ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ذَٰلِكَ | işte böyle |
|
| 2 | بِأَنَّ | çünkü |
|
| 3 | اللَّهَ | Allah |
|
| 4 | هُوَ | o |
|
| 5 | الْحَقُّ | Hak’tır |
|
| 6 | وَأَنَّ | ve gerçekten |
|
| 7 | مَا | şeyler |
|
| 8 | يَدْعُونَ | yalvardıkları |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 11 | هُوَ | o |
|
| 12 | الْبَاطِلُ | batıldır |
|
| 13 | وَأَنَّ | ve gerçek şu ki |
|
| 14 | اللَّهَ | Allah |
|
| 15 | هُوَ | O |
|
| 16 | الْعَلِيُّ | çok yücedir |
|
| 17 | الْكَبِيرُ | çok büyüktür |
|
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. هُوَ الْحَقُّ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur veya fasıl zamiridir. الْحَقُّ haber olup damme ile merfûdur. اَنَّ مَا يَدْعُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ile öncesindeki اَنَّ ve masdar-ı müevvele matuftur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
مَا müşterek ism-i mevsûl اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَدْعُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru mahzuf mef’ûlün bihin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
هُوَ الْبَاطِلُ cümlesi, ikinci اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْبَاطِلُ haber olup damme ile merfûdur.
وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْعَلِيُّ haber olup damme ile merfûdur. الْكَب۪يرُ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
الْعَلِيُّ - الْكَب۪يرُ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذٰلِكَ ‘nin mübteda olduğu cümlede haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ car mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın kudretine işaret edilmiştir. Allah'ın hükmü, kudreti, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
ذٰلِكَ ile müşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Duhan Suresi 57, s. 190)
Tekid ifade eden masdar harfi اَنَّ ve akabindeki بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ cümlesi, masdar tevilinde, sebep bildiren بِ harfiyle mahzuf habere mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Fasıl zamiri هُوَ , kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اللّٰهِ mevsûf/maksur, الْحَقُّ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Müsnedin tarifi bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
Müsned olan الْحَقُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Buradaki işaret ismi, kendisinden önce gelen işaret isminin tekrarıdır (tekrirdir). Bu nedenle atfedilmemiştir (atıf edatı kullanılmadı). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Fasıl zamirinden oluşan bu cümledeki kasr, kasrı hakîkîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah'ın sonsuz kudret ve ilme sahip olduğu sabittir; çünkü şüphesiz Allah, zatı için vaciptir; Kendi nefsinde, sıfatlarında ve fiillerinde eşsizliği sabittir. Zira O'nun vücudunun ve tekliğinin vacip olması, bütün varlıkların başlangıcı olmasını ve her şeyi bilmesini gerektirmektedir. Yahut Allah'ın hakkın ta kendisi olması, yegâne ilâh olarak sabit olmasıdır. Ve ancak her şeyi bilen ve her şeye muktedir olan zat ilâh olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ذٰلِكَ ile müşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Duhan Suresi 57, s. 190)
ذٰلِكَ [İşte bu] ifadesiyle insanın çeşitli aşamalarda yaratılmasına, birbirine zıt hallerden geçmesine ve yerin ölümünden sonra diriltilmesine işaret edilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ
Tekid ifade eden masdar harfi اَنَّ ve akabindeki بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ cümlesi, masdar teviliyle önceki masdar-ı müevvele matuftur. اَنَّ ’nin ismi olan müşterek ism-i mevsûl اَنَّ’nin ismi, الْبَاطِلُ haberidir. هُوَ , kasır ifade eden fasıl zamiridir.
وأنَّ ما تَدْعُونَ مِن دُونِهِ هو الباطِلُ sözündeki fasıl zamiriyle oluşturulmuş kasr, başka batılı, batıl değil hükmünde görerek hesaba katmamaları manasında iddiâî kasrdır. Ve bu onların putlarını küçük düşürmek (tahkir) için mübalağadır. Çünkü makam, mücadele (savaş) ve tehdit makamıdır. Yoksa putların çoğu gibi Arap olmayanların putları da batıldır. (geçersizdir) (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsm-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ دُونِه۪ car-mecruru, mahzuf mefûlün mahzuf haline mütealliktir. Mef’ûlün ve halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
دُونِه۪ izafeti, muzafın tahkiri içindir. دُون kelimesi غير ’dan daha kapsamlıdır. Hem yanında hem dışında anlamları taşır. غير kelimesinin ise yanında manası yoktur.
الْبَاطِلُ , masdar ve tekit harfi اَنَّ ’nin haberidir. Müsnedin tarifi bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
هُوَ fasıl zamiri, kasr ifade etmiştir. Iki tekit hükmündeki kasr, اَنَّ ‘nin ismi ve haberi arasındadır. Ism-i mevsûl مَا mevsûf/maksur, الْبَاطِلُ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. Yani Allah’ın dışında taptıkları şeyler, batıldan başka bir şey değildir.
Müsned olan الْبَاطِلُ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْحَقُّ - الْبَاطِلُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
هُوَ الْبَاطِلُ cümlesi ile هُوَ الْحَقُّ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
دُونِه۪ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah’la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhül Kuran, c. 8, s. 723)
Keşşâf'ta da şöyle bir açıklama vardır: ذٰلِكَ , kâdir ve âlim canlıların aciz kaldığı Allah'ın müthiş hikmeti ve kudretidir. O halde tapılan cansız şeylerin ne gibi bir gücü vardır! Çünkü Allah haktır, ilahlığı sabittir. Onun dışındaki şeylerin ilahlığı bâtıldır.
وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُ (O’ndan başka taptıklarınız ise hiç şüphesiz bâtıldır) cümlesinde O'nun dışında tapılanların batıl olduğu manasını tekit etmek için اَنَّ harfi tekrarlanmıştır. Burada bu harf olmaksızın وما يدعون من دونه الباطل buyurulabilirdi ama bu durumda tekid daha zayıf olurdu. Burada الباطل kelimesi de marife olarak gelmiştir. Halbuki burada وأن ما يدعون من دونه باطل buyurulabilirdi. Böylece O'nun dışında dua edilenlerin hepsinin batıl olduğu ifade edilebilirdi. Ayette gelen ifade evladır, çünkü onların batıl olarak vasıflanmasının ikincil veya cüzi bir mesele olmadığını ifade eder. الباطل kelimesinin marife oluşu, bunun en kamil ve açık batıl olduğuna delalet eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 496)
Ayet-i kerimede من يدعون değil ما يدعون buyurulması onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade eder. Çünkü ما harfi akılsızlar için kullanılır ve onlar aslında akletmeyen şeylere tapmaktadır. İşte bu da en açık bâtıldır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 496)
وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ
Tekid ifade eden masdar harfi اَنَّ ve akabindeki اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ cümlesi, önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Masdar-ı müevvel; اَنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. Müsnedün ileyhin tüm esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâlle marife olması tazim, telezzüz, teberrük ve ikaz içindir.
Zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak, hükmün illetini bildirmek için tekrarlanmasında ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَنَّ ’nin haberi olan هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin tarifi bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
Ya da هُوَ fasıl zamiridir, الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ mübtedanın iki haberidir. Müsnedin tarifi bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu belirtmesi yanında kasr (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) ifade etmiştir. Müsnedin, müsnedün ileyhe kasrı söz konusudur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani bu vasıflar O’ndan başkasında bulunmaz.
الْعَلِيُّ ,الْكَب۪يرُ sıfatlarının aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağa kalıplarındandır. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sıfat-ı müşebbehe kalıbındaki الْعَلِيُّ , mecazî manevi yükseklik manasında kutsiyet ve şeref demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Lokman/30)
Allah'ın yüceliğini ifade eden الْعَلِيُّ kelimesi, tam bir celâl (heybet) ve mükemmellik manası için müsteardır. Büyüklük manasındaki الْكَب۪يرُ, gücünün (kudretinin) tam olduğu manası için müsteardır. Yani sizin taptığınız putlar değil; O, en yücedir, en büyüktür. Çünkü o putların ne kemâli ne de görülecek bir delili yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübûtu [sabit olması] veya bazı karinelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı, istimrarın/devâmlılığın karinesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)