بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظاًۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | هَلْ | mi? |
|
| 3 | امَنُكُمْ | size güveneyim |
|
| 4 | عَلَيْهِ | onun hakkında |
|
| 5 | إِلَّا | ancak |
|
| 6 | كَمَا | gibi |
|
| 7 | أَمِنْتُكُمْ | size güvendiğim |
|
| 8 | عَلَىٰ | (için) |
|
| 9 | أَخِيهِ | kardeşi |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | قَبْلُ | daha önce |
|
| 12 | فَاللَّهُ | Allah’tır |
|
| 13 | خَيْرٌ | en iyi |
|
| 14 | حَافِظًا | koruyan |
|
| 15 | وَهُوَ | ve O |
|
| 16 | أَرْحَمُ | en merhametlisidir |
|
| 17 | الرَّاحِمِينَ | merhametlilerin |
|
قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. Nefiy manasındadır. اٰمَنُكُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهِ car mecruru اٰمَنُكُمْ fiiline mütealliktir.
اِلَّا hasr edatıdır. كَ harf-i cerdir. مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri, آمنكم عليه أمانا كأماني على أخيه (Kardeşini emanet ettiğim gibi onu da mı size emanet edeyim?) şeklindedir.
اَمِنْتُكُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰٓى اَخ۪يهِ car mecruru اَمِنْتُكُمْ fiiline müteallik olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ى ‘dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru اَمِنْتُكُمْ fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (Müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظاًۖ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. للّٰهُ lafzâ-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur. حَافِظاً temyiz veya hal olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَافِظاً ; sülâsi mücerredi حفظ olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَيْرٌ ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَرْحَمُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّاحِم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الرَّاحِم۪ينَ۟ ; sülâsî mücerredi رحم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْحَمُ ; ism-i tafdil kalıbındandır.
قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ cümlesinde inkâri istifham harfi هَلْ , nefiy manasındadır. Cümle, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkari kelamdır.
هَلْ ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır. اٰمَنُكُمْ maksur/sıfat, كَمَا maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Size, daha önce kardeşini emanet ettiğim gibi onu emanet ediyorum.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُ cümlesi, masdar tevilinde olup mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Mef’ûlü mutlakın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlenin takdiri; آمنكم عليه أمانا كأماني على أخيه (Kardeşini emanet ettiğim gibi onu da mı size emanet edeyim?) şeklindedir.
Yakub’un (a.s), bu sözleri kasr üslubunda gelmiştir.
اٰمَنُكُمْ - اَمِنْتُكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَبْلُ kelimesinden sonra muzâfun ileyh sözün gelişinden anlaşıldığı için ve fazla sözden sakınmak için hazf olmuştur. Bunun için de ötreli olarak gelmiştir.
فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظاًۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
فَ istinâfiyyedir.
Cümle mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
خَيْرٌ , bir vasfın, bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eden ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
حَافِظاً temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Ayetin son cümlesi olan وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ , atıf harfi وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsned olan اَرْحَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Müsnedin veciz ifade kastıyla gelen اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ şeklindeki izafet formu, müsnedün ileyhin de tazimine işaret eder.
اَرْحَمُ - الرَّاحِم۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَرْحَمُ - خَيْرٌ - حَافِظاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغ۪يۜ هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ وَنَم۪يرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَس۪يرٌ ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | فَتَحُوا | açtılar |
|
| 3 | مَتَاعَهُمْ | (zahire) yüklerini |
|
| 4 | وَجَدُوا | buldular |
|
| 5 | بِضَاعَتَهُمْ | sermayelerini |
|
| 6 | رُدَّتْ | geri verilmiş |
|
| 7 | إِلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 8 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 9 | يَا أَبَانَا | babamız |
|
| 10 | مَا | daha ne? |
|
| 11 | نَبْغِي | istiyoruz |
|
| 12 | هَٰذِهِ | işte |
|
| 13 | بِضَاعَتُنَا | sermayemiz |
|
| 14 | رُدَّتْ | geri verilmiş |
|
| 15 | إِلَيْنَا | bize |
|
| 16 | وَنَمِيرُ | yine yiyecek getiririz |
|
| 17 | أَهْلَنَا | ailemize |
|
| 18 | وَنَحْفَظُ | ve koruruz |
|
| 19 | أَخَانَا | kardeşimizi |
|
| 20 | وَنَزْدَادُ | ve fazla alırız |
|
| 21 | كَيْلَ | yükü |
|
| 22 | بَعِيرٍ | bir deve |
|
| 23 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 24 | كَيْلٌ | bir ölçüdür |
|
| 25 | يَسِيرٌ | az |
|
وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. فَتَحُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَتَحُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَتَاعَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ ’dir.
وَجَدُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِضَاعَتَهُمْ mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رُدَّتْ اِلَيْهِمْ cümlesi, قَدْ takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.
رُدَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اِلَيْهِمْ car mecruru رُدَّتْ fiiline mütealliktir.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغ۪يۜ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, يَٓا اَبَانَا ’dır. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada اَبَانَٓا muzaf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَا istifham harfi olup نَبْغ۪ي fiilinin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
نَبْغ۪ي fiili ي üzerine mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذِه۪ mübteda olarak mahallen merfûdur. بِضَاعَتُنَا bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رُدَّتْ اِلَيْنَا cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
رُدَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اِلَيْنَا car mecruru رُدَّتْ fiiline mütealliktir.
Atf-ı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır:
1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyan olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا ve اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyan olarak gelmesi. 3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atf-ı beyan olarak gelmesi. 4. Tefsir harfi اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler. Ayette ism-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنَم۪يرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. نَم۪يرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَهْلَنَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. نَحْفَظُ fiili, atıf harfi وَ ’la نَم۪يرُ fiiline matuftur.
نَحْفَظُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَخَانَا mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. نَزْدَادُ fiili, atıf harfi وَ ’la نَحْفَظُ fiiline matuftur.
نَزْدَادُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. كَيْلَ temyiz olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. بَع۪يرٍ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Melfuz mümeyyezdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَزْدَادُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi زيد ’dir. İftial babının fael fiili د ذ ز olursa iftial babının ت si د harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
ذٰلِكَ كَيْلٌ يَس۪يرٌ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir. كَيْلٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. يَس۪يرٌ kelimesi كَيْلٌ ’nün sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ
وَ , atıf harfidir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ şeklindeki şart cümlesi, şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Vakafat, s. 107)
رُدَّتْ اِلَيْهِمْ cümlesi, قَدْ takdiriyle haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Zahir veya mukadder gelebilen قَدْ edatı, geçmiş zamanı şimdiki zamana yakınlaştırma işlevine sahiptir.
رُدَّتْ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
مَتَاعَهُمْ - بِضَاعَتَهُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغ۪يۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَبَانَا cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olarak gelen مَا نَبْغ۪ي cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. مَا , mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نَبْغ۪يۜ cümlesi, haberdir.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olması, cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Nidanın cevabı, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp manasında olduğu için, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi işaret edilene dikkat çekmek ve önemini vurgulamak içindir.
بِضَاعَتُنَا izafeti, هٰذِه۪ ‘den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
رُدَّتْ اِلَيْنَا cümlesi, haberdir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelişi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ cümlesiyle وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
بِضَاعَتُ - رُدَّتْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
وَنَم۪يرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ
Cümle, atıf harfi وَ ile makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Aynı üsluptaki نَحْفَظُ اَخَانَا ve ona atfedilen وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ cümlesi atıf harfi وَ ’la نَم۪يرُ اَهْلَنَا cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
ذٰلِكَ كَيْلٌ يَس۪يرٌ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilene dikkat çekmek içindir.
ذٰلِكَ sözünde cem’ ve iktidâb vardır. Olayı özetleyen bir kelimedir.
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi, 57, s. 190)
İşaret ismi arkasından gelen şeylerin, kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi, Vakafat, s. 109)
اَخَانَا - اَبَانَا - اَهْلَنَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, كَيْلَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَس۪يرٌ kelimesi, كَيْلٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | لَنْ |
|
|
| 3 | أُرْسِلَهُ | onu asla göndermem |
|
| 4 | مَعَكُمْ | sizinle |
|
| 5 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 6 | تُؤْتُونِ | siz bana verinceye |
|
| 7 | مَوْثِقًا | sağlam bir söz |
|
| 8 | مِنَ |
|
|
| 9 | اللَّهِ | Allah adına |
|
| 10 | لَتَأْتُنَّنِي | bana getireceğinize |
|
| 11 | بِهِ | onu |
|
| 12 | إِلَّا | dışında |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يُحَاطَ | kuşatılıp engellenmeniz |
|
| 15 | بِكُمْ | sizin |
|
| 16 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 17 | اتَوْهُ | verdiler |
|
| 18 | مَوْثِقَهُمْ | sözlerini |
|
| 19 | قَالَ | dedi |
|
| 20 | اللَّهُ | Allah |
|
| 21 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 22 | مَا | şey |
|
| 23 | نَقُولُ | söylediğimiz |
|
| 24 | وَكِيلٌ | vekildir |
|
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, لَنْ اُرْسِلَهُ ’dür. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
اُرْسِلَهُ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَعَكُمْ mekân zarfı اُرْسِلَهُ ’deki mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ ve masdar-ı müevvel اُرْسِلَهُ fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
تُؤْتُونِ fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir. مَوْثِقاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru مَوْثِقاً ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
تَأْتُنَّن۪ي fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و ‘ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. İkinci نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ٓ car mecruru تَأْتُنَّن۪ي fiiline mütealliktir.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel müstesna olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, لتأتنّني به في كلّ حال إلّا حال الإحاطة بكم (Engellenmedikçe onu bana muhakkak getirmen şartıyla.) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُحَاطَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. بِكُمْ car mecruru naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُرْسِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
يُحَاطَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حوط ‘dır.
تُؤْتُونِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اٰتَوْهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰتَوْهُ mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَوْثِقَهُمْ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karinesi olmadan gelen قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ cümlesi şartın cevabıdır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel عَلٰى harf-i ceriyle وَك۪يلٌ ’e mütealliktir.
نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. وَك۪يلٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَوْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
وَك۪يلٌ mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
Gaye bildiren masdar ve cer harfi حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup حَتّٰى ile اُرْسِلَهُ fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَعَكُمْ ve حَتّٰى car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
İkinci mef’ûl olan مَوْثِقاً ’daki nekrelik, tazim ifade eder.
مَوْثِقاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
مِنَ اللّٰهِ car-mecruru, مَوْثِقاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ
Fasılla gelen terkipte لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Muksemun bih; mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.
بِه۪ٓ car-mecruru لَتَأْتُنَّن۪ي fiiline mütealliktır, اِلَّٓا istisna harfidir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُحَاطَ بِكُمْ cümlesi, masdar teviliyle muzâfun ileyh konumundadır. Müstesna olan muzâfın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlenin takdiri, لتأتنّني به في كلّ حال إلّا حال الإحاطة بكم (Etrafınız kuşatılmadıkça her durumda onu bana getireceğinize…) şeklindedir.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
يُحَاطَ fiili, ayette çaresizlik anlamında kullanılmıştır, sebep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Keşşâf sahibi şöyle demektedir: “Buradaki istisna, istisna-i muttasıldır. O halde اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ cümlesi mef'ûlün leh’dir. Müspet olan, لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ kelimesi ise olumsuz manadadır. Buna göre mana, ‘Sizler, onu şu tek bir sebep hariç ne sebeple olursa olsun onu mutlaka bana getireceksiniz.’ şeklinde olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يُحَاطَ fiili meçhul bina edilerek, mef’ûle dikkat çekilmiştir.
اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ [Etrafınız kuşatılmadıkça ] ayeti ile ilgili olarak Mücahid şöyle demektedir: Helak olmadığınız yahut ölmediğiniz sürece… demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Etraflarının kuşatılması, mağlup ve çaresiz kalmaları, yahut helak olmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ
Cümle, atıf harfi فَ ile kasem cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Lafza-ı celâl mübteda, وَك۪يلٌ haberdir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى مَا car mecruru, konudaki önemine binaen, amili olan وَك۪يلٌ ‘a takdim edilmiştir.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki نَقُولُ cümlesi, masdar tevilinde olup وَك۪يلٌ ’e mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allahın söyledikleri söz üzerine vekil kılınması, isim cümlesi ve car mecrurun takdimi yoluyla tekid edilmiştir.
مَوْثِقَهُمْ - وَك۪يلٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
تُؤْتُونِ - لَتَأْتُنَّن۪ي - اٰتَوْهُ ve مَوْثِقَهُمْ - مَوْثِقاً ve قَالَ - نَقُولُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَلَمَّٓا - مَوْثِقَ - اللّٰهُ - قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَك۪يلٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Hz. Yakub'un bunu söylemekteki amacı, Allah'a güvenini arz etmek ve onları da verdikleri söze riayet etmelerini teşvik etmekti. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve dedi ki |
|
| 2 | يَا بَنِيَّ | oğullarım |
|
| 3 | لَا |
|
|
| 4 | تَدْخُلُوا | girmeyin |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَابٍ | kapıdan |
|
| 7 | وَاحِدٍ | bir |
|
| 8 | وَادْخُلُوا | (fakat) girin |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | أَبْوَابٍ | kapılardan |
|
| 11 | مُتَفَرِّقَةٍ | ayrı ayrı |
|
| 12 | وَمَا | ve |
|
| 13 | أُغْنِي | savamam |
|
| 14 | عَنْكُمْ | sizden |
|
| 15 | مِنَ |
|
|
| 16 | اللَّهِ | Allah’tan gelecek |
|
| 17 | مِنْ | hiçbir |
|
| 18 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 19 | إِنِ | yoktur |
|
| 20 | الْحُكْمُ | (hiçbir) Hüküm |
|
| 21 | إِلَّا | dışında |
|
| 22 | لِلَّهِ | Allah’ın |
|
| 23 | عَلَيْهِ | O’na |
|
| 24 | تَوَكَّلْتُ | tevekkül ettim |
|
| 25 | وَعَلَيْهِ | ve O’na |
|
| 26 | فَلْيَتَوَكَّلِ | tevekkül etsinler |
|
| 27 | الْمُتَوَكِّلُونَ | tevekkül edenler |
|
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا بَنِيَّ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada بَنِيَّ muzaf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı لَا تَدْخُلُوا ’dur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَدْخُلُوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَابٍ car mecruru لَا تَدْخُلُو fiiline mütealliktir. وَاحِدٍ kelimesi بَابٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. ادْخُلُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ اَبْوَابٍ car mecruru ادْخُلُوا fiiline mütealliktir. مُتَفَرِّقَةٍ kelimesi اَبْوَابٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُتَفَرِّقَةٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اُغْن۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. عَنْكُمْ car mecruru اُغْن۪ي fiiline mütealliktir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru مِنْ شَيْءٍ mahzuf haline mütealliktir.
مِنْ harf-i ceri zaiddir. شَيْءٍ lafzen mecrur, mef’ûlu mutlak olarak mahallen mansubdur. Takdiri, ما أغني عنكم أي إغناء أو شيئا من الإغناء (Size hiçbir faydam dokunmaz) şeklindedir.
Mef’ûlu mutlakın fiili şu durumlarda hazf edilebilir: Emir ve nehiy fiillerinin yerini alırsa, Dua ifade eden fiilin yerini alırsa, Sonucu (akıbeti) açıklamak için getirilirse şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُغْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ
İsim cümlesidir. اِنِ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. الْحُكْمُ mübteda olup damme ile merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. لِلّٰهِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. عَلَيْهِ car mecruru تَوَكَّلْتُ fiiline mütealliktir.
تَوَكَّلْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur.
تَوَكَّلْتُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
وَ atıf harfidir. عَلَيْهِ car mecruru يَتَوَكَّلِ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان الحكم لله فليتوكّل المتوكّلون عليه (Eğer hüküm Allah’ın ise tevekkül edenler O’na tevekkül etsin.) şeklindedir.
لْ emir lam’ıdır. يَتَوَكَّلِ sükun ile meczum muzari fiildir. الْمُتَوَكِّلُونَ fail olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
الْمُتَوَكِّلُونَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki قَالَ fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا بَنِيَّ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabına matuf olan وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında tezat ilişkisi mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
وَاحِدٍ kelimesi بَابٍ için, مُتَفَرِّقَةٍ ise اَبْوَابٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ - وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ cümleleri arasında mukabele vardır.
وَاحِدٍ - مُتَفَرِّقَةٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî, لَا تَدْخُلُوا - وَادْخُلُوا kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.
تَدْخُلُوا - ادْخُلُوا , بَابٍ - اَبْوَابٍ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hz. Yakub’un لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ [bir kapıdan girmeyin] dedikten sonra وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ [ayrı ayrı kapılardan girin] demesi onun endişe ve ihtimam duygularını ortaya koymak maksadıyla söylediği sözlerdir. Itnâb üslubudur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Cümle, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْكُمْ ve مِنَ اللّٰهِ car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
مِنَ اللّٰهِ car mecruru mahzuf bir hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan مِنْ شَيْءٍ ibaresindeki مِنْ harfi, tekid ifade eden zaid harftir.
شَيْءٍۜ kelimesindeki nekrelik, taklîl ve tahkir içindir. Benzeri yerlerde olduğu gibi tahkir ifade eder. Mef’ûlu mutlak olarak mansubdur. Çünkü bir mastara izafe edilme kastı vardır. Yani شَيْئًا مِنَ الضُّرِّ demektir. Dolayısıyla bir masdardan naib olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Maide 41)
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Kasr üslubuyla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazîf sanatı vardır. لِلّٰهِ , mahzuf habere mütealliktir.
اِنِ ve اِلَّٓا ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. الْحُكْمُ maksûr/mevsûf, لِلّٰهِۜ , maksurun aleyh/sıfat,olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani hüküm sahibi, sadece Allah’tır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ
Mekulü’l-kavle dahil olan istînâf cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِ, ihtimam için amili olan تَوَكَّلْتُ fiiline takdim edilmiştir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen تَوَكَّلْتُ kelimesinde irsâd vardır.
وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte عَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline müteallik olan عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam ve kasr ifadesi için amiline takdim edilmiştir.
فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline dahil olan فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir.
Takdiri, إن كان الحكم لله … (Eğer hüküm Allah’ın ise...) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümledeki iki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve fiil arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
عَلَيْهِ , mevsûf/maksûrun aleyh, فَلْيَتَوَكَّلِ sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ [Müminler işlerini sadece Allah’a bıraksın.] cümlesinde kasr ifade etmek için, harf-i cerle mecruru fiile takdim edilmiştir. Zamir yerine Allah lafzının getirilmesi ise korku ve heybeti artırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir,Tevbe/51)
Bu ifadede tevekkül Allah'a tahsis edildiği gibi, peygamber olması hasebiyle Hz. Yakub'un fiili, kendisine uyan diğer insanların fiiline sebep kılınmaktadır. Bu insanlara oğulları da öncelikle dahildir. Yine, Hz. Yakub’un, karşı karşıya bulundukları işte kendilerine tavsiye ettiği tedbirlere aldanmayarak oğullarını güzel bir şekilde tevekküle hidayet ve irşad ettiği de gayet açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
تَوَكَّلْتُۚ - لْيَتَوَكَّلِ - مُتَوَكِّلُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ - اللّٰهِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | دَخَلُوا | girdiler |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | حَيْثُ | yerden |
|
| 5 | أَمَرَهُمْ | emrettiği |
|
| 6 | أَبُوهُمْ | babalarının |
|
| 7 | مَا |
|
|
| 8 | كَانَ | idi |
|
| 9 | يُغْنِي | savamaz |
|
| 10 | عَنْهُمْ | onlardan |
|
| 11 | مِنَ | -tan (gelecek) |
|
| 12 | اللَّهِ | Allah |
|
| 13 | مِنْ | hiçbir |
|
| 14 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 15 | إِلَّا | ama sadece |
|
| 16 | حَاجَةً | bir dileği |
|
| 17 | فِي | içindeki |
|
| 18 | نَفْسِ | nefsi |
|
| 19 | يَعْقُوبَ | Ya’kub’un |
|
| 20 | قَضَاهَا | açığa çıkardı |
|
| 21 | وَإِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 22 | لَذُو | sahibi idi |
|
| 23 | عِلْمٍ | bilgi |
|
| 24 | لِمَا | ötürü |
|
| 25 | عَلَّمْنَاهُ | ona öğrettiğimizden |
|
| 26 | وَلَٰكِنَّ | fakat |
|
| 27 | أَكْثَرَ | çoğu |
|
| 28 | النَّاسِ | insanların |
|
| 29 | لَا |
|
|
| 30 | يَعْلَمُونَ | bilmezler |
|
وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. دَخَلُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَخَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ حَيْثُ car mecruru دَخَلُوا fiiline mütealliktir.
اَمَرَهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَبُوهُمْ fail olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti وَ ’dır. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şartın cevap cümlesi, sonraki مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ cümlesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Mahzuf cümlenin takdiri; أصابهم ما أصابهم [Onların başına gelen geldi] şeklindedir.
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ
İsim cümlesidir. دَخَلُوا ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. يُغْن۪ي cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يُغْن۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهُمْ car mecruru يُغْن۪ي fiiline mütealliktir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru شَيْءٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
اِلَّا istisna harfidir. حَاجَةً müstesna, istisnâ-i munkatı’ olup fetha ile mansubdur. ف۪ي نَفْسِ car mecruru حَاجَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. يَعْقُوبَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. قَضٰيهَا cümlesi, حَاجَةً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
قَضٰيهَا elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُغْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. ذُو kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti وَ ’dır. Aynı zamanda muzâftır. عِلْمٍ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. مَا müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle عِلْمٍ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası عَلَّمْنَاهُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
عَلَّمْنَاهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
عَلَّمْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi علم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لٰكِنَّ istidrak harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre لٰكِنَّ de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
اَكْثَرَ kelimesi لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّاسِ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ۟ cümlesi, لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ۟ fiili نَ۟ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ
وَ , atıf harfidir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ cümlesi, دَخَلُوا fiiline müteallik mekân zarfı حَيْثُ ‘nun muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şartın, takdiri أصابهم ما أصابهم [Onların başına gelen geldi] olan cevabı, sonraki مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ cümlesinin delaletiyle hazf edilmiştir.
Bu takdire göre mezkur şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şartın cevabının hazfi, icaz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ
Cümle, دَخَلُوا fiilinin failinin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ cümlesi, كَانَ ’nin haberidir
Müsnedin, muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُمْ ve مِنَ اللّٰهِ car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
مِنَ اللّٰهِ car mecruru مِنْ شَيْءٍ mahzuf bir sıfata mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan مِنْ شَيْءٍ ibaresindeki مِنْ harfi, tekid ifade eden zaid harftir.
اِلَّا , istisna harfi حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ , müstesnadır. İstisna, munkatıadır.
ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ car-mecruru حَاجَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
حَاجَةً ‘deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder.
قَضٰيهَا cümlesi, حَاجَةً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
ف۪ي نَفْسِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla نَفْسِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü nefis, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
Veciz ifade kastına matuf نَفْسِ يَعْقُوبَ izafetinde Hz. Yakub’a muzâf olan نَفْسِ , şan ve şeref kazanmıştır.
شَيْءٍ kelimesindeki nekrelik, taklîl ve tahkir içindir. Benzeri yerlerde olduğu gibi tahkir ifade eder. Mef’ûlu mutlak olarak mansubdur. Çünkü bir mastara izafe edilme kastı vardır. Yani شَيْئًا مِنَ الضُّرِّ demektir. Dolayısıyla bir masdardan naib olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Maide/ 41)
اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا sözünün anlamı; Hz. Yakub, tedbirin takdiri değiştireceğine inanmadan, sırf içindeki isteğini yerine getirmek üzere bunu açıklayıp oğullarına tavsiye etmişti, şeklindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi olan لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ , veciz söz söyleme usullerinden biri olan izafet terkibiyle gelerek az sözle çok anlam ifade edilmiştir.
Mecrur mahaldeki masdar ismi مَا ve akabindeki عَلَّمْنَاهُ cümlesi, masdar teviliyle muzafun ileyh olan عِلْمٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen عِلْمٍ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
عِلْمٍ ’deki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade eder.
Ayetin başındaki gaib zamirden عَلَّمْنَاهُ ’da azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
عَلَّمْنَاهُ , fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 7, Ahkâf Suresi Belâgî Tefsiri, s. 238)
وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟
Ayetin son cümlesi وَ ‘la … اِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İstidrak manasındaki لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لٰكِنَّ ‘nin ismi olan اَكْثَرَ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağaya işaret etmiştir.
Müsnedün ileyh olan اَكْثَرَ النَّاسِ , veciz ifade kastıyla izafet terkibinde gelmiştir.
لٰكِنَّ ’nin haberi olan لَا يَعْلَمُونَ۟ ’nin menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olması, cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.
عِلْمٍ - عَلَّمْنَاهُ - يَعْلَمُونَ۟ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde, bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لٰكِنَّ , kendisinden sonra gelen cümleye önceki cümlenin hükmüne muhalif bir hüküm kazandırır. Bu yüzden kendisinden önce, sonradan gelecek cümleye muhalif veya mütenakız bir sözün geçmesi lazımdır. (Suyûtî, İtkân, c. 2, s. 474)
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrak, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüzü bir bütünden ayırmak, istidrak ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmektir.” İstidrak, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.
Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ ibaresi Kur'an'da 20 yerde, üç konuda gelmiştir. İnsanların çoğu bilmezler (11 kez), şükretmezler (3 kez), iman etmezler (6 kez).
اَكْثَرَ النَّاسِ [İnsanların çoğu] ifadesi ile müşrikler kastedilmiştir. Çünkü onlar, Allah'ın velilerini (dostlarını), hem dünyada hem de ahirette fayda verecek ilimlere nasıl ulaştırmış olduğunu bilmezler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | دَخَلُوا | girince |
|
| 3 | عَلَىٰ | huzuruna |
|
| 4 | يُوسُفَ | Yusuf’un |
|
| 5 | اوَىٰ | aldı |
|
| 6 | إِلَيْهِ | yanına |
|
| 7 | أَخَاهُ | kardeşini |
|
| 8 | قَالَ | dedi |
|
| 9 | إِنِّي | gerçekten ben |
|
| 10 | أَنَا | ben |
|
| 11 | أَخُوكَ | senin kardeşinim |
|
| 12 | فَلَا |
|
|
| 13 | تَبْتَئِسْ | üzülme |
|
| 14 | بِمَا | sebebiyle |
|
| 15 | كَانُوا |
|
|
| 16 | يَعْمَلُونَ | onların yaptıkları |
|
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. دَخَلُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَخَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى يُوسُفَ car mecruru دَخَلُوا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Şartın cevabı اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ ’dır.
اٰوٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْهِ car mecruru اٰوٰٓى fiiline mütealliktir. اَخَا mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هَ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰوٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أوي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَخُوكَ mübtedanın haberi olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti وَ ’dır. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Fiil cümlesidir. فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. Cümle mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, تنبّه. فلا تبتئس (Dikkat et. Üzülme!) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبْتَئِسْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَعْمَلُونَ ‘dir. Aid zamir mahzuftur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ۟ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
تَبْتَئِسْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بأس ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ
وَ , atıf harfidir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ ifadesinde istiare sanatı vardır. Geri dönmek manasındaki اٰوٰٓى fiili kucak açmak manasında müsteardır. Kavuşmak geri dönmeye benzetilmiştir. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
الإيواءُ , “geri dönmek” demektir. Burada yakınlık ve yakınlaşma anlamında mecazdır. Sanki o sığındığı yere geri dönmüştür. Arkadan zikredilen اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ şeklindeki ifade de içinde olanı söylediği söze hazırlık içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَخَاهُ izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan اَخَا , tazim ve şeref kazanmıştır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ
Önceki cümleden bedel olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi kemâl-i ittisâldır. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Fasıl zamiri اَنَا۬ mübteda, اَخُوكَ izafeti, haberdir. Haber izafetle gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.
Fasıl zamiri kasr ifade etmiştir. Iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اِنّ۪ٓي maksûr/mevsûf, اَخُوكَ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ cümlesinden bedel-i iştimâldir. Yusuf (a.s) kardeşi Bünyamin’e, kendisinin onu kurt yiyen kardeşi olduğunu kısa, öz ve açık bir şekilde beyan etmiş, bunu söylerken de cümledeki haberi, اِنّ۪ٓ edatı, isim cümlesi ve fasıl zamirinin ifade ettiği kasr üslubuyla tekid etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hz. Yusuf’un, اِنّ۪ٓ ve kasrla tekid edilmiş, mütekellim zamiri tekrarlanmış ve müsnedi izafetle marife gelmiş bir cümleyle hitab etmesi, kardeşini ikna etmeyi ne çok istediğini gösterir.
İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
اَخُو kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , fasıl zamiri ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnad olan cümle, mukadder istinafa فَ ile atfedilmiştir. Takdiri تنبّه (Dikkat et…) şeklindedir.
İki cümle arasındaki meskutun anh, muhatabın merakını celb ederek onun muhayyilesini harekete geçirmek maksatlıdır.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır.
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, zahir anlamıyla birlikte Hz. Yusuf’un kalbindeki özlem ve şefkati ifade eder.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle birlikte تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir.
Sılası olan كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْمَلُونَ ‘ nakıs fiil كان ’nin haberidir. Müsnedin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
كَانُوا fiilinin mazi sıygasında gelmesinden maksat geçmişte yaptıkları, يَعْلَمُونَ ifadesinin muzari sıygasıyla gelmesi ise eziyet fiillerinin mütekerrir olduğunu göstermektedir. İşte burada kardeşinin, su kabı hadisesini rahatlıkla karşılayabilmesi ve Yusuf’tan (a.s) şüphe ederek korkmaması için bu duruma ruhen hazırlanması vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu sayfadaki ayetlerin genelindeki fasılaları teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Hz. Yakub'un oğulları gösterişli ve güçlü kuvvetli idi. Bir yabancı ülkenin başşehrine aynı kapıdan bir arada girmeleri dikkatleri üzerlerine çekebilir, halkta ve idarede kuşku uyarabilir ve dolayısıyla bir zarara maruz kalabilirlerdi. Bu sebeple Hz. Yakup (a.s.), bir tedbir olarak onlara farklı kapılardan girmelerini tavsiye, peygamber ve baba tavsiyesi olarak emretti.
Fakat Cenab-ı Allah (c.c), mutlak hakimiyetini, O ne dilerse onun olacağını ve bu dileme karşısında beşeri tedbirin bir işe yaramayacağını itikadi bir esas olarak hatırlatmakta, ama Hz. Yakub'un davranışını da tasvip edip, onu bir ilme dayalı davranış olarak takdim buyurmaktadır. Ne var ki, insanların çoğu bu gerçeklerden habersizdir ve Allah'tan gelen ilme dayanmadan hareket etmektedirler.
Allah’tan gelen bazı imtihanlarda, elinde olmadığı bilinse bile, insan kendisini ya da başkalarını suçlama eğilimindedir. Bunun sebeplerinden birisi; her şeyi bir şekilde kontrol ettiğini sanma yanılgısıdır.
Buna örnek olarak; yaşadığımız ‘bulaşıcı hastalık’ adındaki yeni dönemin üzerinde düşünebiliriz. Korkmak ya da hayatını değiştirmek istemeyen çoğunluğun, kendisine kanıt olarak gösterdiği bazı gerekçeleri vardır. Ki bunlar temelde ‘nasılsa bana gelmez’ inancına dayanmaktadır. Bundan dolayı, etrafında dikkat etmeye çalışan, mesafesini koruyan olduğunda; bunu şahsına yorabilir ve hatta bozulduğunu da ima edebilir. Bulaşıcı hastalığı, kendisinin taşıma ve bulaştırma ihtimalinin düşünülmesi, onun için oldukça aşağılayıcı bir durumdur. Çünkü yaşadığı imtihanlarda, sebeplere bağlamak için kendisini ya da başkalarını suçlama eğilimine sahip kişi, doğal olarak başkaları tarafından suçlanmak istememektedir. Bu yüzden de, devamlı kendisinden emin olduğu imajını çizmeye çalışır.
Halbuki, imtihan dünyasında olduğunu bilen kul, hiçbir şeyden emin olamayacağını da bilir. Yapılması gerekenler belliyken, Allah katında, tedbirsizliğinden sorulacağını da bilir. O yüzden, ona düşen görev; alabileceği tedbirleri almak ve Rabbine sığınmaktır. Gelen bir imtihan karşısında da, Allah’ın yardımını dileyerek elinden geleni yapmaya devam etmektir. Sadece sebeplere takılan ve birilerini suçlayan kişi, imtihanını kabullenemediği gibi yolunda da ilerleyemez.
Şüphesiz; Allah’tan gelecek olana kimse mani olamayacağı gibi, Allah’tan gelmeyecek olanı da kimse getiremez.
Ey Rabbim! Sana sığındım. Sana güvendim. Kendimi, işlerimi ve ilişkilerimi, Sana emanet ettim. Şüphesiz ki, Sen koruyucuların en hayırlısısın.
Gönlümdeki sıkıntıları gider, hüzünleri dindir. Bedenimdeki hastalıklara şifa ver, ibadetteki huşumu ve çalışmadaki azmimi arttır. Zihnimdeki sisleri dağıt, ilim yollarımı berraklaştır ve bereketlendir. Nefsimdeki kötü hallerin kökünü kurut, iyi hallerimi ise çoğalt ve güçlendir. Beni; bildiğim bilmediğim, canlı ve cansız her türlü varlığın şerrinden muhafaza buyur.
Ey Rabbim! Senden iki cihanda da saadet isterim. Yaşadığım kolaylıklar ya da zorluklar karşısında, rızana uygun şekilde ne yapmam gerekiyorsa, onları kalbime sevdir, kolaylaştır ve yapmamda yardımcım ol.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji