İbrahim Sûresi 22. Ayet

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  ٢٢

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ şöyle dedi ق و ل
2 الشَّيْطَانُ şeytan ش ط ن
3 لَمَّا ne zaman ki
4 قُضِيَ bitirildi ق ض ي
5 الْأَمْرُ ا م ر
6 إِنَّ şüphesiz
7 اللَّهَ Allah
8 وَعَدَكُمْ size va’detti و ع د
9 وَعْدَ va’di و ع د
10 الْحَقِّ gerçek ح ق ق
11 وَوَعَدْتُكُمْ ve ben de size va’dettim و ع د
12 فَأَخْلَفْتُكُمْ ama ben sözümden caydım خ ل ف
13 وَمَا ve yoktur
14 كَانَ ك و ن
15 لِيَ benim
16 عَلَيْكُمْ size karşı
17 مِنْ hiç
18 سُلْطَانٍ bir güc(üm) س ل ط
19 إِلَّا başka
20 أَنْ
21 دَعَوْتُكُمْ sizi davet etmekten د ع و
22 فَاسْتَجَبْتُمْ siz de da’vetime koştunuz ج و ب
23 لِي benim
24 فَلَا o halde
25 تَلُومُونِي beni kınamayın ل و م
26 وَلُومُوا fakat kınayın ل و م
27 أَنْفُسَكُمْ kendi kendinizi ن ف س
28 مَا ne
29 أَنَا ben
30 بِمُصْرِخِكُمْ sizi kurtarabilirim ص ر خ
31 وَمَا ne de
32 أَنْتُمْ siz
33 بِمُصْرِخِيَّ beni kurtarabilirsiniz ص ر خ
34 إِنِّي şüphesiz ben
35 كَفَرْتُ reddetmiştim ك ف ر
36 بِمَا
37 أَشْرَكْتُمُونِ beni ortak koşmanızı ش ر ك
38 مِنْ
39 قَبْلُ önceden ق ب ل
40 إِنَّ doğrusu
41 الظَّالِمِينَ zalimler ظ ل م
42 لَهُمْ (onlar) için vardır
43 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
44 أَلِيمٌ acıklı ا ل م
 
Şeytan da insanlara yalan vaadlerde bulunup onları aldattığını itiraf edecektir. Bununla birlikte şeytan, doğru yolda gitmek isteyenleri zorla yoldan çıkaracak gücünün bulunmadığını, insanlara sadece çeşitli yollardan telkinde bulunduğunu, onların da bunu kabullendiğini ifade ederek şeytanı değil, kendilerini kınamaları gerektiğini söyleyecektir. Çünkü şeytan dünyada insanlara ancak vesvese ve ayartma yoluyla ulaşabilmekte, onların işlediği günahları kendilerine sadece güzel göstermeye, kendi hevâ ve heveslerine uymada ahlâken bir sakınca olmadığına onları inandırmaya çalışmaktadır. Râzî’nin de ifade ettiği gibi asıl şeytan insanın kendi nefsi, arzu ve hevesleridir. İnsan nefsinde şehvete, boş ve bâtıl inançlara önceden bir eğilim ve yatkınlık olmasaydı bu şeytanî vesvese ve ayartmalar etkili olamazdı. İşte şeytan “Beni kınamayın, kendinizi kınayın” diyerek bu gerçeğe işaret etmek istemiştir (XIX, 111). “Ben daha önce de beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim” cümlesiyle şeytan insanları yoldan çıkarmaya çalışmış olmakla birlikte kendisini Allah’a eşit bir yere koymadığını ve kendisinin O’na ortak koşulmasını kabullenmediğini ifade etmektedir. Nitekim Kur’an’da birden fazla yerde kendisinin Allah tarafından yaratıldığını söylediği (A‘râf 7/12; Sâd 38/76), Allah’a “rabbim” diye hitap ettiği görülmektedir (Sâd 38/79). Ancak vesvese verip yoldan çıkardığı kimseler onun aldatmalarına uymak suretiyle dolaylı olarak onu tanrılaştırmış ve Allah’a ortak koşmuşlardır. Bu sebeple âyetin son cümlesinde ona uyanların zalimler olduğuna, onlar için elem verici bir azabın hazır bulunduğuna işaret edilmektedir (şeytan ve etkileri hakkında bilgi için bk. Nisâ 4/117-121).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 314-315
 
Riyazus Salihin, 1448 Nolu Hadis
İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Biriniz eşiyle birleşeceği zaman,  ‘bismillâh,  Allâhumme cennibne’ş-şeytâne ve cennibi’ş-şeytâne mâ razaktenâ: Allahım! Şeytanı bizden ve bize vereceğin çocuktan uzaklaştır’ derse ve bu beraberlikten çocukları olursa, şeytan ona zarar veremez.”
(Buhârî, Vudû’ 8, Bed’ü’l-halk 11, Nikâh 66, Daavât 54, Tevhîd 13; Müslim, Nikâh 116.)
 

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الشَّيْطَانُ  fail olup damme ile merfûdur. 

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. قُضِيَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قُضِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. الْاَمْرُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavl,  اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri; قال الشيطان  şeklindedir. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ‘in ismi olarak fetha ile mansubdur. وَعَدَكُمْ  cümlesi,  اِنَّ ‘in haberi olarak mahallen merfûdur. 

وَعَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَعْدَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحَقِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. وَعَدْتُكُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ  cümlesine matuftur. 

وَعَدْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْلَفْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, أخلفتكم الوعد  şeklindedir.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْلَفْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خلف ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


  وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

لِيَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  سُلْطَانٍ ‘nın mahzuf haline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. سُلْطَانٍ  lafzen mecrur, كَانَ ‘in muahhar ismi olarak mahallen merfûdur. 

اِلَّٓا  istisna edatıdır.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel müstesna-i munkatı’ olarak mahallen mansubdur.

دَعَوْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır: 1. Muttasıl istisna ,2. Munkatı’ istisna ,3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )


 فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَجَبْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. ل۪ي  car mecruru  اسْتَجَبْتُمْ  fiiline mütealliktir.  

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, أردتم  الحقّ فلا تلوموني (Hakkı istiyorsanız bizi kınamayın) şeklindedir.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَلُومُون۪ي  fiili  ن۪ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لُومُٓوا  fiili, atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

لُومُٓوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَكُمْ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اسْتَجَبْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  جوب ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.


مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ 

 

İsim cümlesidir. مَٓا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

اَنَا۬  munfasıl zamiri  مَٓا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir. مُصْرِخِ  lafzen mecrur,  مَٓا ‘ın haberi olarak mahallen mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir.  اَنْتُمْ  munfasıl zamiri  مَٓا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir.

مُصْرِخِيَّ  lafzen mecrur,  مَٓا ‘ın haberi olarak mahallen mansub olup, cemi müzekker salim olduğundan cer alameti  ى ‘dir. İzafetten dolayı نْ  hazfedilmiştir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekan zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette zaid şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُصْرِخِ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ 

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَفَرْتُ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

كَفَرْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  كَفَرْتُ  fiiline mütealliktir.  

اَشْرَكْتُمُو  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. مِنْ قَبْلُ  car mecruru  اَشْرَكْتُمُونِ  fiiline mütealliktir.

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.  اَشْرَكْتُمُونِ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir. 

قَبْلُ  muzâfun ileyhleri hazf edilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ  zarfı, hem cümleye, hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَشْرَكْتُمُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  شرك ’dir.


  اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اَل۪يمٌ  kelimesi,  عَذَابٌ ‘ün sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَل۪يمٌ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

İtiraziyye olarak fasılla gelen  لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ  cümlesindeki  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.

Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden  قُضِيَ الْاَمْرُ  şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

Şartın takdiri,  قال الشيطان (Şeytan dedi ki) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Şartın cevabının hazfi, icaz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar. 

Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 

Ayetteki  الشيطان  kelimesi ile, iblis kastedilmiştir. Çünkü bu, müfred bir lafızdır ve dolayısıyla tek bir ferdi ifade eder. İblis, şeytanların başı ve reisleridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin isminin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  وَعْدَ الْحَقِّ  izafeti fiilinin ikinci mef’ûlüdür. 

Aynı üslupta gelen  وَعَدْتُكُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ‘ la, فَاَخْلَفْتُكُمْۜ  cümlesi ise  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الْحَقِّ - فَاَخْلَفْتُكُمْۜ  ve  وَعَدْتُكُمْ - اَخْلَفْتُكُمْۜ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ  cümlesi ile  وَوَعَدْتُكُمْ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

وَعَدَكُمْ - وَعْدَ - وَعَدْتُكُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَعْدَ - قُضِيَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَعْدَ الْحَقِّ  cümlesinde  وَعْدَ ‘in  الْحَقِّ ‘a izafeti mevsufun sıfatına izafesi olup sıfattaki mübalağa içindir. Hak olan vaat asla bozulmaz demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

قُضِيَ الْاَمْرُ  [İş tamamlanınca] , “Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde iyice yerleşince” demektir. Şeytanın “Ben de size vadettim, ama size yalancı çıktım” sözündeki  وَعَد  [vaad] fiili, ikinci bir mef’ûlü gerektirir. Bu mef’ûl karînelerden anlaşıldığı için hazf edilmiştir ve kelamın takdiri, “Ben size, cennet ve cehennemin, haşır ve hesabın olmayacağını vadettim ama…” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

 وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ

 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Menfî nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

لِيَ  car mecruru,  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Tekit ifade eden zaid  مِنْ  harfinin dahil olduğu  سُلْطَانٍ , nakıs fiil  كَانَ ‘nin muahhar ismidir. 

عَلَيْكُمْ  car- mecruru, سُلْطَانٍ ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  دَعَوْتُكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle müstesnadır. Cümledeki istisna, munkatı’dır. 

Masdar-ı müevvel, müspet mazi sıygada lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır

Müspet mazi sıygada lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan  فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪ي  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  دَعَوْتُكُمْ ’a atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

دَعَوْتُكُمْ  cümlesiyle,  فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪ي  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

دَعَوْتُكُمْ - اسْتَجَبْتُمْ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafîy sanatı vardır.

وَعَدَكُمْ - دَعَوْتُكُمْ  kelimeleri arasında ise cinas-ı kalb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن أردتم الحقّ (Hakkı istiyorsanız) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَلَا تَلُومُون۪ي , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

لَا تَلُومُون۪ي  ile وَلُومُٓوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

فَلَا تَلُومُون۪ي  cümlesiyle,  وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.


 مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Şeytanın sözlerine dahil olan cümle, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  مَٓا  nefy harfi  ليس  gibi amel etmiştir. Haberi olan  بِمُصْرِخِكُمْ ‘deki  بِ harf-i ceri zaiddir. Tekid ifade eder.

Aynı üslupta gelen  وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

بِمُصْرِخِ , iki cümlede de ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ  cümlesi ile  وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

بِمُصْرِخِ -  مَٓا  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bahsi geçen kurtarma, imkân dahilinde olmadığı halde bunun belirtilmesi, bu hususu ziyadesiyle beyan etmek ve başkasını kurtarmak bir yana, kendisinin o azaba, duçar olduğunu ve kurtarılmaya muhtaç bulunduğunu bildirmek içindir.


اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ

 

Mekulü’l-kavle dahil olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle birlikte  كَفَرْتُ  fiiline mütealliktir. 

Mevsûlün sıla cümlesi olan  اَشْرَكْتُمُونِ , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَشْرَكْتُمُونِ  fiilin sonundaki mütekellim zamiri mahzuftur. Kesre mef’ûl zamirden ivazdır. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَفَرْتُ  fiiline müteallik olan  قَبْلُۚ , cer mahallinde olup muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin, sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَشْرَكْتُمُونِ - كَفَرْتُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır.

Cümlede şeytana uyarak Allah’a şirk koşan, küfreden kimselerin zamir makamında zahir isimle zalim olarak zikredilmesi, iltifat ve ibhamdan sonra izah babında ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde bahsi geçenlerin zalim oldukları vurgulanmıştır. 

الظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَذَابٌ , muahhar mübtedadır. 

Cümlede müsnedün ileyh olan  عَذَابٌ  kelimesinin nekra gelişi tazim, kesret ve tarifi imkansız bir nev olduğunu ifade eder. Ayrıca, mübalağa vezninde maddi bir varlık sıfatı olan  اَل۪يمٌ ’le sıfatlanarak kişileştirilmiştir. Azabın korkunçluğunu artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.

اَل۪يمٌ  kelimesi  عَذَابٌ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ  ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)

Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ”, “ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ”, “ عَذَابٌ اَل۪يمٌ”, “ عذاب شديد ” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.  Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir. 

عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  Azim azab ifadesi 14 kere geçerken  عَذَابٌ اَل۪يمٌ  ifadesi 46 kere geçmiştir. 

عَذَابٌ - اَل۪يمٌ  ve  كَفَرْتُ - الظَّالِم۪ينَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

دَعَوْتُكُمْ - فَاسْتَجَبْتُمْ , وَعْدَ - قُضِيَ , اَشْرَكْتُمُونِ - كَفَرْتُ - الظَّالِم۪ينَ  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.