اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّمَا | ancak |
|
| 2 | كَانَ |
|
|
| 3 | قَوْلَ | sözü |
|
| 4 | الْمُؤْمِنِينَ | inananların |
|
| 5 | إِذَا | zaman |
|
| 6 | دُعُوا | çağırıldıkları |
|
| 7 | إِلَى |
|
|
| 8 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 9 | وَرَسُولِهِ | ve Rasulüne |
|
| 10 | لِيَحْكُمَ | hükmetmesi için |
|
| 11 | بَيْنَهُمْ | aralarında |
|
| 12 | أَنْ |
|
|
| 13 | يَقُولُوا | demeleridir |
|
| 14 | سَمِعْنَا | işittik |
|
| 15 | وَأَطَعْنَا | ve ita’at ettik |
|
| 16 | وَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 17 | هُمُ | onlardır |
|
| 18 | الْمُفْلِحُونَ | kurtuluşa erenler |
|
اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ
İsim cümlesidir. اِنَّـمَٓا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
قَوْلَ kelimesi كَانَ ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُؤْمِن۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ي ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. دُعُٓوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دُعُٓوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى اللّٰهِ car mecruru دُعُٓوا fiiline mütealliktir. رَسُولِه۪ atıf harfi وَ ’la اِلَى اللّٰهِ ‘ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şartın cevabı önceki cümlenin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, فإنّما قولهم سمعنا (Muhakkak ki onları sözleri işittik şeklindedir.) şeklindedir.
لِ harfi يَحْكُمَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren nasb harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceri ile دُعُٓوا fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
يَحْكُمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı يَحْكُمَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَقُولُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ ’dır. يَقُولُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
سَمِعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. اَطَعْنَاۜ atıf harfi وَ ’la سَمِعْنَا fiiline matuftur.
اَطَعْنَاۜ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) ‘nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ fasıl zamiridir. هُمُ الْمُفْلِحُونَ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
Veya muttasıl zamir هُمُ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُفْلِحُونَ haber olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُفْلِحُونَ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.
اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasr üslubuyla tekid edilmiş, nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasrın اِنَّمَا ile yapılmasından muhatabın konunun cahili olmadığı anlaşılmaktadır. İki tekid hükmündeki kasr, كان ’nin ismi ve haberi arasındadır.
Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. Veciz ifade kastına matuf قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ izafeti, كَان ‘nin mukaddem haberi, masdar tevilindeki اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ , muahhar ismidir.
كان ’nin ismi ve haberi arasındaki iki tekit hükmündeki kasr, قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ mevsuf/maksûr, masdar-ı müevvel sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Müsned olan قَوْلَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
قَوْلَ ‘ye müteallik, şarttan mücerret zaman zarfı اِذَا ‘nın muzafun ileyhi olan دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
دُعُٓوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Cümlede Allah’a davetten sonra resulüne davetin zikredilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.
رَسُولِه۪ izafetinde رَسُولِ ’nin Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf oluşu, Hz. Peygambere tazim, teşrif ve destek içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Sebep bildiren لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde دُعُٓوا fiiline mütealliktir.
اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ cümlesi 48. ayetteki cümleyle aynıdır. İki cümle arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا cümlesi, masdar teviliyle كَانَ ’nin muahhar ismi konumundadir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَقُولُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan سَمِعْنَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
Aynı üslupta gelen اَطَعْنَا cümlesi, mekulü’l-kavle matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
قَوْلَ - يَقُولُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle fasıl zamiriyle tekid edilmiştir.
Haberin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmesi yanında kasr ifade etmiştir. Fasıl zamiri هُمُ , kasrı tekit ifade eder.
Cümlenin her iki rüknünün de marife gelmesiyle oluşan iki tekit hükmündeki kasr (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) mübteda ve haber arasındadır. اُو۬لٰٓئِكَ mevsûf/maksur, الْمُفْلِحُونَ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. Onlar, kurtulmaya hasredilmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. Kurtulmuş olanları gözler önüne sererek anlamı kuvvetlendirmiştir.
İşaret ismi, işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. Bütün bunlara ilaveten burada o kişileri tazim ifade eder.
Haber olan الْمُفْلِحُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هم zamiri, mübteda ve haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ cümlesi ile bir önceki ayetin son cümlesi بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟ arasında mukabele sanatı vardır. Önceki ayetteki اُو۬لٰٓئِكَ münafıkları, bu ayetteki ise müminleri işaret etmektedir.
اُو۬لٰٓئِكَ ’ler arasında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ cümlesinde icaz-ı kasr vardır. İcaz-ı kasr, az sözle çok mana ifade etmek yani lafzen bir hazif olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir. “İşittik ve itaat ettik” diyenlerin cehennem ateşinden kurtularak cennete kavuşacakları az lafızla ifade edilmiştir.
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ [İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.] cümlesiyle, itaat ettik dedikten sonra yüz çeviren zalimlerin kurtuluşa ermeyeceklerine dair tarîz yapılmıştır.