/51)
حَاشَ [Hâşa!] kelimesi harf-i cer olup, bir şeyi istisna ederken onu diğerlerinden tenzih edip ayırmak için kullanılır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Yusuf/31)
قُلْنَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍ cümlesi, menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan مِنْ سُٓوءٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid مِنْ harfi de kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin izafetle marife olması veciz ifade içindir.
قَالَتِ fiilinin mekulü’l-kavli olan الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. حَصْحَصَ ’ya müteallık olan الْـٰٔنَ , mukaddem zaman zarfıdır.
Bu takdim ihtisas ifade etmiştir. Iki tekit tekit hükmündeki kasr, fiil ve zaman zarfı arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. الْـٰٔنَ , maksurun aleyh/mevsûf, حَصْحَصَ maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur
Yani başka bir zamanda değil sadece bu zamanda hak ortaya çıkmıştır.
Ayetteki kasr, tayin kasrıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ cümlesinde istiare sanatı vardır. الْحَقُّۘ kelimesi حَصْحَصَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Gerçeğin bir şahıs gibi gelecek olması onun önemini, değerini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Dilciler حَصْحَصَ tabirinin, “Hak ortaya çıktı, gerçek zahir oldu ve kesin olarak anlaşıldı” manasına geldiğini söylemişlerdir. Bu, Arapların, “Deve bir yere çöküp iyice yerleşti” manasında söyledikleri deyiminden alınmıştır. Zeccâc ise bunun ‘hisse’ manasındaki kelimeden iştikak ettiğini ve Arapçada darb-ı mesel olarak hak pay (taraf), batıl paydan (taraftan) ayrıldı” denildiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayetteki حَصْحَصَ [yerini buldu] sözcüğü, ferâidden (emsalsiz ve yeri doldurulamaz kelimeler) olup fesahatçilerin onun yerine başka bir sözcük koyması zordur. (İbn Ma‘sûm, Envâru’r-Rebî‘, V, 267; Allân, el-Bedî‘ fi’l-Kur’an, s. 576.)
اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الصَّادِق۪ينَ ’in müteallakı olan haber, mahzuftur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
الصَّادِق۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ ve اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ ibareleri arasında mukabele sanatı vardır.
رَاوَدْتُهُ - رَاوَدْتُنَّ ve قَالَ - قُلْنَ - قَالَتِ kelime grupları arasında ve عَنْ نَفْسِه۪ ifadesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.