Hicr Sûresi 8. Ayet

مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ  ٨

Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَا
2 نُنَزِّلُ biz indirmeyiz ن ز ل
3 الْمَلَائِكَةَ melekleri م ل ك
4 إِلَّا olmaksızın
5 بِالْحَقِّ hak ile ح ق ق
6 وَمَا ve olmaz
7 كَانُوا onların ك و ن
8 إِذًا o zaman da
9 مُنْظَرِينَ mühletleri ن ظ ر
 
“Ceza hükmü” diye çevirdiğimiz âyetteki hak kelimesi İbn Âşûr’a göre burada tam olarak “kesinleşmiş mahkûmiyet, ceza, azap” anlamına gelmektedir (XIV, 19). Nitekim, âyetin “O zaman da onlara artık süre tanınmaz” anlamındaki son bölümü de bunu göstermektedir. Çünkü hayat insanların hak ve hidayeti bulmaları için tanınmış bir mühlet, bir fırsattır. Âyetten anlaşıldığına göre meleklerin gelişiyle azap hükmü de gelmiş olacağından bu mühlet ortadan kalkmış, iptal edilmiş olacaktır. Oysa yüce Allah merhametinin gereği olarak kullarına, ön yargılı ve tepkisel davranışlardan sıyrılarak mâkul düşünüp karar vermelerini mümkün kılan bir ortama kavuşmalarını sağlayacak ölçüde mühlet ve fırsat tanımayı irade buyurmuştur. İşte bunun için de müşriklerin –burada görüldüğü gibi– zaman zaman kendilerini azaba uğratacak talepleri olmuşsa da bu talepler kabul edilmemiştir (bu hususta daha fazla bilgi ve farklı açıklamalar için bk. En‘âm 6/8; Ankebût 29/53-54). 
 İkinci bir yoruma göre âyetteki hak kelimesi Allah’ın melekler gönderme yönündeki hükmünü, kararını, iradesini ifade eder. Buna göre Allah, putperestlerin olur olmaz isteklerine göre melek göndermez; ancak kendi iradesi, hikmeti ve kararı uyarınca gönderir (Şevkânî, III, 139).
 Diğer bir yoruma göre ise buradaki hak kelimesinden maksat, “hikmet ve maslahat”tır. Buna göre âyette, “Biz melekleri ancak hikmet ve iyilik için indiririz; bu sayede melekler size Peygamber’in doğruluğunu kanıtlayan açık seçik kanıtlar gösterip sizi inanmaya mecbur bırakırlar; fakat böyle bir mecburiyet sonucu iman etmenizin bir anlamı kalmaz ve artık bir imtihandan ibaret olan hayatta kalmanız da gereksiz hale gelir. Onun için istediğiniz kabul edilmeyecek, size melekler gelmeyecek” buyurulmaktadır (Zemahşerî, II, 310).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 335
 

مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ

 

Fiil cümlesidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نُنَزِّلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. الْمَلٰٓئِكَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اِلَّا  hasr edatıdır.  بِالْحَقِّ  car mecruru  الْمَلٰٓئِكَةَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.

نُنَزِّلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


  وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir.  كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. اِذاً  cevap harfidir.  مُنْظَر۪ينَ  kelimesi  كَانُٓوا ‘nun haberi olup, nasb alameti  ي  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

مُنْظَر۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.

 

مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا  ve  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  نُنَزِّلُ  maksur/sıfat, بِالْحَقِّ  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. 

Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf; sıfat denilen vasfın, mevsuftan başkasında bulunmamasıdır. Yani, onların ertelenmesi sadece o gün içindir. Başka hiçbir şey için değildir.

Fiilin cemi mütekkellim zamirine isnadı meleklere tazim ifade eder.

نُنَزِّلُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

اِلَّا بِالْحَقِّ  [Ancak hak ile] sözü; ancak Kur’an ile anlamındadır, Mücahid’in, risalet ile diye de açıkladığı rivayet edilmiştir. Hasen de; iman etmeyecek olurlarsa, ancak azap ile indiririz, diye açıklamıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


 وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ

 

Ayet, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Menfî nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)

Cevap harfi  اِذاً, burada amel etmemiştir. 

كَانُ ’nin haberi olan  مُنْظَر۪ينَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

الْحَقِّ ‘nın vahiy yahut azap olduğu da söylenmiştir.  اِذاً  onlara cevaptır ve mukadder şartın cezasıdır yani ‘’Melekler indirseydik onlara süre tanınmazdı’’ demektir. (Beyzâvî)

مُنْظَر۪ينَ  (kendilerine mühlet verilenler) ile 10. ayetin sonundaki  الْاَوَّل۪ينَ  (Evvelkiler) ile 12. ayetin sonundaki الْمُجْرِم۪ينَ  (Suçlular) gibi kelimelerde, kulağı etkileyen seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Cenab-ı Hakk’ın, [kendilerine mühlet verilmez] ifadesinin manası, “Eğer melekler indirilirse, onlara zaman yani mühlet tanınmaz. Çünkü, meleklerin inmesi ile, mükellefiyet sona erer”. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)