وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ ٤٩
Ze'ane ذعن : İf'al formundaki مُذْعِنٌ lafzı , أذْعَنَ fiilinin ismi faili olan boyun eğen demektir.
Ayrıca uysal ve itaat eden deveye de ناقَةٌ مِذْعانٌ denmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de yalnız bir defa ismi fail formunda geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli izandır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. يَكُنْ
’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
يَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. لَهُمُ car mecruru يَكُنْ ’un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. الْحَقُّ kelimesi, يَكُنْ ’un muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
فَ karinesi olmadan gelen يَأْتُٓوا cümlesi şartın cevabıdır.
يَأْتُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَيْهِ car mecruru يَأْتُٓوا fiiline mütealliktir. مُذْعِن۪ينَ hal olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُذْعِن۪ينَ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ
Ayet, önceki ayete matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte اِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ , şart cümlesidir. كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve icaz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمُ , nakıs fiil كان ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. الْحَقُّ , muahhar ismidir.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَ , meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مُذْعِن۪ينَ , fiilin failinden haldir.
Önceki ayetteki مُعْرِضُونَ (yüz çevirenler) ile مُذْعِن۪ينَۜ (itaat ederek gelenler) kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Önceki ayetteki اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ cümlesiyle, يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اِنْ şart edatı, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimali bulunan fiillerde, başka bir deyişle, bir olay veya eylem, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimallerini eşit derecede taşıyorsa kullanılır. Eylemin gerçekleşeceği kesin bilindiğinde ise اِذَا edatı kullanılır. (Cürcânî, Delâilu’l-İʻcâz, s. 82)
اِلَيْهِ kelimesi يَأْتُٓوا fiilinin müteallikidir; çünkü أتي ve جاء fiilleri اِلَيْ ile geçişli olurlar.
مُذْعِن۪ينَ kelimesine müteallık da olabilir; çünkü bu kelime itaatte süratli anlamına gelmektedir. Sılası (müteallik) kendisinden önce geçtiği ve tahsise delalet ettiği için bu daha güzeldir. Mana şöyledir: Onlar senin yanında acı gerçekten ve sırf adaletten başka bir şey olmadığını bildikleri için hak kendilerine ağır geldiğinde, onların aleyhine hasımları lehine hükmederek gözbebeklerini yuvalarından fırlatmayasın diye senin huzurunda mahkemeleşmekten kaçınıyorlar. Ama hak kendi lehlerine hasımları aleyhine sabit olursa hasmın zimmetinde sabit olanı alıp onlara vermen için koşa koşa sadece senin yanına geliyorlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Eğer hak onların olursa aleyhlerine olmazsa ona koşa koşa gelirler itaat ederek, çünkü lehlerine hüküm verileceğini bilirler. اِلَيْهِ lâfzı يَأْتُٓوا ’nun yahut مُذْعِن۪ينَ sılasıdır (müteallik), başa geçmesi ise tahsis içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)