27 Ocak 2025
Yusuf Sûresi 53-63 (241. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Yusuf Sûresi 53. Ayet

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ  ٥٣


“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا
2 أُبَرِّئُ ben temize çıkarmam ب ر ا
3 نَفْسِي nefsimi ن ف س
4 إِنَّ çünkü
5 النَّفْسَ nefis ن ف س
6 لَأَمَّارَةٌ daima emredicidir ا م ر
7 بِالسُّوءِ kötülüğü س و ا
8 إِلَّا hariç
9 مَا
10 رَحِمَ esirgediği ر ح م
11 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
12 إِنَّ şüphesiz
13 رَبِّي Rabbim ر ب ب
14 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
15 رَحِيمٌ esirgeyendir ر ح م
Müfessirlerin çoğunluğu, bu âyetlerde geçen sözlerin Hz. Yûsuf’a ait olduğu görüşündedir (bk. Taberî, XII, 238, XIII, 2; Zemahşerî, II, 328; Begavî, II, 430). Bununla birlikte bu sözlerin Aziz’in karısına ait olduğunu söyleyenler de vardır. Onlara göre bu âyetler, bir önceki âyetin devamıdır. Çünkü bu sözler kralın huzurunda kadınların sorguya çekildiği sırada söylenmiştir. Halbuki o zaman Yûsuf zindanda bulunuyordu. Ayrıca bu âyetleri 51. âyetten ayıran herhangi bir karine de yoktur; dolayısıyla bu sözler kadına ait olmalıdır. O bu sözleriyle Yûsuf’un gıyabında ona hıyanet etmediğini ve kendi nefsini de temize çıkarmak istemediğini ifade etmek istemiştir (İbn Kesîr, IV, 319 vd.; Reşîd Rıza, XII, 323; İbn Âşûr, XII, 292). Kadın suçunu itiraf ettiğine göre, kalkıp bir de “O suçlu ama ben de büs-bütün temiz değilim” anlamında bir söz söylemesi çelişkili olacağından, kanaatimizce o sözleri Hz. Yûsuf söylemiş olmalıdır.

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ 

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ile önceki ayetteki mahzuf  قلت  fiilinin mekulü’l-kavl cümlesine matuftur. Takdiri, (قلت ذلك ليعلم أنّي لم أخنه.). şeklindedir.

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اُبَرِّئُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. نَفْس۪ي  mef’ûlün bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اُبَرِّئُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  برأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ 

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

النَّفْسَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.

لِ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اَمَّارَةٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  بِالسُّٓوءِ  car mecruru  اَمَّارَةٌ ’e mütealliktir.  

اِلَّا  istisna harfidir.  مَا  müşterek ism-i mevsûl, muttasıl istisna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  رَحِمَ رَبّ۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

رَحِمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  رَبّ۪ي  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمَّارَةٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَفُورٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.   

غَفُورٌ  -  رَح۪يمٌ  mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İlk cümle, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Burada: “Niçin nefsini temize َçıkaramazsın.” şeklinde bir soru varsayılmaktadır. Varsayılan soru  bu cümleyle cevaplandığı için fasıl yapılmıştır. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

لَاَمَّارَةٌ , mübalağa sıygasında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ  cümlesinde istiare sanatı vardır.  لَاَمَّارَةٌ  kelimesi  النَّفْسَ ‘ye isnad edilerek nefis, kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Nefsin bir şahıs gibi emretmesi, nefsin kötülükteki etkisinin önemini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

اِلَّا  istisna edatı, müstesna olan  مَا , cins ve istiğrak için marife gelen النَّفْسَ ‘den istisna edilen nefistir.

Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan  رَحِمَ رَبّ۪ي  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

رَبّ۪ي  izafetinde Hz. Yusuf’a ait  كَ  zamirinin, Rab ismine muzâf olması sebebiyle Hz. Yusuf, şan ve şeref kazanmıştır. 

النَّفْسَ ‘nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

رَحِمَ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ  tabirinde istiare vardır. Çünkü nefsin gerçek anlamda emretmesi doğru olmaz. Ancak insan, nefsin şehevi arzularına, yaptığı davetlere uyunca onun çirkin işlere götüren yularlarıyla yönetilince nefis; buyruklarına uyulan amir, insan da bunlara uyup dinleyen bir dinleyici konumunda ifade edilmiştir. Yine Yüce Allah, لآمراة (emreden) dememiş, nefsin uçurumlara çokça itekler, sapkınlıklara aşırı derecede sevk eder olma durumunu tasvir etme hususunda mübalağa anlatımı sağlamak için  لَاَمَّارَةٌ (çok çok emreden) demiştir. Çünkü  فاعل  azlık bildiren kalıplardan olduğu gibi  فعّل  ise çokluk bildiren kalıplardandır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

Sâbûnî de bu konuya değinerek şöyle açıklamıştır:  اَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ [Nefis, mutlaka kötülüğü çokça emredicidir.] ifadesinde nefsin arzulara çokça sürükleyici ve sapkın yollara çokça çekici olduğunu anlatmak için  آمراة (emredici) yerine  لَاَمَّارَةٌ (çokça emredici) kelimesi kullanıldı. Çünkü bu vezin aşırılık ifade eden kalıplardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Müsnedün ileyhin Rab ismiyle marife olması telezzüz, destek ve muhabbet ifadesinin yanında mütekellimin, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ي  izafetinde Hz. Yusuf’a ait  كَ  zamirinin, Rab ismine muzâf olması sebebiyle Hz. Yusuf, şan ve şeref kazanmıştır. 

Allah’ın  غَفُورٌ  ve  رَح۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Tezyîl hükmündeki bu cümle, önceki cümleyi tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır. 

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

اِنَّ  ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, tekid edilmiştir. Aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166) 

Son cümlenin başında  اِنَّ  olmadığı zaman sözün güzelliği ve revnağı (göz alıcılık) kaybolur. Onun yerine  ف  de gelebilir ama  اِنَّ , ilaveten tekid manası taşıdığı için daha uygundur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayetin tefsiri, kendinden önceki ayetin tefsirindeki değişik manalara göre farklılık arzeder. Çünkü biz eğer o sözün Hz. Yusuf'a ait olduğunu söylersek bu ifade de ona ait olmuş olur. Yok eğer onun, kadının sözünün devamı olduğunu kabul edersek bu ifade de kadının sözünün devamı olmuş olur. Bu sözün, Hz. Yusuf'a ait olduğunu söylememiz halinde Hz. Yusuf, “Gıyabında ona hainlik etmedim.” deyince bu hainliğin, nefsinin arzu duymayışı, tabiatının meyletmeyişi manasında olmayıp nefsin olanca şiddetiyle kötülüğü emreden; insan karakterinin lezzetli olan şeylere karşı arzu duyulan bir özelliği olduğunu beyan etmiştir. Binaenaleyh o bu sözü ile hainlik etmeyişinin, isteksizlik yüzünden değil, Allah korkusundan dolayı olduğunu ifade etmiştir. Fakat bu sözün, o kadının sözünün devamı olduğunu söylersek buna göre de şu izah yapılabilir: O kadın, “Bu, gıyabında ona hainlik etmediğimi... bilmesi içindir.” deyince (bununla beraber) ben, nefsimi (tamamen hainlikten) tebrie edemem (uzak olduğunu söyleyemem). Çünkü ben o günahı ona iftira ile atıp “Zevcene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan yahut acıklı bir azaptan başka ne olabilir.” (Yusuf Suresi, 25) dediğimde ve böylece onu hapse düşürdüğümde, ona hıyanet ettim, demiştir. Binaenaleyh o bu surette, olup bitenlere karşı bir özür beyan etmek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yusuf Sûresi 54. Ayet

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ  ٥٤


Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ dedi ق و ل
2 الْمَلِكُ Kral م ل ك
3 ائْتُونِي bana getirin ا ت ي
4 بِهِ onu
5 أَسْتَخْلِصْهُ onu özel (dost) yapayım خ ل ص
6 لِنَفْسِي kendime ن ف س
7 فَلَمَّا ne zaman ki
8 كَلَّمَهُ onunla konuşunca ك ل م
9 قَالَ dedi ki ق و ل
10 إِنَّكَ şüphesiz sen
11 الْيَوْمَ bugün ي و م
12 لَدَيْنَا yanımızda
13 مَكِينٌ mevki sahibisin م ك ن
14 أَمِينٌ güvenilir(bir kimse)sin ا م ن
Hz. Yûsuf’un, kendi niteliklerini açıklayarak yöneticiden görev istemesi, herhangi bir alanda uzman olan kimsenin, umumun menfaati için yetkililerden görev istemesinin câiz olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber’in, görev talebinde hırslı ve ısrarlı olmamak konusundaki uyarılarının amacı (Müslim, “İmâre”, 3/13-14), kamu görevine lâyık olanların bulunup tayin edilmesine teşviktir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 241

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلِكُ  fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli,  ائْتُون۪ي بِه۪ٓ ’dır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

ائْتُون۪ي  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ٓ  car mecruru  ائْتُون۪ي  fiiline mütealliktir.  

فَ  karînesi olmadan gelen  اَسْتَخْلِصْهُ  cümlesi şartın cevabıdır.

اَسْتَخْلِصْهُ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. لِنَفْس۪ي  car mecruru  اَسْتَخْلِصْهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَسْتَخْلِصْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  خلص ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.


 فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. كَلَّمَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

كَلَّمَهُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı  قَالَ  ‘dir

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

كَ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. الْيَوْمَ  zaman zarfı  مَك۪ينٌ ’e mütealliktir. لَدَيْنا  mekân zarfı, sükun üzere mebni mahallen mansub,  مَك۪ينٌ ’ne mütealliktir. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَك۪ينٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. اَم۪ينٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur, 

كَلَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كلم ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مَك۪ينٌ  -  اَم۪ينٌ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l kavli olan  ائْتُون۪ي بِه۪  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اتى  fiili, “geldi” demektir.  بِ  harfiyle kullanıldığında, “getirdi” manasına gelir. Fiilin, harfle farklı mana kazanması, tazmin sanatıdır.

Emrin cevabı olan  اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪ي  cümlesi, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında  ف  harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (ceza) ifade eden bir muzari fiil geldiğinde söz konusu muzari fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzari fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman) 


فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ

 

فَ , atıf harfidir. Takdiri  فَأتَوْهُ بِهِ (Onu getirdiler) olan mahzuf cümleye atfedilmiştir.

“Yusuf'u getirdiler.” cümlesinin hazf edilmesi, getirmenin süratle gerçekleştiğini zımnen bildirmek içindir. Sanki o emir ile huzura getirme ve kendisiyle konuşma arasında hiç zaman yokmuş gibi.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı cevap cümlesine mütealliktir. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi  كَلَّمَهُ  şart edatı olan  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مَك۪ينٌ ’e müteallık olan mekân zarfı  لَدَيْنَا  ve zaman zarfı  الْيَوْمَ , konudaki önemi sebebiyle, amiline takdim edilmişlerdir.

اَم۪ينٌ  ikinci haberdir. Haber konumundaki  مَك۪ينٌ  ve  اَم۪ينٌ ‘ün aralarında  وْ  olmaması, bu özelliklerin müsnedün ileyhte, ikisinin birden mevcut olduğuna işaret eder. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasıfların müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

اَم۪ينٌ - اَسْتَخْلِصْ - مَك۪ينٌ  ve  كَلَّمَ - قَالَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَلَّمَ - الْمَلِكُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddül aczi ales sadr,  قَالَ ’nin tekrarında reddü'l- acüz ale's-sadr sanatları vardır.

اَم۪ينٌ - مَك۪ينٌ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs, muvazene ve reddü'l- acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الْيَوْمَ  [Bugün] ifadesi, yüksek makam sahibi ve güvenilir olması sürecinin, konuşma anından itibaren başlamış olduğunu göstermek ve bu görevin başlamasını engelleyecek herhangi bir ihtimali ortadan kaldırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 
Yusuf Sûresi 55. Ayet

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ  ٥٥


Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 اجْعَلْنِي beni tayin et ج ع ل
3 عَلَىٰ üstüne
4 خَزَائِنِ hazineleri خ ز ن
5 الْأَرْضِ ülkenin ا ر ض
6 إِنِّي çünkü ben
7 حَفِيظٌ iyi korur ح ف ظ
8 عَلِيمٌ iyi bilirim ع ل م

Riyazus Salihin, 678 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Siz memuriyet alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Halbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.”
(Buhârî, Ahkâm 7. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)

Riyazus Salihin, 675 Nolu Hadis
Ebû Saîd Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:
“Abdurrahman İbni Semüre! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin.
“Bir de bir şeye yemin ettikten sonra başka bir davranışı daha hayırlı görürsen, hayırlı olanı işleyip yeminin için keffâret öde!”
(Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1, Keffârât 10; Müslim, Eymân 19, İmâre 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 2; Tirmizî, Nüzûr 5; Nesâî, Âdâbü’l-kudât 5)

خزن Hazene : خَزْنٌ kavramı bir nesneyi خِزانَةٌ de yani kasada/kilitli bir çekmecede/depoda saklamak ve gizlemek demektir. Bu temel anlamdan sonra her türlü sırrı muhafaza ederek saklamak ile ilgili de kullanılır. خَزَنَةٌ sözcüğü ise bir hazinede /dolapta muhafaza eden kişi/hazinedâr, muhafız anlamındaki خازِنٌ kelimesinin çoğuludur. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 13 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hazin, hazine, hazne ve mahzendir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اجْعَلْن۪ي ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اجْعَلْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى خَزَٓائِنِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْاَرْضِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  حَف۪يظٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

حَف۪يظٌ - عَل۪يمٌ  mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. Aynı seviyede olan iki kişi arasındaki emire ise “iltimas” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Hazine, binek yerine konmuştur. Sanki mütekellim üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ  izafetinde de istiare sanatı vardır. Bu izafetiyle  الْاَرْضِۚ  kişileştirilmiştir. Dünya, mülkiyet iradesi olan bir kişiye benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır. 


 اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

عَل۪يمٌ , ikinci haberdir. Haber konumundaki bu iki sıfatın aralarında vav olmaması, bu özelliklerin ikisinin birden mevsufta mevcut olduğuna işaret eder.

عَل۪يمٌ  ve  حَف۪يظٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların müsnedün ileyhte varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında  وَ  olmaması, ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. 

Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müfessirler şöyle demişlerdir: Yusuf (a.s) hükümdarın rüyasını, onun huzurunda tabir edip açıklayınca melik ona: “Ey dost, ne önerirsin?” demiş, bunun üzerine Yusuf (a.s) da “Bolluk olacak yıllarda, çokça ekin ektirmeni, depolar yaptırmanı ve orada yiyecekler depolamanı öneririm. O kıtlık yılları geldiğinde araziden elde ettiklerimizi satarız. İşte bu yolla da çok büyük bir mal elde edilmiş olur.” dedi. Bunun üzerine melik “Bu işi kim yüklenecek?” deyince de Yusuf (a.s), “Beni memleketin hazineleri üzerine (memur) et.” demiştir ki bu, “Mısır topraklarının hazineleri üzerine.” demektir. Ahd ifade etsin diye  الْاَرْضِۚ  kelimesinin başına elif lâm getirilmiştir. İbni Abbas (r.a), Hz. Peygamberin bu ayetle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Allah, kardeşim Yusuf'a merhamet etsin. Şayet o: ‘Beni memleketin hazineleri üzerine (memur) et.’ demeseydi, o padişah onu, hemen o anda o işle görevlendirirdi. Ancak ne var ki o, bunu deyince o bu vazifeyi ona vermeyi bir sene geciktirdi.”

Ben derim ki bu, şaşılacak şeylerdendir. Zira Yusuf (a.s) hapishaneden çıkmak istemeyince, Allah bunu, ona en güzel bir biçimde kolaylaştırdı. Ama hemen görev almaya koşunca Allah onun bu gayesini gerçekleştirmesini tehir etti. İşte bu, şahsi tasarrufu terk edip işleri tamamen Allah'a bırakmanın daha evla olacağına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hz Yusuf'un “inşallah” dememesi hakkında Vahidî şöyle demiştir: “Bu, bir cezayı iktiza eden bir hata olmuştur. Bu ceza da Allah Teâlâ'nın Hz. Yusuf'un o maksadını, bir sene müddetle ertelemesidir.” Ben de derim ki: Belki de bunun sebebi şudur: Şayet Yusuf (a.s) böyle bir istisnada bulunsaydı, melik, Yusuf'un bunu, kendisinin bu menfaatleri gerektiği gibi zabt ü rabt altına alamayacağını bildiği için söylediğine inanacaktı. İşte bundan dolayı Yusuf (a.s) inşaallah dememiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayette, hükümdarın, Yusuf’un (a.s) hazine bakanlığının kendisine verilmesi talebini kabul ettiğinin zikredilmemiş olması, bunun, sarahatle belirtilmesine gerek olmayan kesin bir sonuç olduğunu zımnen bildirmek içindir. Özellikle saltanatın bütün kısımlarını kapsayan, “Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin.” sözüyle takdim edilmesi, buna ihtiyaç bırakmaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yusuf Sûresi 56. Ayet

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  ٥٦


Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkân ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَٰلِكَ böylece
2 مَكَّنَّا biz iktidar verdik م ك ن
3 لِيُوسُفَ Yusuf’a
4 فِي
5 الْأَرْضِ o ülke’de ا ر ض
6 يَتَبَوَّأُ konaklardı ب و ا
7 مِنْهَا orada
8 حَيْثُ yerde ح ي ث
9 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
10 نُصِيبُ biz ulaştırırız ص و ب
11 بِرَحْمَتِنَا rahmetimizi ر ح م
12 مَنْ kimseye
13 نَشَاءُ dilediğimiz ش ي ا
14 وَلَا
15 نُضِيعُ zayi etmeyiz ض ي ع
16 أَجْرَ ecrini ا ج ر
17 الْمُحْسِنِينَ güzel davrananların ح س ن
Kral, Hz. Yûsuf hakkında edindiği bilgilerden onun yüksek karaktere sahip, ülke yönetiminde liyakatli biri olduğunu anladı ve tereddüt etmeksizin onu devletinde yüksek bir makama getirdi. Maliyenin yönetimini ona teslim etti ve tam yetki verdi. Olaylar onun, kralın rüyasını yorumladığı gibi cereyan etti. Hz. Yûsuf, gereken tedbiri alarak bolluk yıllarında tarıma önem verdi, üretimi arttırdı, ihtiyaç fazlası ürünleri depoladı. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer depolanmış olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Çünkü kıtlık sadece Mısır’da değil, Kuzey Arabistan, Ürdün, Filistin ve Suriye’de de etkisini göstermiş, bu bölgelerin halkı da yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Ancak Hz. Yûsuf’un aldığı tedbirler sayesinde Mısır halkı kıtlık yıllarını rahatlıkla geçirdi, hatta erzak fazlasını ihraç etti. Her taraftan insanlar gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Hz. Ya‘kub da Yûsuf’un öz kardeşi Bünyâmin hariç, diğer oğullarını erzak almak için Mısır’a gönderdi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 241

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  كَ  harf-i cerdir.  مثل  anlamındadır. Bu ibare amili  مَكَّنَّا  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harftir.  ك  hitap zamiridir.

مَكَّنَّا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  ناَ  fail olarak mahallen merfûdur. لِيُوسُفَ  car mecruru  مَكَّنَّا  fiiline müteallik olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  مَكَّنَّا  fiiline mütealliktir. يَتَبَوَّاُ  cümlesi,  يُوسُفَ ’nin hali olarak mahallen mansubdur.

يَتَبَوَّاُ  damme ile merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهَا  car mecruru  يَتَبَوَّاُ  fiiline mütealliktir.  حَيْثُ  mekân zarfı, damme üzere mebni, mahallen mansub  يَتَبَوَّاُ  fiiline mütealliktir. يَشَٓاءُ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.

حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı yani mef‘ûlün fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَكَّنَّا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  مكن ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

يَتَبَوَّاُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  بوأ ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


 نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ 

 

Fiil cümlesidir.  نُص۪يبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. بِرَحْمَتِنَا  car mecruru  نُص۪يبُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl,  نَشَٓاءُ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  نَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

نَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.

نُص۪يبُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  صوب ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نُض۪يعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. اَجْرَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُحْسِن۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti  ي  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

يُض۪يعُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ضيع ’dir. 

الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ

 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

كَذٰلِكَ , amili  مَكَّنَّا  olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مَكَّنَّا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

Bu ayette  كَذٰلِكَ  konuyu pekiştirmek maksadıyla gelmiştir. Yani “Onun yerleştirilmesi işte böyle olmuştur.” demektir.

İsmi-i işaret, iki cümleyi birbirine bağlar ve ism-i işaretten önce zikredilen vasıfları temyiz için getirilir. İsm-i işarette, muşârun ileyhin bundan önce zikredilen sıfatlardan dolayı arkadan gelecek şeyleri hak ettiğine dair tenbih vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Hud16

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen  الْاَرْضِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf,  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Çünkü dünya zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Yeryüzünde bulunan varlıklar, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

كَذٰلِكَ  kelimesindeki kaf,  مَكَّنَّا  fiili ile mansub olup, daha önce geçmiş olan bir şeye işarettir. Yani “Biz, melikin kalbini, sevgisini ona yaklaştırmak ve onu, böylece hapislik gamından kurtarmamız hususunda Yusuf’a nasıl inam ettiysek, ona o ülkede yetki vermekle de inam ettik.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hal konumundaki  يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Zaman zarfı  حَيْثُ ‘nün muzâfun ileyhi olan  يَشَٓاءُۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِرَحْمَتِنَا  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  نَشَٓاءُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil cümlede teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  بِرَحْمَتِنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan  رَحْمَتِ, şan ve şeref kazanmıştır.

نُص۪يبُ  ve  نَشَٓاءُ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

نَشَٓاءُ - يَشَٓاءُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hz.Yusuf’a ihsan edilenlerle ilgili olarak gelen tezyil cümlesidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Cenab-ı Hak  نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ  [Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasip ederiz.]  demiştir. Allah Teâlâ ilk önce bu imkân ve kudret vermenin başkası tarafından değil, kendisi tarafından olduğunu belirterek, “İşte o yerde, Yusuf’a kudret ve şeref verdik.” buyurmuş, daha sonra da bunu ikinci kez “Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasip ederiz.” ifadesiyle tekid etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

 وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Menfi muzari fiil olan cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiilde teceddüt, tecessüm ve istimrar anlamları vardır.

اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  ifadesinde istiare vardır. Muhsinler ücretle çalışan işçiye benzetilmiştir.

لَا نُض۪يعُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

نُض۪يعُ -  نُص۪يبُ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

الْمُحْسِن۪ينَ , rubaî mezid  أَحْسَنَ  fiilinin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.

Yusuf Sûresi 57. Ayet

وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟  ٥٧


Elbette ki, ahiret mükâfatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَأَجْرُ elbette ödülü ا ج ر
2 الْاخِرَةِ ahiret ا خ ر
3 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
4 لِلَّذِينَ kimseler için
5 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
6 وَكَانُوا ve (için) ك و ن
7 يَتَّقُونَ korunanlar و ق ي

وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir.  لَ  ibtidaiyyedir. Tekid ifade eder. 

اَجْرُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْاٰخِرَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. اَلَّذِينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle خَيْرٌ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كَانُوا  fiili atıf harfi  وَ ’la sılaya matuftur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamiridir, mahallen merfûdur.  يَتَّقُونَ  cümlesi,  كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَتَّقُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَتَّقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. 

الْاٰخِرَةِ , sülâsi mücerredi  أخر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَيْرٌ  ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  şeklindedir. Çok kullanıldıklarından Arap dilinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟

 

Ayet hal konumundadır. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Cümledeki  لَ  tekid ifade eden ibtida harfidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin izafetle marife olması veciz ifade kastına matuftur.

Müsned olan  خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذِينَ  ‘nin sıla cümlesi olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  يَتَّقُونَ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir. Fiil muzari sıygada gelerek hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

اَجْرُ - خَيْرٌ  ve  اٰمَنُوا - يَتَّقُونَ۟  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Buradaki  خَيْرٌ  kelimesini ism-i tafdil (daha hayırlı) manasına alırsak muttakilerin sevabının daha üstün olacağı manası çıkmış olur ki bundan, başkaları için sevap olmadığı neticesi çıkmaz. Yok eğer bu kelimeyi, “hayırlı” manasına hamledersek, bu, o hayrın muttakiler için söz konusu olduğuna delalet eder. Yine bu da hayrın muttakilerin dışındaki kimseler için olmayacağını göstermez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yusuf Sûresi 58. Ayet

وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ  ٥٨


(Derken) Yûsuf’un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yûsuf onları tanıdı, onlar ise Yûsuf’u tanımıyorlardı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَاءَ ve geldiler ج ي ا
2 إِخْوَةُ kardeşleri ا خ و
3 يُوسُفَ Yusuf’un
4 فَدَخَلُوا girdiler د خ ل
5 عَلَيْهِ onun yanına
6 فَعَرَفَهُمْ o onları tanıdı ع ر ف
7 وَهُمْ fakat onlar
8 لَهُ onu
9 مُنْكِرُونَ tanımıyorlardı ن ك ر
Uzun süren kuraklık ve kıtlık Ken‘ân bölgesini de etkiledi. Dolayısıyla Hz. Yûsuf’un kardeşleri de erzak satın almak üzere Mısır’a, Hz. Yûsuf’un yanına geldiler. Ancak huzuruna çıktıklarında onu tanımadılar, Yûsuf ise onları tanıdı. Çünkü onu kuyuya attıkları zaman o çocuk denecek yaştaydı. Aradan geçen bu uzun süre, onlarda fazla bir değişiklik meydana getirmemişti. Buna karşılık Hz. Yûsuf’un fizikî yapısında değişiklikler meydana gelmişti. Ayrıca onlar kuyuya attıkları kardeşlerinin bir gün böyle bir makama geleceğini düşünemezlerdi. Ancak kader tecelli etmiş, 15. âyette bildirilen ilâhî vaad gerçekleşmeye başlamıştı.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 242

وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اِخْوَةُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır.  يُوسُفَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

دَخَلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ  car mecruru  دَخَلُوا  fiiline mütealliktir.

فَ  atıf harfidir.  عَرَفَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ  cümlesi,  عَرَفَهُمْ ’deki mef’ûlün hali olarak mahallen mansubdur. 

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُ  car mecruru  مُنْكِرُونَ ’ye mütealliktir. مُنْكِرُونَ  mübtedanın haberi olup, ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُنْكِرُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

Aynı üslupta gelen  فَدَخَلُوا عَلَيْهِ  ve  فَعَرَفَهُمْ  cümleleri atıf harfi فَ  ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُ , siyaktaki önemine binaen amili olan  مُنْكِرُونَ ’ye takdim edilmiştir. Böylece fasılaya uygunluk da temin edilmiştir.

Müsned olan  مُنْكِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Burada  عَرَفَ  ile  مُنْكِرُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَعَرَفَهُمْ  cümlesiyle  وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اِخْوَةُ  kelimesi, cemi kıllet sıygasında gelmiştir. 3-10 arasındaki kardeşleri ifade eder.  

Kıtlık bütün beldeleri sarıp Yakub’un (a.s.) beldesine de ulaşıp onlar da geçim darlığına düşünce Hz. Yakub oğullarına: “Mısır'da herkese yiyecek dağıtan salih bir zat var. Ona paralarınızı götürüp ondan yiyecek şeyler alın.” dedi. Bunun üzerine onlar, on kardeş, Yusuf'a doğru yollandılar. Mısır'a gelip onun yanına girdiler. İşte bu hadise, Hz. Yusuf'un, kardeşleri ile buluşmasına, onlar Yusuf'u kuyuya atarlarken Cenab-ı Hakk'ın ona (vahiyle) bildirdiği, “Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken (bir gün) bu işlerini haber vereceksin.” (Yusuf Suresi, 15) şeklindeki haberinin doğruluğunun ortaya çıkmasına bir sebep gibi olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayet, Hz. Yusuf’un bulunduğu ortama gelen kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanıyamadıklarını beyan etmektedir. Hz. Yusuf açısından ise durum tam aksidir. O kardeşlerini tanımıştır. Hz. Yusuf’un kardeşlerini tanıması feraseti, zekası ve gördüğü rüyadan kaynaklanmaktadır. Kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanımamış olması ise çocuk yaşta onlardan ayrılması veya giydiği elbisenin devlet büyüklerinin giydiği elbiseden olması ve orada onunla karşılaşma gibi bir ihtimal görmemeleri nedeniyledir. Hz. Yusuf’un kardeşlerini uzun seneler sonra da olsa tanıması mazi fiil kalıbı ile ifade edilmiştir. Kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanıyamamış olması ise ism-i fail kalıbı tercih edilerek isimle anlatılmıştır. Ayrıca kardeşlerinin durumu anlatılan cümlede isim cümlesi tercih edilmiş, ism-i failin mef’ûlüne lâm-ı takviye gelmiş ve amilinden önce getirilmiştir.

Hz. Yusuf’un kardeşlerini tanıması ifade edilirken mazi fiil kalıbı kullanılmasından Hz. Yusuf’un kardeşlerini ilk gördüğü anda, düşünmeden, araştırmadan hemen tanıdığı anlaşılmaktadır. Çünkü fiil, hudûs ve teceddüt manasına delalet etmektedir. Bu delalet ile de Hz. Yusuf’un kardeşlerini görür görmez tanıdığı anlaşılmaktadır. Kardeşlerinin durumunu ifadede kullanılan isim kalıbı ise sübut ve kalıcılık manasına delalet etmektedir. Bu delaletin anlama katkısı şöyle olmaktadır: Hz. Yusuf’u gören kardeşleri onu tanıyamamışlardır. Onu tanıyamamaları Allah’ın öyle dilemesindendir. Çünkü iç güzelliğinin yanında yüz güzelliği olan ve bu güzellikle sınanan kimsenin tanınmaması imkânsız gibidir. Allah’ın bu takdiri ile onu tanımaktan uzak olduklarını ifade için isim kalıbı kullanılmıştır. (Hasan Duran, Kur’an-ı Kerim’de Teceddüt Ve Sübût Manası İçin Yapılan Udûl Çeşitleri)

Yusuf Sûresi 59. Ayet

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  ٥٩


Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَمَّا ve ne zaman ki
2 جَهَّزَهُمْ yükletti ج ه ز
3 بِجَهَازِهِمْ onların yüklerini ج ه ز
4 قَالَ dedi ki ق و ل
5 ائْتُونِي bana getirin ا ت ي
6 بِأَخٍ kardeşinizi ا خ و
7 لَكُمْ sizin
8 مِنْ -dan (olan)
9 أَبِيكُمْ babanız- ا ب و
10 أَلَا
11 تَرَوْنَ görmüyor musunuz? ر ا ي
12 أَنِّي ben
13 أُوفِي tam yapıyorum و ف ي
14 الْكَيْلَ ölçüyü ك ي ل
15 وَأَنَا ve ben
16 خَيْرُ en iyisiyim خ ي ر
17 الْمُنْزِلِينَ konukseverlerin ن ز ل
Buradan anlaşıldığına göre Hz. Yûsuf kardeşlerini misafir etti, onlara ikram ve iltifatta bulundu; bu esnada, gelenlerin dışında bir tane de baba-bir kardeşlerinin bulunduğunu ona anlattılar; babaları ve kardeşleri için de tahıl istediler; muhtemelen babalarının ihtiyarlığı, kardeşlerinin de ona can yoldaşı olarak kalıp tahıl almaya gelemediği mazeretini ileri sürdüler. Hz. Yûsuf, kardeşlerinin istediği tahılı verdi, yüklerini hazırlattı, kendilerini donattı ve tekrar geldiklerinde baba-bir kardeşlerini de getirmelerini istedi. Aksi halde, yanlış beyanda bulunmuş olacakları için kendilerine tahıl vermeyeceğini bildirdi. Kendisini kardeşlerine tanıtmada acele etmedi, olayların olgunlaşmasını ve zamanının gelmesini bekledi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 242-243

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ 

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَمَّا   kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَهَّزَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَهَّزَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِجَهَازِهِمْ  car mecruru  جَهَّزَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı  قَالَ ’dir. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli  ائْتُون۪ي ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

ائْتُون۪ي  fiili  ن ’nun hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

بِاَخٍ  car mecruru  ائْتُون۪ي  fiiline mütealliktir. لَكُمْ  car mecruru  بِاَخٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْ اَب۪يكُمْ car mecruru  اَخٍ ’in mahzuf sıfatına müteallik olup, harfle îrab olan beş isimden olduğundan cer alameti  ي ’dır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

جَهَّزَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  جهز ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


  اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Veya arz edatıdır. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَرَوْنَ  fiili  ن ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel,  تَرَوْنَ  fiilinin iki mef’ûlü yerinde olup mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

ي  mütekellim zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُو۫فِي  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اُو۫فِي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. الْكَيْلَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. 

اُو۫فِي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.                          

            وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ

 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُنْزِل۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh” denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُنْزِل۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh” denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ 

 

Cümle,  وَ  atıf harfiyle önceki ayetteki  فَعَرَفَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi   جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ , şart edatı  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

بِجَهَازِهِمْ - جَهَّزَهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Geldi manasındaki  آتِي  fiili, بِ  harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Yusuf’un (a.s), “kardeşinizi” demeyip de “babanızdan olan sizin öbür kardeşinizi” demesi de çok anlamlıdır. Bunu böyle söylemekle onu hem tanımıyormuş gibi davranmış hem onun yalnız kaldığını işaret etmiş hem de kendi kardeşliğini kastetmeye uygun bir imada bulunmuş ve böylece ilk önce sevgili öz kardeşini yanına getirtmek istemiş. Bu isteğin yerine getirilmesini sağlamak için de demişti ki: “Görmüyor musunuz ben keyli hakkıyle ölçüyorum. Görüyorsunuz ya benim tutumum, haksızlığa ve suistimale, yolsuzluğa hiç meydan vermiyor; tam ölçüyorum, kimseye eksik vermiyorum, aynı zamanda ben, hayrül münzilin bir kimseyim. Allah için çok iyi ve emsalsiz bir misafirperverim.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

جَهَّزَ  lafzı, gelinin çeyizi ve ölünün teçhizatı ifadeleri bu köktendir. Bu, “bu kişilerin ihtiyaç duydukları şeyler” demektir. Basralıların bunu  جَ ’in kesresi ile kullandıklarını duydum. el-Ezheri şöyle demiştir: “Bütün kurrâ, bunu  جَ ’in fethası ile okumuşlardır. Kesreli okunuşu güzel bir lehçe değildir.” Müfessirler şöyle demişlerdir: “Yusuf (a.s) onlardan her biri için bir deve yükledi, onları misafir ederek ikram etti ve yolculuk esnasında ihtiyaç duyacakları her şeyi verdi. İşte ayetteki  وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ [Onların teçhizatını düzdü.] cümlesi bu manadadır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 


اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ  وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hz. Yusuf’un sözlerinin devamıdır. Hemze istifham,  لَا , nefy harfidir. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen muhatabı ikrara zorlamak manasında olduğu için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ  cümlesi, masdar tevilinde olup  تَرَوْنَ  fiilinin iki mef’ûlu yerindedir.

Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ’nin haberi olan  اُو۫فِي الْكَيْلَ  müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)  

وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned, îcaz yollarından biri olan izafetle gelmiştir.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الْمُنْزِل۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı ağırlayan, yerine [ağırlayanların en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

الْمُنْزِل۪ينَ , rubaî mezid  افعال  babının ism-i fail kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu fiilde  افعال  babının kesret manasının etkisi barizdir.

بِاَخٍ - اَب۪يكُمْۚ  ve  الْكَيْلَ - جَهَّزَ  ve  خَيْرُ - اُو۫فِي  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yusuf Sûresi 60. Ayet

فَاِنْ لَمْ تَأْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ  ٦٠


“Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنْ eğer
2 لَمْ
3 تَأْتُونِي bana getirmezseniz ا ت ي
4 بِهِ onu
5 فَلَا artık yoktur
6 كَيْلَ ölçecek bir şey ك ي ل
7 لَكُمْ size
8 عِنْدِي benim yanımda ع ن د
9 وَلَا
10 تَقْرَبُونِ (bir daha) bana yaklaşmayın ق ر ب

فَاِنْ لَمْ تَأْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ

 

ف  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

تَأْتُون۪ي  şart fiili olup,  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamir  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪  car mecruru  تَأْتُون۪ي  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. 

كَيْلَ  kelimesi, لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. لَكُمْ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. عِنْد۪ي  mekân zarfı  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْرَبُونِ  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاِنْ لَمْ تَأْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan şart üslubuna iltifat sanatı vardır.

اِنْ  cezm eden şart harfi,  لَمْ  cezm ve nefy harfidir.  تَأْتُون۪ي  fiilini cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirmiştir. Şart üslubundaki terkipte  لَمْ تَأْتُون۪ي بِه۪  cümlesi şarttır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي , cinsini nefyeden  لَا ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَيْلَ , cinsini nefyeden  لَا ‘nın ismidir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  لَكُمْ  car mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Geldi manasındaki  آتِي  fiili, بِ  harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şartın cevabına atfedilen  وَلَا تَقْرَبُونِ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Fiilin sonundaki kesre, mütekellim zamirinden ivazdır. 

Bu hazif mütekellimin heyecanına, kararlılığına işaret veya fasılaya riayet için olabilir. 

تَقْرَبُونِ - عِنْد۪ي  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

وَلَا تَقْرَبُونِ  ifadesi iki türlü yorumlanabilir. İlkine göre bu ifade, şart cümlesinin cevabının kapsamına dahildir ve meczumdur. [Yanımda size verilecek tek bir ölçek bile yoktur.] ifadesinin mahalline atıf olup sanki “Bana onu getirmezseniz mahrum kalır ve bana yaklaşamazsınız.” anlamına gelmektedir. İkinci yoruma göre ise nehiy anlamındadır (Yanıma yaklaşmayın!). (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Yusuf (a.s), onlardan o kardeşini getirmelerini isteyince hem teşvik hem tehdit üslubunu birlikte kullandı. Teşvik onun: “Görmüyor musunuz, tam ölçek veriyorum. Ben, misafir ağırlayanların en hayırlısıyım.” sözüdür. Tehdit ve korkutma ise “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size hiçbir ölçek yok, bana yaklaşmayın!” sözüdür. Bu ifade, bir tehdittir. Çünkü onlar yiyecek elde etmeye mecbur idiler. Onu elde edebilmek de ancak elinde yiyecek bulunan bu kimse vasıtasıyla mümkündü. Binaenaleyh o, onlara yanına gelmeyi yasak edince bu son derece ileri bir tehdit ve korkutma olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yusuf Sûresi 61. Ayet

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ  ٦١


Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 سَنُرَاوِدُ istemeğe çalışacağız ر و د
3 عَنْهُ onu
4 أَبَاهُ babasından ا ب و
5 وَإِنَّا ve biz muhakkak
6 لَفَاعِلُونَ mutlaka yapacağız ف ع ل
Bünyâmin’i getireceklerine dair kardeşlerinden kesin söz alan Hz. Yûsuf, onların ödedikleri bedeli de yüklerinin içine koydurarak parasızlık yüzünden gelememeleri gibi bir mazereti de ortadan kaldırdı.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 243

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  سَنُرَاوِدُ ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نُرَاوِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَنْهُ  car mecruru  نُرَاوِدُ  fiiline mütealliktir.  اَبَاهُ  mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. فَاعِلُونَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır.(Mehmet Altın, Kur’ân' da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

نُرَاوِدُ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.   

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir,(sonuçlandırandır) Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاعِلُونَ  ; sülâsî mücerredi  فعل  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstikbal harfi  سَ  tekid ifade eder. 

وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

Müsned olan  فَاعِلُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin babamızdan değil de babasından isteyeceğiz demeleri babalarının kardeşlerine çok düşkün olduğunun işaretidir.

Babalarını razı etme konusundaki isteklerini tekitli isim cümlesiyle ifade ederek ellerinden ne geliyorsa yapmaya kararlı olduklarını belirttiler.

Onlar, Hz. Yusuf'un sözüne karşı, “Onu babasından istemeye çalışırız. Herhalde (bunu) yapabiliriz.” dediler. Bu, “Biz, onu onun elinden almaya çalışırız ve bunun yolunu ararız. Herhalde bunu becerebiliriz.” demektir. Bu ikinci cümlenin gayesi, tekiddir. Bu cümlenin, “Biz, onu sana getirebiliriz.” manasına gelebileceği gibi “Bu konuda elimizden geleni yaparız.” manasında olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 
Yusuf Sûresi 62. Ayet

وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ  ٦٢


Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dedi ki ق و ل
2 لِفِتْيَانِهِ uşaklarına ف ت ي
3 اجْعَلُوا koyun! ج ع ل
4 بِضَاعَتَهُمْ onların sermayelerini ب ض ع
5 فِي içine
6 رِحَالِهِمْ yüklerinin ر ح ل
7 لَعَلَّهُمْ belki onlar
8 يَعْرِفُونَهَا bunun farkına varırlar ع ر ف
9 إِذَا zaman
10 انْقَلَبُوا döndükleri ق ل ب
11 إِلَىٰ
12 أَهْلِهِمْ ailelerine ا ه ل
13 لَعَلَّهُمْ belki de
14 يَرْجِعُونَ geri dönerler ر ج ع
فتي Feteye : الْفَتَى gençliği henüz taze olan yani gençlik çağlarına yeni girmiş delikanlı/civan demektir. Bunun dişili فَتاةٌ şeklinde gelir. Her ikisi de köle ve cariyeden kinaye yapılır. Mastar kullanımı ise فَتاءٌ dur. فَتْوَى belirsiz, tartışmalı ve sorun teşkil eden hükümlere verilen cevaptır. Fetva verdi/hüküm çıkardı manasında إسْتَفْتَى fiili kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 21 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri fetva ve müftüdür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. لِفِتْيَانِهِ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ ’ dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اجْعَلُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِضَاعَتَهُمْ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي رِحَالِهِمْ  car mecruru  اجْعَلُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَعْرِفُونَـهَٓا  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَعْرِفُونَـهَٓا  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَٓا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. انْقَلَـبُٓوا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

انْقَلَـبُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَهْلِهِمْ car mecruru  انْقَلَـبُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, إذا انقلبوا…  فلعلّهم يعرفونها  şeklindedir.

لَعَلّ  terecci harfidir. هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَرْجِعُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَرْجِعُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin fiili mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:  

a. (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (müfacee=sürpriz) harfi olur. b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nin gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenler ile aynıdır. c. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْقَلَـبُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi  قلب ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.

وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli  اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ  cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İzafetler kısa yoldan izah içindir.


لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا

 

Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  لَعَلَّ  , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  يَعْرِفُونَـهَٓا ’nin, muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır yani “sakınıp korunmanız için’’demektir, der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


  اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ 

 

Şart üslubunda gelen terkipte  اِذَا , cümleye muzâf olan şart ve mazi manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.

اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan  انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ şeklindeki şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin durumlarda gelen zaman zarfıyla gelmiş mazi fiil, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)

Şartın takdiri, فلعلّهم يعرفونها  (Umulur ki onu tanırlar.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Şartın cevabının hazfi, icaz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 


 لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılan terecci harfi  لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  

لَعَلَّ ’nin haberi olan  يَرْجِعُونَ ’nin, muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

انْقَلَـبُٓوا - يَرْجِعُونَ  ve  بِضَاعَتَهُمْ - رِحَالِهِمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَعَلَّهُمْ  lafzının tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hz. Yusuf, zahire ölçen genç hizmetkârlarına bu emri verdi ve her yük için onların karşılığında zahire satın aldıkları sermayelerini, yüklerinin içine koymak için bir adam görevlendirdi.

Onların sermayeleri, ayakkabılar ve deriler idi. Hz. Yusuf, babalarının yanında sermaye olarak getirecekleri başka bir mal olmaz da bir daha gelmezler endişesiyle bunu yapmıştı.

Bütün bunlar, kardeşi Bünyamin ile beraber geri gelmelerini sağlamak içindi. Nitekim “Olur ki ailelerinin yanına döndüklerinde bunun farkına varırlar.” cümlesi de bunu bildirmektedir.

Bunun farkına varmaları da ailelerinin yanına dönmeleri kaydına bağlanmış, çünkü ancak yüklerini ve kaplarını boşalttıkları zaman bunun farkına varırlar ve belki yine gelirler; çünkü hem malı hem de bedelini kendilerine geri verme iyiliğini göstermek, özellikle sermayenin kıt olduğu zamanda geri gelmelerinin en kuvvetli sebeplerindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yusuf Sûresi 63. Ayet

فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ  ٦٣


Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا zaman
2 رَجَعُوا döndükleri ر ج ع
3 إِلَىٰ
4 أَبِيهِمْ babalarına ا ب و
5 قَالُوا dediler ki ق و ل
6 يَا أَبَانَا babamız ا ب و
7 مُنِعَ men’edildi م ن ع
8 مِنَّا bizden
9 الْكَيْلُ ölçü ك ي ل
10 فَأَرْسِلْ (oyüzden) gönder ر س ل
11 مَعَنَا bizimle beraber
12 أَخَانَا kardeşimizi ا خ و
13 نَكْتَلْ ölç(üp al)alım ك ي ل
14 وَإِنَّا şüphesiz biz
15 لَهُ onu
16 لَحَافِظُونَ mutlaka koruruz ح ف ظ

فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَجَعُٓوا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَجَعُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَب۪يهِمْ car mecruru  رَجَعُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı  قَالُوا  ‘dur.

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli  يَٓا اَبَانَا ’dır.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَٓا  nida harfidir.  اَبَانَٓا  münada olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ ’dir. 

مُنِـعَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. مِنَّا  car mecruru  مُنِـعَ  fiiline mütealliktir. الْكَيْلُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gele rabıta harfidir. Takdiri,  إن رغبت في الكيل فأرسل (Keyl almak istersen …. gönder.) şeklindedir. 

اَرْسِلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. مَعَ  mekân zarfı  اَخَانَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَخَانَا mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  نَكْتَلْ  cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri, إن ترسل معنا أخانا نكتل  (Kardeşimizi bizimle gönderirsen alırız.) şeklindedir.

نَكْتَلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسِلْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

نَكْتَلْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  كيل ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

 

İsim cümlesidir.  نَكْتَلْ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

وَ  haliyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ناَ  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَهُ  car mecruru  حَافِظُونَ ’ye mütealliktir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. حَافِظُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup, ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır.(Mehmet Altın,Kur’ân’ da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

حَافِظُونَ , sülâsî mücerredi  حفظ  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ

 

Şart üslubunda gelen terkip atıf harfi  فَ  ile  لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden  رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ  cümlesi, şarttır. Aynı zamanda şart edatı  لَمَّا ’nın, muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَبَانَا مُنِـعَ مِنَّا الْكَيْلُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مُنِـعَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَّا  car mecruru, ihtimam için naib-i faile takdim edilmiştir.

الْكَيْلُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 


فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن رغبت في الكيل  (Ölçek yani yiyecek istersen) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا  , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَعَنَٓا  car mecruru,  ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.


نَكْتَلْ 

 

ف  karinesi olmadan gelen mukadder şartın cevap cümlesi olan  نَكْتَلْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Takdiri  إن ترسل معنا أخانا  [Kardeşimizi bizimle gönderirsen.] olan şartın cevabıdır. 

Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الْكَيْلُ ’in asıl manası ölçek demektir. Burada “zahire” manasında kullanılmıştır. Mecaz-ı mürseldir.

مَعَنَٓا - مُنِـعَ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs,  نَكْتَلْ - الْكَيْلُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l -acüz ale’s-sadr sanatlarıvardır.

اَبَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اَخَانَا - اَبَانَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

 

Hal  وَ ’ıyla gelen cümle  نَكْتَلْ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لَهُ  car-mecruru, konudaki önemine binaen amili olan  لَحَافِظُونَ ’ ye takdim edilmiştir.

Müsned olan حَافِظُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

Kardeşler, Yusuf’u koruyacaklarına dair sözlerini, sübuta delalet eden isim cümlesi ve tekid harfiyle kuvvetlendirerek ifade etmişlerdir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Kardeşleri babalarının yanına gelir gelmez, daha yüklerini bile açmadan, gördükleri ihsan ve ikramdan söz etmeden, ilk ağızda böyle acı bir haber ile söze başladılar. Yusuf'un ileriye dönük bir şart olarak öne sürdüğü bu sözü, onlar mutlak anlamda kullanarak istekte bulunmaya başladılar. Gerçi maksatları “Eğer kardeşimizi götürmezsek bundan böyle Mısır'dan zahire alabilmemiz yasaklandı.” demekti. Fakat onlar bunu babaları üzerinde etki aracı olarak kullanmak için sanki elleri boş gelmişler, bütün zahmetleri boşa gitmiş gibi mutlak anlamda bir yasaklanma şeklinde ifade etmişlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

 
Günün Mesajı

Bu sayfada, bir peygamberin Cenab-ı Allah karşısındaki edebini ve O'nun yardımı ve hususi rahmeti olmadan hidayete ulaşmanın, ulaştıktan sonra hidayette sabit kalmanın mümkün olmadığını ilan ettiğini görüyoruz.

Hz. Yusuf'un ''Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” sözünü, Peygamber Efendimizin, “Kimse ameli ile kurtulamaz. Ben de kurtulamam; fakat Rabbim beni rahmetiyle ve fazlıyla kuşatmıştır.” (Buhari, “Rikak”, 18) hadis-i şerifiyle bir arada mütalâa edebiliriz. Kendisinin güvenilir ve yetkin olduğunu bilen kişinin kamu görevine getirilmeyi istemesi caizdir.
Yönetici olan bir kimsenin herkesi kendisine uygun olan bir yere güzel bir şekilde seçmesi uzman ve yetkin kişilerin uzmanlıklarından ve yeterliliklerinden yararlanma yönüne gitmesi bir zorunluluktur.

Sayfadan Gönüle Düşenler

Yûsuf suresiyle ilgili dersi, hoca heyecanla anlatıyordu:

“Yûsuf suresinde insanın ahlakına dair çıkarılacak ve insana yön verecek pek çok ders var. Başladığı sayfayı da sayarsak, surenin sekizinci sayfasıyla devam edelim.

Bu sayfanın içeriği – Allah en doğrusunu bilir – insanı, ahlak dünyasında alemlerden alemlere taşır. Bir kaç tanesini zikredelim inşâallah.

Asla nefsinin halinden emin olma ve kendi kendine nefsini temize çıkarma. Daima tetikte ol. Nefsine güvenip de ona karşı gardını düşürme. Hz. Yûsuf’un özenle ifade ettiği gibi.

Yapabildiğin işleri bil. Kendi kapasitenden haberdar ol. Altından kalkamayacağın sorumlulukları yüklenme. Dünyalık heveslerle makam mevki peşinden koşma. Daha iyi yapacağını bildiğinde de gizlenme. Hz. Yûsuf’un hangi işi iyi yapacağını bildirmesi gibi.

Sabırla ve dua ile bekle. Hiçbir çaban karşılıksız kalmayacak. Sahip olduğun her şeyin Rabbinden geldiğini hatırla ve şükret. Ve O’nun rahmetinden emin ol. Hz. Yusuf’un yılların zorluklarından sonra iyi bir makama gelmesi gibi.

Dünyanın geçici zorlukları karşısında yılma. Yaşanan hiçbir şey – aklın almasa bile – ne boşa gider, ne de manasızdır. İman edenlere ve Allah’tan sakınanlara mükafat müjdesinden cesaret topla. Allah’ın her elçisinin ve hz. Yûsuf’un da bildirdiği gibi.

Yaptıkların, bir gün sana geri döner. Döndüğünden haberin bile olmaz. Kendini, sorulacak hesaptan koruyamaz ve ondan saklanamazsın. Hz. Yûsuf’un kardeşlerini tanıması ama onların onu tanımaması gibi.

Sana yapılan haksızlıkları dert edinerek ömrünü çürütme. Gönlün ferah olsun. Dünyada gördüğünde olur, görmediğinde. Ancak Allah katında herkes hakkını alacak. Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin kendi ayaklarıyla ona gitmeleri gibi.

Bugünkü halinin kalıcılığından emin olma. Sahip olduğun dünyalıklara güvenerek hareket etme. Yarın ne halde olacağını ancak Allah bilir. Çocukluğunda kendisini kuyuya atan kardeşler karşısında, üstün el olan hz. Yûsuf gibi.

Allah doğru anlamamızı ve anladıklarıyla doğru amel etmemizi nasip etsin. Dersimiz bitmiştir.”

Ey hz. Yûsuf’u bize bildiren Allahım! Nefsimi temize çıkarmaktan Sana sığınırım. Nefsimle olan mücadelemde rehberim ve yardımcım ol. Kalbi nefsine efendilerden olayım. Dünya üzerinde bana verdiğin yetenekleri keşfetmemi ve onları Senin rızana uygun şekilde geliştirip kullanmamı nasip et. Yapabildiğim ve yapamadığım işler konusunda dürüst olayım. Yükümü hafiflet, gönlümü genişlet. Dünya zorlukları ve nimetleri karşısında rızana uygun davranmamda yarim ve yardımcım ol. Rahmetine güvenerek şükredenlerden olayım. Attığım her adımda, aldığım her kararda ve niyetlendiğim her hareketimde; Senin rızan için yaşadığımı hatırlayayım. Yaptıklarının hesabını vereceğini bilerek yaşayanlardan olayım. Adaletine şüphesiz inanmamda merhametim ol. Bugünkü hali için şükredenlerden olayım. Bugün şikayet ettiklerimi, yarın arar hale gelmekten, Sana sığınayım. Yalnız Senden isteyeyim. Senin yolunda, Senin kurtuluşuna koşanlardan ve Sana kavuşan kullarından olayım.

 

Amin.

***

İyi ya da kötü, insanın yaptıkları karşısına çıkar. Belki benzer, belki farklı kılığa bürünür. Belki hemen gelir, belki yarına yetişir. Bazen aradaki ilişki anlaşılır, bazen de bir sır olarak kalır. Yeryüzünde ve göklerde iyilikle karşılanmak için çaba harcanmalıdır. 

Belki insanın yaptıklarıyla karşılaşması, hz. Yusuf ile kardeşlerinin yıllar sonra ilk kez karşılaşmasına benzer. Hz. Yusuf yıllar önce işlenen ameldir, kardeşleri ise ameli işleyendir. Kardeşleri hz. Yusuf’u tanımaz ama o kardeşlerini tanır. 

Allah yolunda, salih amellerle meşgul olanlar farklı bir bilinç düzeyine sahiptir. Şükür ve istiğfar ile elele yürür. Kalbindeki Allah korkusunu diri tutar ve nefsinden ya da şeytandan gelen vesveseleri bertaraf etmek için tetikte bekler. 

Allah’ın sınırlarını aşanların hali ise üzücüdür. Mutluluğu dünyalıklarda arar, ona batıl yollarla ulaşmaya çalışır ve bu yüzden de yanlış işlerle meşgul olur. Çöken karanlıktan dolayı kusurlarını göremez ve sapkınlıklarına rağmen nefsini temize çıkarır.

Ey kalbimin ve nefsimin halini bilen Allahım! Beni bana bırakma ve kendi kendimi temize çıkarma gafletinden muhafaza buyur. Beni ve sevdiklerimi; şükrü ve istiğfarı kabul olunan, yalnız Senin rızan için salih amellerle meşgul olan kullarından eyle. Dünyada ve ahirette iyilikle karşılanan; rahmetin ile günahı azalmış, sevabı çoğalmış bir halde huzuruna çıkanlardan eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji