اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟ ٥٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَفِي | -mı var? |
|
| 2 | قُلُوبِهِمْ | kalblerinde |
|
| 3 | مَرَضٌ | bir hastalık- |
|
| 4 | أَمِ | yoksa |
|
| 5 | ارْتَابُوا | şühpe mi ettiler? |
|
| 6 | أَمْ | yoksa |
|
| 7 | يَخَافُونَ | korkuyorlar mı? |
|
| 8 | أَنْ | diye |
|
| 9 | يَحِيفَ | haksızlık yapacak |
|
| 10 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 11 | عَلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 12 | وَرَسُولُهُ | ve Elçisinin |
|
| 13 | بَلْ | hayır |
|
| 14 | أُولَٰئِكَ | işte |
|
| 15 | هُمُ | onlar |
|
| 16 | الظَّالِمُونَ | zalimlerdir |
|
اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ
İsim cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَرَضٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. ارْتَابُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. يَخَافُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel amili يَخَافُونَ ’nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَح۪يفَ fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru يَح۪يفَ fiiline mütealliktir. رَسُولُ atıf harfi وَ ’la اللّٰهُ ’ ya matuftur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir.
ارْتَابُٓوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ريب ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ fasıl zamiridir. هُمُ الظَّالِمُونَ۟ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Veya munfasıl zamir هُمُ mübteda olarak mahallen merfûdur. الظَّالِمُونَ۟ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الظَّالِمُونَ۟ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze, azarlama kastıyla gelen inkârî istifham harfidir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Sübut ifade eden isim cümlesi اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ‘de takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪ي قُلُوبِهِمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرَضٌ muahhar mübtedadır.
مَرَضٌ ’daki nekrelik, kesret ve nev içindir.
ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ifadesinde istiare vardır. ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla kalp, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kalp hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bu kimselerin fikirlerindeki yanlışlığı etkili bir şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Münafıklar hakkındaki bu ayet-i kerimede مَرَضٌ kelimesinde istiare yapılmıştır. مَرَضٌ bedenî bir hastalıktır, kalbî bir hastalık olan nifak için müstear olmuştur. Aralarındaki benzerlik her ikisinin de yakaladıkları şeyi ifsad etmesidir. Maraz bedeni, nifak ve küfür ise kalbi ifsad eder. Bu kelimenin hakiki manasında kullanılmayıp müstear olduğunun delili yani karîne-i mânia ayet-i kerimenin küfürlerini gizleyip Müslüman olduklarını izhar eden münafıkları zem siyâkında olmasıdır. Bedenî hastalıkları değil, kalbî fesatları zemmedilmektedir. Ayette hakiki manadan mecazî manaya geçişin sebebi; nifakın bir hastalık gibi kanlarında dolaşacak kadar etkili hale geldiğini ifade etmektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
مرض kelimesinin nekre gelişi tazim içindir. Onların kalplerindeki hastalığın tehlikesinin şiddetine ve kötü akıbetlerine ima veya insanların tanıdığı hastalıkların dışında bir hastalık çeşidine delalet etmek için nekre gelmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 77)
اَمِ ارْتَابُٓوا
Müstenefe olan اَمِ ارْتَابُٓوا cümlesindeki istifham harfi اَمِ , hemze ve بل manasındadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ
İstînafiyye olarak fasılla gelen cümledeki اَمِ , hemze ve بل manasındadır. Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ cümlesi, masdar tevili ile يَخَافُونَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَح۪يفَ fiiline müteallik عَلَيْهِمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
وَرَسُولُهُ , tezayüf nedeniyle, fail konumundaki اللّٰهُ ‘ya atfedilmiştir.
Allah Teâlâ’ya ait zamirin رَسُولُ ’ye izafesi, Resulullah’a tazim ve teşrif içindir.
Bundan önce onların bir takım tahkik edilmiş mevcut çirkinlikleri ile beklenen çirkinlikleri ortaya konulduktan sonra burada ise onların mezkûr yüz çevirmeleri inkâr ve takbih edilmekte, onun kaynağı beyan edilmekte ve kaynağının çeşitleri belirtilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cümlenin [Kendilerine haksızlık eder diye mi korkarlar?] şeklinde soru şeklinde gelmesi, azarlama üslubunun daha ağır, yermenin daha ileri derecede olmasından dolayıdır. (Kurtubî, El- Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟
İstînafiyye olarak fasılla gelen cümleye dahil olan بَل idrâb harfidir, intikal için gelmiştir.
بَلْ harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle fasıl zamiriyle tekid edilmiştir.
Haberin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmesi yanında kasr ifade etmiştir. Fasıl zamiri هُمُ , kasrı tekit ifade eder.
İsm-i işaretin gelişi haberin tekid edilmesi içindir. Böylece 4 tekid meydana gelmiştir: İkincisi, hasr sıygasıyladır. Öyleyse tahsis ve hasr değil sadece tekid üzerine tekiddir. Üçüncüsü fasıl zamiri, dördüncüsü ism-i işarettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlenin her iki rüknünün de marife gelmesiyle oluşan iki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اُو۬لٰٓئِكَ mevsûf/maksur, الظَّالِمُونَ۟ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. Onlar, zalim olmaya hasredilmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. Onların zalim olduğunu gözler önüne sererek anlamı kuvvetlendirmiştir.
İşaret ismi, işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. Bütün bunlara ilaveten burada o kişileri tahkir ifade eder.
Son cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, fasıl zamiriyle tekrar edilmesi, müsnedin ism-i fail ve marife gelişi onların zalim olduklarını gözle görülür gibi inkârı mümkün olmayacak derecede olduğunun delilleridir.
Haber olan الظَّالِمُونَ۟ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Zalimlerin özelliklerinin sayılmasında taksim sanatı vardır.
بَلْ , idrâb harfidir. Atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
هم zamiri, mübteda ve haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir. Bu da kasr ifade eder. Hüsran onlara kasredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru: 352)