24 Ocak 2025
Yusuf Sûresi 44-52 (240. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Yusuf Sûresi 44. Ayet

قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ وَمَا نَحْنُ بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ  ٤٤


Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 أَضْغَاثُ karmakarışık ض غ ث
3 أَحْلَامٍ düşler ح ل م
4 وَمَا değiliz
5 نَحْنُ biz
6 بِتَأْوِيلِ yorumunu ا و ل
7 الْأَحْلَامِ düşlerin ح ل م
8 بِعَالِمِينَ bilen(kişi)ler ع ل م
“Karmakarışık düşler” diye çevirdiğimiz edgåsü ahlâm tamlamasındaki edgås kelimesi “yaşı kurusu birbirine karışmış çeşitli bitkilerden meydana gelen ot demetleri” anlamına gelir. Ahlâm ise “uyku halinde görülen, anlamlı olmayan, ilham yoluyla bilgi taşımayan düşler”dir. Dolayısıyla bunların bilgiye ulaşma sonucu veren bir yorumu yoktur.
 Allah Teâlâ, zindanda çilesini dolduran Hz. Yûsuf’u buradan çıkarmak ve sabrının mükâfatını vermek istedi. Dolayısıyla onun zindandan çıkmasını gerektirecek sebepleri hazırladı. Kral gördüğü rüyadan etkilenip korktu. Bunun üzerine ülkesindeki rüya yorumcularını toplayıp, rüyayı onlara anlattı. Fakat yorumcular rüyayı yorumlamaktan âciz kaldılar. Ancak, cehaletlerini gizlemek için, kralın rüyasının normal bir rüya olmadığını, olayların şuur altındaki izlerinden meydana gelen karmakarışık evham ve hayallerden ibaret olduğunu, böyle rüyaları yorumlamayı bilmediklerini ifade ettiler.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 236-237

قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ  ‘dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَضْغَاثُ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri;  هي  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اَحْلَامٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

  

وَمَا نَحْنُ بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

نَحْنُ  munfasıl zamir  مَا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِتَأْو۪يلِ  car mecruru  عَالِم۪ينَ ‘ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  الْاَحْلَامِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بِ  harf-i ceri zaiddir.  عَالِم۪ينَ  lafzen mecrur,  مَا ‘nın haberi olarak nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

عَالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  علم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, هي  olan müsnedün ileyh, mahzuftur. Müsned olan  اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ, veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. 

Muzâfun ileyh olan  اَحْلَامٍ ’deki nekrelik kesret ve tahkir ifade eder. Teksir kemiyet bakımından tahkir ise keyfiyet bakımındandır.

اَضْغَاثُ  kelimesi  ضغث  kelimesinin çoğuludur. Aslı karışık bitkilerden yapılan demektir. Yalan rüya için istiare edilmiştir. Çoğul olması rüyanın tamamen batıl olduğunu bildirmek içindir. Çünkü  فلانٌ يركبُ الخيل  (filanca kişi atlara biner) denir ki aslında bir ata biner. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ  ifadesi beliğ bir istiare ve güzel bir ifadedir. Çünkü  اَضْغَاثُ ’nun tekili olan  ضغث ; demet, bağ ve benzeri şekilde bir araya getirilmiş yaşı - kurusu birbirine karıştırılmış ot yığınıdır. Buna göre Yüce Allah, insanın gördüğü hoş-nahoş, üzücü- sevindirici düşler karışımını, muhtelif türlerden bir araya getirilmiş karışık ot demetine benzetmiştir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir - Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)

Hükümdarın yorumunu istediği bir rüya olduğu halde rüyalar şeklinde çoğul olarak ifade edilmesi, ziyadesiyle vasıfsız olmakla vasıflandırılması içindir. Yahut da bu rüya, yedi semiz inek, yedi arık inek, yedi yeşil başak ve yedi kuru başak gibi farklı şeyler içerdiği içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Esas itibariyle,  الأضغاث  kelimesi, çeşitli bitki ya da otlardan karışık bir halde toplanıp ve bu tür bitki ve otlardan meydana getirilen demet demektir. Bu kelimenin tekili de  ضغث  kelimesidir. Daha sonra bu kelime bu manada istiare yoluyla alınıp kullanılmıştır. Buradaki izafet de  من  manasında bir izafet ya da tamlamadır. Yani, (أضغاث من أحلام ) takdirindedir. Halbuki görülen tek rüya olmasına rağmen çoğul olarak  اَضْغَاثُ  kelimesi kullanılmıştır. Halbuki kullanılması gereken ise bunun tekili olan  حلم  kelimesi olmalıydı. Böyle olmama nedeni, görülen rüyaların daha çok anlamsız ve asılsız şeyler olması itibariyle çoğul ifade kullanılmıştır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)


وَمَا نَحْنُ بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ

 

وَ , atıf harfidir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  مَٓا  nefy harfi  ليس  gibi amel etmiştir. Haberi olan  بِعَالِم۪ينَ ’ye dahil olan  بِ  harfi zaiddir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  بِعَالِم۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir.

Müsned olan  بِعَالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Emirin melesi, temekkün ve sübut ifade eden isim cümlesi formundaki sözleriyle rüyayı tevil edemeyeceklerini kesin olarak bildirmişlerdir.

الْاَحْلَامِ  kelimesinin cemi gelişi, bu işin daha önce de tekrarlandığına işaret eder.  بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ  ve  بِعَالِم۪ينَ ’ye dahil olan  بِ  harfleri tekid ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

الْاَحْلَامِ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yusuf Sûresi 45. Ayet

وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ  ٤٥


Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yûsuf’u) hatırladı ve, “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ dedi ki ق و ل
2 الَّذِي
3 نَجَا kurtulanı ن ج و
4 مِنْهُمَا iki kişiden
5 وَادَّكَرَ hatırladı ذ ك ر
6 بَعْدَ sonra ب ع د
7 أُمَّةٍ uzun bir süre ا م م
8 أَنَا ben
9 أُنَبِّئُكُمْ size haber veririm ن ب ا
10 بِتَأْوِيلِهِ onun yorumunu ا و ل
11 فَأَرْسِلُونِ hemen beni gönderin ر س ل
Kâhinlerin, kralın rüyasını yorumlamaktan aciz kaldıklarını gören kişi, Hz. Yûsuf’u hatırladı ve gidip rüyayı ona yorumlatmak üzere izin istedi. İzin verilince, gitti, rüyayı Yûsuf’a anlattı ve ondan yorumunu aldı. Rüya ileride meydana gelecek bolluk, kıtlık ve sıkıntılara işaret etmekteydi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 237

وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  نَجَا مِنْهُمَا ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.

نَجَا  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْهُمَا  car mecruru نَجَا ‘ daki failin mahzuf haline mütealliktir. وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la sıla cümlesine matuftur.

ادَّكَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بَعْدَ  zaman zarfı ادَّكَرَ  fiiline mütealliktir.  اُمَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. اُنَبِّئُكُمْ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.  

اُنَبِّئُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِتَأْو۪يلِه۪  car mecruru  اُنَبِّئُكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfi olup, mukadder isti’nafa matuftur. Takdiri, تهيّؤوا فأرسلون. şeklindedir.

اَرْسِلُونِ  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  ise mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

ادَّكَرَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ذكر ’dir. İftial babının fael fiili  د ذ ز  olursa iftial babının  ت  si  د  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اُنَبِّئُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اَرْسِلُونِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘ la önceki ayetteki  قَالُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilin faili konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  نَجَا مِنْهُمَا  cümlesi, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelecek habere dikkat çekmek içindir.

Aynı üslupta gelen  وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ادَّكَرَ  fiili;  ذَكَرَ  fiilinin iftial babında,  ذَ  harfinin  د  harfine idgam edilmiş halidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Müsnedin ileyhin zamirle ve haberinin fiil şeklinde gelmesi kralın; sarayındaki bilginlerin yorumlamakta zorlandığı bir rüyayı bir sâkinin yorumlamasına olan hayretini ortaya koymak içindir. Bununla birlikte bu üslup hükmü de takviye eder. Çünkü müsnedün ileyhin olumlu bir siyakta fiil olan habere takdim edilmesi hükmü takviye ifade eder. Haberin bu zamire isnad edilmesi akli mecazdır. Çünkü haberin verilme sebebi odur. Bu yüzden  فَاَرْسِلُونِ  dedi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

اُمَّةٍ , “bir zaman sonra” manasınadır. Çünkü  اُمَّةٍ  nasıl büyük bir cemaatın biraraya gelmesi ile tahakkuk ediyor ise  حين  (zaman) da pek çok günlerin bir araya gelmesi ile tahakkuk ediyor. O halde  حين , bir demet gün ve saat demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetin metninde geçen ve uzun zaman olarak tefsir edilen  اُمَّةٍ  kelimesi, nimet anlamındaki  إِمْت  olarak da okunmuştur. Bu durumda hükümdarın, kendisini zindandan kurtarma nimetinden sonra şeklinde anlaşılabilir. Aynı kelime, unutmak anlamındaki  أَمْت  olarak da okunmuştur ki o zaman unuttuktan sonra, şeklinde yorumlanabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 فَاَرْسِلُونِ

 

 Ayetin son cümlesi, takdiri  تهيّؤوا  (Hazır olun) olan mukadder istinafa  فَ  ile atfedilmiştir.

Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki esre, tahfif için hazf edilen, mütekellim zamirinden ivazdır.

Fasılaya riayeti sağlayan bu hazif, mütekellimin acelesine işaret ediyor olabilir.

Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir (ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayetteki gibi emir veren makam bakımından alt seviyede olduğunda, cümle, vaz edildiği anlamın dışında anlam kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Ayetteki  فَاَرْسِلُونِ [Beni gönderin.]  sözü, ya "Kral'a ve oradaki topluluğa" yahut da sadece meliğe bir hitap olup, saygıdan ötürü cemi olarak getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yusuf Sûresi 46. Ayet

يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ  ٤٦


(Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُوسُفُ Yusuf
2 أَيُّهَا ey
3 الصِّدِّيقُ çok doğru söyleyen ص د ق
4 أَفْتِنَا bize bilgi ver ف ت ي
5 فِي hakkında
6 سَبْعِ yedi س ب ع
7 بَقَرَاتٍ ineği ب ق ر
8 سِمَانٍ semiz س م ن
9 يَأْكُلُهُنَّ yiyorlar ا ك ل
10 سَبْعٌ yedi س ب ع
11 عِجَافٌ zayıf (inek) ع ج ف
12 وَسَبْعِ ve yedi س ب ع
13 سُنْبُلَاتٍ başak س ن ب ل
14 خُضْرٍ yeşil خ ض ر
15 وَأُخَرَ diğeri de ا خ ر
16 يَابِسَاتٍ kuru ي ب س
17 لَعَلِّي umarım ki
18 أَرْجِعُ dönerim ر ج ع
19 إِلَى
20 النَّاسِ insanlara ن و س
21 لَعَلَّهُمْ onlar da
22 يَعْلَمُونَ bilirler ع ل م

يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan يُوسُفُ  müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. اَيُّ , münada olan يُوسُفُ 'dan bedel olarak mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir. الصِّدّ۪يقُ  münadadan sıfat veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ ‘dir. 

اَفْتِنَا  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ‘dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

ف۪ي سَبْعِ  car mecruru  اَفْتِنَا  fiiline mütealliktir. بَقَرَاتٍ  muzâfun ileyh olup cer alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri , في رؤيا سبع  şeklindedir. سِمَانٍ  kelimesi  بَقَرَاتٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. يَأْكُلُهُنَّ  cümlesi, بَقَرَاتٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

يَأْكُلُهُنَّ  damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. سَبْعٌ  fail olup damme ile merfûdur.  عِجَافٌ  kelimesi  سَبْعٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. سَبْع سُنْبُلَاتٍ atıf harfi  و ‘la makabline matuftur.

خُضْرٍ  kelimesi  سُنْبُلَاتٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. اُخَرَ  atıf harfi  و ‘la  سَبْعَ سُنْبُلَاتٍ ‘ye matuftur. يَابِسَاتٍ  kelimesi  وَاُخَرَ ‘ın sıfatı olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. 

Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred ve fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الصِّدّ۪يقُ  mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خُضْرٍ - سُنْبُلَاتٍ - سِمَانٍ  sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. لَعَلّ۪ٓي  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

ي  mütekellim zamiri  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرْجِعُ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اَرْجِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ‘dir.اِلَى النَّاسِ  car mecruru  اَرْجِعُ  fiiline mütealliktir.

لَعَلَّ  terecci harfidir.  هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَعْلَمُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetle önceki ayet arasında meskutun anh mevcuttur. 

Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. اَيُّهَا , münada olan  يُوسُفُ  ‘dan bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır. 

اَيُّهَا  için sıfat olan  الصِّدّ۪يقُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Nidanın cevabı olan  اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

سِمَانٍ  kelimesi  بَقَرَاتٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ  cümlesi de  بَقَرَاتٍ  için ikinci sıfatttır. 

Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ  ve  وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۜ  izafetleri  ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ  ‘e matuftur. 

خُضْرٍ  kelimesi  سُنْبُلَاتٍ  için, يَابِسَاتٍۜ  ise  اُخَرَ  için sıfattır. 

Ayette ihtibak sanatı vardır.

Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سِمَانٍ  [semizler] ile  عِجَافٌ [zayıflar] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

سَبْعِ - سَبْعٌ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ  tabirindeki yeşil renk başakların taze olmasından kinayedir.  

Bu ayetteki  سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ  cümlesi, 43. ayetteki ibarenin aynısıdır. Bu ayetler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr ve tekrir sanatları vardır.

Konuyu açmadan ve suali sormadan önce ona yaptığı “Ey doğru sözlü kişi” şeklindeki övgü ve arkadaşını vasıflandırma onun doğruluğu konusunda mübalağa ve berâat-i istihlâldir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Zuhaylî, C. VI, s. 611; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Âlûsî de aynı şeyleri söyler ve ayrıca burada fetva soran kimsenin/müsteftînin fetva verene/müftüye tazimde bulunması gerektiğine işaret olduğunu belirtir.  (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

45 ve 46. Ayetleri tefsîr eden Beyzâvî buradaki îcâz-ı hazfi şöyle açıklar:  فَاَرْسِلُونِ  ile  فَاَرْسِلْ  اِلَى يُوسُفَ فَجَائِهِ فَقَالَ يَا يُوسُفَ ; yani o kişi Hz. Yusuf’a gönderildi, ona geldi ve  يَا يُوسُفَ  dedi, demektir. Zindandan kurtulan kişinin ayetin devamında  يُوسُفَ  diye söze başlayarak ondan fetva sorması, daha önce Yusuf’a gönderilip onunla konuşmaya başladığına delalet ettiğinden sözü uzatmamak için bu kısım hazf edilerek asıl önemli olan şey ilk etapta zikredilmiş ve muhatabın dikkati bu yöne çekilmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)


 لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.  إنّ  gibi isim cümlesine dahil olup, ismini nasb haberini ref eder.  لَعَلَّ ’nin haberi olan  اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygada gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

 

Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  يَعْلَمُونَ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Asıl üzere gelseydi  لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ فَيَعْلَمُونَ  şeklinde gelmesi gerekirdi. (Zerkeşi, el-Burhan, I, 62)

لَعَلّ۪ٓ  kelimesinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

 
Yusuf Sûresi 47. Ayet

قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَباًۚ فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تَأْكُلُونَ  ٤٧


Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Yusuf) dedi ki ق و ل
2 تَزْرَعُونَ siz (ürünü) ekin ز ر ع
3 سَبْعَ yedi س ب ع
4 سِنِينَ yıl س ن و
5 دَأَبًا âdetiniz üzere د ا ب
6 فَمَا ne ki
7 حَصَدْتُمْ biçtiniz ح ص د
8 فَذَرُوهُ bırakın onu و ذ ر
9 فِي
10 سُنْبُلِهِ başağında س ن ب ل
11 إِلَّا hariç
12 قَلِيلًا az bir mikdar ق ل ل
13 مِمَّا
14 تَأْكُلُونَ yiyeceğiniz ا ك ل
Hz. Yûsuf, gelecekte Mısır’da etkili bir kıtlığın meydana geleceğini haber verdiği gibi, alınacak tedbirleri de anlattı. Mısır’da yedi sene bolluk olacağını, bu süre zarfında her sene bolca hububat ekmelerini, kaldıracakları ürünlerden sadece yiyecek ve tohumlukları ayıklayıp kalanları başak halinde depolamalarını tavsiye etti.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 237
زرع Zere’a : زَرْعٌ bitkileri bitirmektir. Hakikatte bu beşeri değil ilahî işler neticesinde gerçekleşir. زَرْعٌ sözcüğü temelde mastar olmasına rağmen ekilmiş olan ekinde bu şekilde ifade edilmiştir. İnsan ekinin oluşmasını sağlayan sebeplerin faili olması sebebiyle bu fiil ona da nisbet edilir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 14 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ziraat, zirâi ve mezrâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَباًۚ 

 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَباً  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

تَزْرَعُونَ   fiili  نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. سَبْعَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  سِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti  ي ’dir. دَاَباً  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تَأْكُلُونَ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, حَصَدْتُمْ  fiilinin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

حَصَدْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

ذَرُوهُ  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ  car mecruru  ذَرُوهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِلَّا  istisna edatıdır.  قَل۪يلاً  kelimesi  ذَرُوهُ ‘deki zamirden müstesna olup fetha ile mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  قَل۪يلاً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَأْكُلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَأْكُلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَباًۚ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَباً  cümlesi, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  دَاَباً  kelimesi, mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakıdır. 

Cümle haberî üslupta gelmiş olmasına rağmen ibaha kastı taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

تَزْرَعُونَ  [Ekin ekersiniz] cümlesi tıpkı, “Boşanmış kadınlar (….) beklerler” (Bakara /228) ve “Analar emzirirler…” (Bakara /233) ayetlerinde olduğu gibi, emir manasında bir haber cümlesidir. İyice kabul görüp benimsensin diye emir yerine haber cümlesi; haber cümlesi yerine de emir cümlesi zikredilebilir. Böylece sanki o iş tahakkuk etmiş de kendisinden haber veriliyormuş gibi olur. Bu ifadenin emir manasına olduğunun delili “(Onları) başağında bırakın” cümlesidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

سِن۪ينَ  azlık çoğuludur. 3-10 seneyi ifade eder.  سنوات  ise çokluk çoğulu olup 11 den fazla seneyi ifade eder. Aynı anlamdaki bol ve evrimli seneler için kullanılan  عَام  kelimesine mukabil kuraklık ve kıtlık seneleri için kullanılır. Ayetteki az bir miktar ifadesinden, Hazreti Yusuf’un, yemede de iktisat etmelerini emrettiği anlaşılmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

تَزْرَعُونَ  emirdir, mübalağa için haber kalıbında verilmiştir, çünkü "biçtiklerinizi başağında bırakın” buyurmuştur. Güve yememesi için. Bu da birinciye (emre) göre söz harici öğüttür. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


 فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تَأْكُلُونَ

 

فَ  atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür.  حَصَدْتُمْ  cümlesi, şarttır. Şart cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تَأْكُلُونَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اِلَّا , istisna edatı, قَل۪يلاً , bırakılandan istisna edilen kısım yani müstesnadır.

قَل۪يلاً ‘in mahzuf sıfatına müteallık olan mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  ’nın sılası olan  تَأْكُلُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قَل۪يلاً  kelimesindeki nekrelik taklîl içindir. 

حَصَدْتُمْ - سُنْبُلِه۪ٓ - تَزْرَعُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Yusuf Sûresi 48. Ayet

ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ  ٤٨


“Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 يَأْتِي gelir ا ت ي
3 مِنْ
4 بَعْدِ ardından ب ع د
5 ذَٰلِكَ onun
6 سَبْعٌ yedi س ب ع
7 شِدَادٌ zorlu (yıl) ش د د
8 يَأْكُلْنَ yeyip bitirir ا ك ل
9 مَا
10 قَدَّمْتُمْ önceden (biriktirdiklerinizi) ق د م
11 لَهُنَّ onlardan
12 إِلَّا dışında
13 قَلِيلًا az miktar ق ل ل
14 مِمَّا
15 تُحْصِنُونَ sakladığınız ح ص ن
Bu bolluk yıllarından sonra yedi kıtlık yılı geleceğini, daha önce depo etmiş oldukları hububatı bu kıtlık yıllarında yiyeceklerini, az bir miktarını da tohum olarak kullanacaklarını söyledi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 237

ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَأْت۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  يَأْت۪ي  fiiline mütealliktir. ذٰ  işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

سَبْعٌ  fail olup damme ile merfûdur. شِدَادٌ  kelimesi  سَبْعٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. يَأْكُلْنَ  cümlesi,  سَبْعٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

يَأْكُلْنَ  fiili sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ  ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

قَدَّمْتُمْ  sükun üzere mebni muzari fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُنَّ  car mecruru  قَدَّمْتُمْ  fiiline mütealliktir. اِلَّا  istisna edatıdır.  قَل۪يلاً  müstesna olup fetha ile mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûlu  مِنْ  harf-i ceriyle  قَل۪يلاً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تُحْصِنُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تُحْصِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred ve fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

.İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُحْصِنُون  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

قَدَّمْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قدم ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

شِدَادٌ  -قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ  يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ

 

Ayetin ilk cümlesi, tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle,  تَزْرَعُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ  car mecruru, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.

شِدَادٌ , fail olan  سَبْعٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

ذٰلِكَ  ile zamana işaret edilerek sonraki haberin önemi vurgulanmıştır. Ayrıca işaret isminde tecessüm özelliği vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)

يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ  cümlesi  سَبْعٌ  için sıfatttır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede sene lafzı mahzuftur. Îcâz-ı hazif  sanatı vardır.

سَبْعٌ ‘nun canlı bir varlık sıfatı olan yemek manasındaki  يَأْكُلْنَ  ile sıfatlanması istiaredir. O zamandaki zorluk için mübalağadır. Bu ifadede ayrıca tecessüm sanatı vardır.

يَأْكُلْنَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müstesna olan  قَل۪يلاً  kelimesi,  مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ ’den istisna edilendir. 

قَل۪يلاً  kelimesindeki nekrelik taklîl içindir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle  قَل۪يلاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan  تُحْصِنُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.

Onun, “(O yıllar), önceden biriktirmiş olduklarınızı yiyip götürecek” sözü mecazi bir ifadedir. Çünkü yıl yemez. Binaenaleyh o senelerde yaşayan insanların bunları yiyişi, o senelerin yiyişi olarak ifâde edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yeme fiili yıllara isnad edildiği için burada mecaz-ı aklî bulunmaktadır. Bu ifadeyle insanlar kastedilmiştir. Çünkü seneler yiyemez, ancak insanlar bu senelerde biriktirdiklerini yerler. Bu cümledeki mecazı Beyzâvî şu net ifadelerle göstermiştir: “Rüya ile tabirinin birbirine uyması için yeme fiili yıllara isnad edilmiştir. Aslında o yıllarda yaşayan insanlar kastedilmiştir.” Bu mecaz, zamana isnad türünden aklî bir mecazdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Yusuf Sûresi 49. Ayet

ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟  ٤٩


“Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman (bol rızka kavuşup) şıra ve yağ sıkacaklar.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 يَأْتِي gelir ا ت ي
3 مِنْ
4 بَعْدِ ardından ب ع د
5 ذَٰلِكَ bunun
6 عَامٌ bir yıl ع و م
7 فِيهِ o (yılda)
8 يُغَاثُ bol yağmur verilir غ ي ث
9 النَّاسُ insanlara ن و س
10 وَفِيهِ ve o (yıl)
11 يَعْصِرُونَ (insanlar meyve) sıkarlar ع ص ر
Bundan sonra yine bir bolluk yılı geleceğini, o yılda Allah tarafından insanlara yardım edileceğini, bolluk olacağını; halkın üzüm, hurma, zeytin ve susam gibi şeyleri sıkarak su ve yağlarından istifade edeceklerini haber verdi.
 Kralın rüyasında bu bolluk yılına dair herhangi bir işaret yoktur. Hz. Yûsuf, Allah’ın verdiği bilgiye dayanarak bunu onlara müjdelemiştir. Bu olay rüyayı herkese değil, ehline yorumlatmanın gerekli olduğunu göstermektedir (rüya ve rüya yorumu için ayrıca bk. Yûsuf 12/4-6).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 237-238

عوم Aveme : Âm günlerin toplamı, sene ise ayların toplamıdır. Âm bir şeyin vakti olma anlamını ifade ederken sene de böyle bir mana yoktur. Bu nedenle âmul fiil denilir ancak senetül fiil denilmez. Buna mukabil tarih konusunda da seneta mietin denildiği halde âmu mietin kullanılmaz, çünkü belirtilen bu sayılar herhangi birşey için vakit değildirler. Âm ve sene arasındaki fark; sene, hak yada batıl , hayır yada şer olsun devirlerdeki değişikleri ifade eden zamanlar için kullanılır. Örneğin Nuh as.’ın kavmiyle yaşadığı haller süresince, Firavun ailesinin cezalandırılıp azaba mubtela kılınmaları gibi hayatlarında cereyan eden değişikliklerin olduğu zamanda hak, batıl yada hayır veya şer şeklinde sıradanlığın dışında cereyan eden değişimleri kapsayan zamanlar için sene kullanılır. Âm’a gelince; tabii durumlar ve sıradan programları kapsayan zamanlar için kullanılır. Nuh (as) dan sonraki elli yıl, bolluğun olduğu yıl, Allah u Teala’nın Nebi’yi ölü bıraktığı yüz yıl gibi… Buralarda hayatın akışında bir değişiklik olmamıştır. Sene daha çok sıkıntı ve kuraklığın olduğu yıl için kullanılır. Bundan dolayı kıtlık سِنه diye ifade edilir. عام ise daha çok ucuzluk ve bollğun olduğu yıl için kullanılır. Yine عَوْم Yüzmektir denilir ki, seneye عام denmesi, güneşin onun bütün burçlarında yüzdüğünden dolayıdır. (Müfredat – Tahqiq – Furuq) Kuran’ı Kerim’de isim kalıbında 9 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

 

غوث Ğavese : غَوْثٌ kelimesi yardım etmek anlamında kullanılır. إسْتَغَثْتُهُ fiili ise ondan yardım talep ettim/istedim demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gavs(u’l Âzam)dır.r. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَأْت۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  يَأْت۪ي   fiiline mütealliktir. ذٰ  işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

عَامٌ  fail olup damme ile merfûdur.  ف۪يهِ  car mecruru  يُغَاثُ  fiiline mütealliktir. يُغَاثُ  cümlesi,  عَامٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

يُغَاثُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  النَّاسُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ف۪يهِ  car mecruru  يَعْصِرُونَ۟  fiiline mütealliktir. يَعْصِرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُغَاثُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  غيث ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.



ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟

 

Ayetin ilk cümlesi, tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle,  يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ  cümlesine atfedilmiştir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ  car mecruru, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.

Kur'an-ı Kerim’de verimli geçen yıl için  عَامٌ , verimsiz geçen yıl için  سنة  kelimesi kullanılmıştır.

يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ  cümlesinde istiare sanatı vardır. عَامٌ gelmek manasındaki  يَأْت۪ي  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Zamanın, bir şahıs gibi gelecek olması olması, insanlar üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

عَامٌ ‘daki nekrelik nev ve kesret ifade eder.

ذٰلِكَ  ile zor yıllara işaret edilerek önemi vurgulanmıştır. Ayrıca işaret isminde tecessüm özelliği vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsûs şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)

ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ  cümlesi,  عَامٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ف۪يهِ  car mecruru, durumun o zamanla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  يُغَاثُ ‘ya takdim edilmiştir.

يُغَاثُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟  cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Car mecrur  ف۪يهِ , önemine binaen, amili olan  يَعْصِرُونَ۟  ‘e takdim edilmiştir.

Sözün gelişinden anlaşıldığı için bol olan şeyin ve sıktıkları şeyin ne olduğu zikredilmemiştir. Îcâz-ı hazif vardır. 

Son iki cümlede car- mecrur  ف۪يهِ ‘deki, verimli yıllara aid zamire dahil olan ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. Burada zarfiyye olan  فِي  harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Yıllar, içine girilmeye müsait bir şey değildir. Bolluk yıllarında yaşamak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

يُغَاثُ  fiili  غَيْث ’ten gelir ki yağmur demektir ya da  غِواث ’tan gelir ki kıtlıktan kurtulmaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Yusuf Sûresi 50. Ayet

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ  ٥٠


Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ dedi ki ق و ل
2 الْمَلِكُ Kral م ل ك
3 ائْتُونِي bana getirin ا ت ي
4 بِهِ onu
5 فَلَمَّا ne zaman ki
6 جَاءَهُ gelince (Yusuf’a) ج ي ا
7 الرَّسُولُ elçi ر س ل
8 قَالَ dedi ق و ل
9 ارْجِعْ dön ر ج ع
10 إِلَىٰ
11 رَبِّكَ efendine ر ب ب
12 فَاسْأَلْهُ ve ona sor س ا ل
13 مَا neydi?
14 بَالُ maksadı ب و ل
15 النِّسْوَةِ kadınların ن س و
16 اللَّاتِي
17 قَطَّعْنَ kesen ق ط ع
18 أَيْدِيَهُنَّ ellerini ي د ي
19 إِنَّ şüphesiz
20 رَبِّي Rabbim ر ب ب
21 بِكَيْدِهِنَّ onların tuzaklarını ك ي د
22 عَلِيمٌ biliyor ع ل م
Ekmekçi rüyanın yorumunu krala götürdü. Kral, yorumun rüyaya uygun olduğunu görünce sevindi ve bu yorumu yapanın akıllı, bilgili bir kimse olduğunu anladı. Yorumu bir de kendisinden dinlemek için onun huzura getirilmesini emretti. Elçi gelip kralın isteğini Hz. Yûsuf’a iletti. Fakat Yûsuf, yüce Allah’tan gelen bir ilhamla kendisinin ileride yüksek bir makama geleceğini biliyordu; dolayısıyla zindandan hemen çıkmayıp üzerindeki töhmet ve şaibenin ortadan kalkmasını, iffet ve şahsiyetine sürülmüş olan lekenin temizlenmesini istedi. Kendisinin haksız olarak zindana atılmış, mâsum ve günahsız biri olduğunun ortaya çıkmasını bekledi. Resûl-i Ekrem Hz. Yusuf’un zindanda çektiği çileyi anlatırken onun gösterdiği sabır ve olgunluk hakkında takdirkâr ifadeler kullanmıştır (Buhârî, “Tefsîr”, 12/5).
 Hz. Yûsuf burada peygambere yakışır bir nezaket ve örnek bir tavır da sergiledi. Şöyle ki, asıl zindana atılmasına sebep olan Aziz’in karısı olduğu halde velinimetinin şerefini korumak için, onun karısından hiç söz etmeden geçmişte yapılmış bir toplantıda ellerini kesmiş bulunan kadınların tutumu tahkik edilerek olayın aydınlatılmasını istedi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 539-540
بول Bevele : الْبالُ önem verilen, ilgilenilen ya da üzüntüye yol açan hal /durum demektir. Ayrıca الْبالُ lafzıyla insanın içinde dürülü, saklı ve gizli bulunan ya da ona yönelip kendini etkileyen durum da ifade edilir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil olarake 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri bevliye ve bevletmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الْمَلِكُ  fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli  ائْتُون۪ي بِه۪ٓ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ائْتُون۪ي  fiili ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ٓ  car mecruru  ائْتُون۪ي  fiiline mütealliktir.


 فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَهُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الرَّسُولُ  fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı  قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ ‘dır.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olup mahallen mansubdur.

ارْجِعْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ‘dir. اِلٰى رَبِّكَ  car mecruru  ارْجِعْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ك  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir.  اِسْـَٔلْهُ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. بَالُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النِّسْوَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الّٰت۪ي  cemi müennes has ism-i mevsûl  النِّسْوَةِ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  قَطَّعْنَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

قَطَّعْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَيْدِيَهُنَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

قَطَّعْنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  قطع ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بِكَيْدِهِنَّ  car mecruru  عَل۪يمٌ ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَل۪يمٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

عَل۪يمٌ  mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ائْتُون۪ي بِه۪  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Geldi anlamındaki  اتى  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.


 فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ

 

فَ , atıf harfidir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan, şart üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi  جَٓاءَهُ الرَّسُولُ  şart edatı,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Burada mütekellim Hz.Yusuf’tur.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üsluptaki  فَسْـَٔلْهُ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

 

مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ

 

Önceki cümledeki soru için tefsiriye olan cümle fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İstifham ismi  مَا  mübteda,  بَالُ النِّسْوَةِ  ise haberdir. Müsnedin izafet terkibiyle gelmesi veciz ifade içindir.  

النِّسْوَةِ  için sıfat konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl  الّٰت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hazret-i Yusuf’un, "o hadiseyi araştırmasını talep et" anlamına gelecek bir ifade kullanmaması, kendi suçsuzluğunun ve nezihliğinin ortaya çıkması için hükümdarı ciddiyetle bunu araştırmaya teşvik etmek içindir. Zira soru, yöneltildiği kimsenin, araştırmanın azamisi için gayret göstermesinin heyecanını verir. Talep ise bazen hafife alınıp ona aldırış edilmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Hz.Yusuf’un sözlerinin devamıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede Rab isminin, müsnedün ileyh olması mütekellimin, Allah'ın rubûbiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ي  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Yusuf şeref kazanmıştır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِكَيْدِهِنَّ , konudaki önemine binaen amili  عَل۪يمٌ ‘a takdim edilmiştir.

Müsned olan  عَل۪يمٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalı p bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin son kısmındaki  رَبّ۪ي  sözüyle Allah Teâlâ veya Aziz kastedilmiştir.

Yusuf Sûresi 51. Ayet

قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ  ٥١


Kral, kadınlara, “Yûsuf’tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?” dedi. Kadınlar, “Hâşâ! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 مَا neydi?
3 خَطْبُكُنَّ durumunuz خ ط ب
4 إِذْ zaman
5 رَاوَدْتُنَّ murad almak istediğiniz ر و د
6 يُوسُفَ Yusuf’un
7 عَنْ
8 نَفْسِهِ nefsinden ن ف س
9 قُلْنَ dediler ki ق و ل
10 حَاشَ haşa ح و ش
11 لِلَّهِ Allah için
12 مَا
13 عَلِمْنَا biz bilmiyoruz ع ل م
14 عَلَيْهِ onun
15 مِنْ hiçbir
16 سُوءٍ kötülüğünü س و ا
17 قَالَتِ dedi ق و ل
18 امْرَأَتُ karısı da م ر ا
19 الْعَزِيزِ Aziz’in ع ز ز
20 الْانَ işte şimdi
21 حَصْحَصَ yerini buldu ح ص ح ص
22 الْحَقُّ hak ح ق ق
23 أَنَا ben
24 رَاوَدْتُهُ murad almak istemiştim ر و د
25 عَنْ
26 نَفْسِهِ onun nefsinden ن ف س
27 وَإِنَّهُ şüphesiz o
28 لَمِنَ
29 الصَّادِقِينَ doğrulardandır ص د ق
Elçi Hz. Yûsuf’un isteklerini krala iletti. Kral bu isteği yerine getirmede tereddüt göstermedi. Muhtemelen olayı o da biliyor ve Yûsuf’un suçsuz olduğuna inanıyordu. Ancak devlet ileri gelenlerinin itibarını koruma uğruna zulme göz yummuştu. Zamanı gelince ilgili kadınları toplayıp onları sorguya çekti. Kadınlar Hz. Yûsuf’un günahsız olduğunu itiraf ettiler. Bu durum karşısında Aziz’in karısı da gerçeği itiraf etmekten başka bir yol olmadığını anladı.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 540

قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  مَا خَطْبُكُنَّ ‘dır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur.  خَطْبُكُنَّ  haber olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِذْ  zaman zarfı  رَاوَدْتُنَّ  fiiline mütealliktir.  رَاوَدْتُنَّ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاوَدْتُنَّ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُنَّ  fail olarak mahallen merfûdur. يُوسُفَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir.  عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  رَاوَدْتُنَّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

إِذْ : Yalnız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükun üzere mebnidir. Burda mef’ûlun fih konumunda gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَاوَدْتُنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْنَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. حَاشَ لِلّٰهِ  cümlesi itiraziyyedir.

حَاشَ  mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Diğer bir görüş  تنزيها لله  manasında mefûlu mutlak olmasıdır. لِلّٰهِ  car mecruru  حَاشَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; مطيعا لله (Allah’a itaat ederek) şeklindedir. Mekulü’l-kavli  مَا عَلِمْنَا ‘dır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  عَلِمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ  car mecruru  عَلِمْنَا  fiiline mütealliktir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  سُٓوءٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, meful ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )


قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَتِ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. امْرَاَتُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَز۪يزِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mekulü’l-kavli  حَصْحَصَ الْحَقُّۘ ‘dır.  قَالَتِ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. الْـٰٔنَ  zaman zarfı  حَصْحَصَ  fiiline mütealliktir.

حَصْحَصَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur. 


اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. رَاوَدْتُهُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

رَاوَدْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  رَاوَدْتُ  fiiline mütealliktir. Ayn zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الصَّادِق۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

رَاوَدْتُ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.   

الصَّادِق۪ين  ; sülâsî mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا خَطْبُكُنَّ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İstifham ismi  مَا  mübteda,  خَطْبُكُنَّ  ise haberdir. Müsnedin izafet terkibiyle gelmesi veciz ifade içindir.  

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, itirafa zorlamak amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Cümleye muzaf olan  اِذْ  zaman zarfı, خَطْبُكُنَّ ‘ye mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

   قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ 

 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

حَاشَ لِلّٰهِ  cümlesi, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler olarak tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Bu cümle dua manasında itiraziyye de olabilir. O takdirde sonraki cümle mekulü’l-kavl olur.

لِلّٰهِ  ‘deki cer harfi istisna ifade eder. Bazı dil bilimcilere göre ise zaiddir. İstisna ifade eden camid fiillerden sonra gelen isim, mef’ûl olarak mansubdur. (https://tafsir.app/aljadwal/12/51)

حَاشَ  [Hâşa!] kelimesi harf-i cer olup, bir şeyi istisna ederken onu diğerlerinden tenzih edip ayırmak için kullanılır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Yusuf/31)

قُلْنَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍ  cümlesi, menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  مِنْ سُٓوءٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid  مِنْ  harfi de kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır.

İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)


قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ 

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin izafetle marife olması veciz ifade içindir.

قَالَتِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. حَصْحَصَ ’ya müteallık olan  الْـٰٔنَ , mukaddem zaman zarfıdır. 

Bu takdim ihtisas ifade etmiştir. Iki tekit tekit hükmündeki kasr, fiil ve zaman zarfı arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. الْـٰٔنَ , maksurun aleyh/mevsûf, حَصْحَصَ  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur

Yani başka bir zamanda değil sadece bu zamanda hak ortaya çıkmıştır.

Ayetteki kasr, tayin kasrıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ  cümlesinde istiare sanatı vardır. الْحَقُّۘ  kelimesi  حَصْحَصَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Gerçeğin bir şahıs gibi gelecek olması onun önemini, değerini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Dilciler  حَصْحَصَ  tabirinin, “Hak ortaya çıktı, gerçek zahir oldu ve kesin olarak anlaşıldı” manasına geldiğini söylemişlerdir. Bu, Arapların, “Deve bir yere çöküp iyice yerleşti” manasında söyledikleri deyiminden alınmıştır. Zeccâc ise bunun ‘hisse’ manasındaki kelimeden iştikak ettiğini ve Arapçada darb-ı mesel olarak hak pay (taraf), batıl paydan (taraftan) ayrıldı” denildiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayetteki حَصْحَصَ  [yerini buldu]  sözcüğü, ferâidden (emsalsiz ve yeri doldurulamaz kelimeler) olup fesahatçilerin onun yerine başka bir sözcük koyması zordur. (İbn Ma‘sûm, Envâru’r-Rebî‘, V, 267; Allân, el-Bedî‘ fi’l-Kur’an, s. 576.)


اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ 

 

Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.


وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الصَّادِق۪ينَ ’in müteallakı olan haber, mahzuftur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

الصَّادِق۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪  ve  اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪  ibareleri arasında mukabele sanatı vardır. 

رَاوَدْتُهُ - رَاوَدْتُنَّ  ve  قَالَ - قُلْنَ - قَالَتِ  kelime grupları arasında ve  عَنْ نَفْسِه۪  ifadesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yusuf Sûresi 52. Ayet

ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  ٥٢


(Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ bu (sözlerim)
2 لِيَعْلَمَ bilmesi içindir ع ل م
3 أَنِّي benim
4 لَمْ
5 أَخُنْهُ kendisine hainlik etmediğimi خ و ن
6 بِالْغَيْبِ arkadan غ ي ب
7 وَأَنَّ ve muhakkak
8 اللَّهَ Allah’ın
9 لَا
10 يَهْدِي başarıya ulaştırmayacağını ه د ي
11 كَيْدَ tuzağını ك ي د
12 الْخَائِنِينَ hainlerin خ و ن
Müfessirlerin çoğunluğu, bu âyetlerde geçen sözlerin Hz. Yûsuf’a ait olduğu görüşündedir (bk. Taberî, XII, 238, XIII, 2; Zemahşerî, II, 328; Begavî, II, 430). Bununla birlikte bu sözlerin Aziz’in karısına ait olduğunu söyleyenler de vardır. Onlara göre bu âyetler, bir önceki âyetin devamıdır. Çünkü bu sözler kralın huzurunda kadınların sorguya çekildiği sırada söylenmiştir. Halbuki o zaman Yûsuf zindanda bulunuyordu. Ayrıca bu âyetleri 51. âyetten ayıran herhangi bir karine de yoktur; dolayısıyla bu sözler kadına ait olmalıdır. O bu sözleriyle Yûsuf’un gıyabında ona hıyanet etmediğini ve kendi nefsini de temize çıkarmak istemediğini ifade etmek istemiştir (İbn Kesîr, IV, 319 vd.; Reşîd Rıza, XII, 323; İbn Âşûr, XII, 292). Kadın suçunu itiraf ettiğine göre, kalkıp bir de “O suçlu ama ben de büs-bütün temiz değilim” anlamında bir söz söylemesi çelişkili olacağından, kanaatimizce o sözleri Hz. Yûsuf söylemiş olmalıdır.

ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ 

 

Fiil cümlesidir. İşaret ismi  ذَ ٰ⁠لِكَ  mahzuf fiilin mef’ûlu olarak mahallen mansubdur. Takdiri;  قلت  şeklindedir. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

لِ  harfi,  يَعْلَمَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir.

يَعْلَمَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel,  يَعْلَمَ  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

ى  mütekellim zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَمْ اَخُنْهُ  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

اَخُنْهُ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْغَيْبِ  car mecruru  اَخُنْهُ ‘deki failin veya mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يَهْد۪ي cümlesi,  اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْد۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. كَيْدَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْخَٓائِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup,  cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

الْخَٓائِن۪ينَ ; sülâsî mücerredi  خون  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ   وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Takdiri  قلت  (dedim) olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكَ , mahzuf fiilin, mef’ûlün bihi olarak mansub mahaldedir. Mütekellim Yusuf (a.s)’dır. 

Hissi şeyleri işaret etmekte kullanılan işaret ismi  ذٰلِكَ , burada konunun önemini vurgulamak için cümleye dahil edilmiştir.

İşaret isminde istiare vardır. ذٰلِكَ  ile olaya işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle mahzuf fiile mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ , masdar teviliyle   يَعْلَمَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ‘nin haberi olan  لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Müsnedin cümle olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Hz. Yusuf’un  اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ [Ben ona gıyabında hıyanet etmedim.]  sözündeki hıyanet, cimadan kinayedir.

لِيَعْلَمَ - بِالْغَيْبِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اَخُنْهُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

الْغَيْبِ 'deki marifelik cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

وَ  atıf harfidir. Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  cümlesi, masdar tevilinde, ayetteki ilk masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan  اللّٰهُ  lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir. 

اَنَّ ’nin haberi olan  لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  ifadesi istiâredir. Çünkü Allah Teâlâ, hainlerin hilesini, tehlikeli bir tuzağa doğru giden yolda, bundan habersizce ilerleyen yolcu konumunda ifade etmiştir. Yüce Allah, o hileyi doğru yola iletmeyeceğini yani amacına ulaşmada başarılı kılmayacağını, maksadına ulaşması için doğru yola kılavuzlamayacağını, -aksine yoldan sapmış, şaşkın şaşkın dolaşır vaziyette bırakacağını – çünkü onun Allah’a itaatsizlik yolunda gece karanlığında yolculuk yapan kimse gibi olduğunu, bu sebeple doğruya kılavuzlamasına layık, doğru amaca yönlendirmesine müstahak olmadığını bize bildirmiştir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)

الْخَٓائِن۪ينَ - اَخُنْهُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كَيْدَ - الْخَٓائِن۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ  [Allah hainlerin tuzağını başarıya götürmez]  onu infaz etmez, doğruya ulaştırmaz ya da hainlere tuzakları sebebiyle hidayet etmez demektir. Fiilin tuzağa isnat edilmesi mübalağa içindir. Burada Rail'in, kocasına hıyanet ettiğine ve kendisinin emin olduğuna îma vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
1. Yüce Allah Yusuf as'ın izzetli ve şerefli bir şekilde zindandan çıkmasını murad ettiği için buna en güzel bir şekilde yorumladığı hükümdarın rüyasını sebep kıldı.
2. Rüyayı yorumlayan bir kimsenin rüya yorumunu bilen birisi olması gerekir ve O rüyayı görene hayrı göstermesi görevidir.
3. Bir kimsenin bilmediği bir şeye dair bir soru sorulması halinde, bilmiyorum, demesi bir ayıp değildir. Bu onun bilmediği halde bir şeyler söylemesinden hayırlıdır.
4. Kolaylık ve bolluk zamanlarında darlık ve sıkıntı zamanları için bir şeyler biriktirip saklamak önemlidir.
5. İyilik yapanları ödüllendirmek, zulme uğramışları zulümlerinden temize çıkarmak, ilim adamlarını, fazilet sahiplerini takdir etmek gerekir ve ayrıca itham altında tutulan birisinin kendisini savunması da meşrudur.
Sayfadan Gönüle Düşenler

İlimsiz hayat değersizdir. Kullanılmayan her şey gibi, kullanılmayan zihin de (kalb de) işlevini yitirmeye mahkumdur. İnsan nefsi öğrenmeye açtır ve bırakıldığında savrulmaya hazırdır. Bu yüzden insan, onu doğru bilgilerle doldurmak ve doğru ilimlerle meşgul ettirmek için harekete geçmelidir.

Çok insan, her şeyi bildiğine inanmak ister. Aslında bilmediği zaman, bilmiyorum diyebilmek daha değerlidir. Her şeyi bilmek mümkün değildir. İlim çok, insan kalbi ise tektir ve ömrü de kısadır. Biliyorum demek için öğrenilen ilim, değerini yitirir. İlmi severek anlatanla, anlatmayan bellidir. O, ilimde Her şeyi kesin bildiğini iddia eden; hem kendisine, hem de etrafına tehlikedir. Kalbe ve hayata kazınamayan ilim, ilim midir?

Ey ilmi sonsuz olan Allahım! Faydasız ilimden, hatalı hocadan ve bereketsiz ömürden, Sana sığınırım. Bildikleriyle büyüklenmekten, Yanlış bildiğinde ısrar etmekten, En doğrusunu bildiğini sanmaktan, yine Sana sığınırım. Sonsuz ilminden hayırla nasiplenenlerden, Hayırlı ilimlerle meşgul olanlardan, Hayırlı hocalardan öğrenenlerden, Öğrendikleriyle amel edenlerden ve Öğrendiklerini doğru aktaranlardan eyle beni. Gerektiğinde bilmiyorum demesini bilenlerden eyle nefsimi. Öğrendiği hayırlarla süslenenlerden eyle kalbimi. İlminle bereketlendir rızanı kazanmama vesile olacak; ömrümü, muhabbetimi, amellerimi, kelimelerimi ve düşüncelerimi.

 

Rabbi zidni ilmen ve fehmen ve imanen – Rabbim ilmimi ve anlayışımı ve imanımı arttır.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji