قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ ٤٩
قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli جَٓاءَ الْحَقُّ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْحَقُّ fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. İtiraziyye olması da caizdir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُبْدِئُ damme ile merfû muzari fiildir. الْبَاطِلُ fail olup damme ile merfûdur. مَا يُع۪يدُ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُع۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
يُبْدِئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi بدأ ’dir.
يُع۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber’dir.
قُلِ fiilinin mekulü’l-kavli olan جَٓاءَ الْحَقُّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyh olan الْحَقُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasından menfî muzari fiil sıygasına geçişte iltifat sanatı vardır.
Müsnedün ileyh الْبَاطِلُ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
Aynı üslupta gelen مَا يُبْدِئُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki üç cümlede istiare sanatı vardır. جَٓاءَ الْحَقُّ cümlesinde Hak, gelmek manasındaki جَٓاءَ fiiline, يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ cümlelerinde ise batıl, ortaya çıkarma manasındaki يُبْدِئُ ve geri döndürme manasındaki يُع۪يدُ fiillerine isnad edilerek iradesi olan bir kişiye benzetilmiştir. Manevi, aklî ve görülmez olan kavramlar, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu cümlelerde mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
وَمَا يُع۪يدُ cümlesinde ihtibak sanatı vardır. Önceki cümlede مَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ [batıl, bir şey ortaya çıkaramaz] dedikten sonra sadece مَا يُع۪يدُ lafzıyla yetinilmiş, الْبَاطِلُ kelimesi hazf edilmiştir.
İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 831)
يُبْدِئُ - يُع۪يدُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı, بَاطِلُ - حَقُّ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
جَٓاءَ الْحَقُّ cümlesiyle مَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ [Artık batıl, ne bir şey ortaya çıkarabilir, de geliştirebilir.] cümlesi, batılın yok olup izinin silinişinden latif bir kinayedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümlede fiil لَمْ ile değil مَا ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل sözü, لقد فعل (Yemin olsun ki muhakkak yaptı) cümlesini, لم يفعل sözü فعل (Yaptı) cümlesini olumsuzlar. مَا harfi mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Kitâbü Sîbeveyhi, 2/593)
Rûhu'l Meânî'de başına olumsuzluk ifade eden مَا harfi gelen muzari fiilin teceddüdî istimrara delalet ettiği yazılıdır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C.2, Yasin/ 49)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Bu ayet 48. Ayetin tekidi makamında gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)