Enbiyâ Sûresi 18. Ayet

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ  ١٨

Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 بَلْ hayır
2 نَقْذِفُ biz atarız ق ذ ف
3 بِالْحَقِّ hakkı ح ق ق
4 عَلَى üstüne
5 الْبَاطِلِ batılın ب ط ل
6 فَيَدْمَغُهُ onun beynini parçalar د م غ
7 فَإِذَا derhal
8 هُوَ o
9 زَاهِقٌ yok olur ز ه ق
10 وَلَكُمُ size
11 الْوَيْلُ yazıklar olsun و ى ل
12 مِمَّا ötürü
13 تَصِفُونَ yakıştırdıklarınızdan و ص ف
 
Allah Teâlâ, hakkın bulunduğu yerde bâtılın barınamayacağını, yok olup gideceğini mecazi bir anlatımla ifade edip, kendisi hakkında yakışıksız sözler söyleyenlerin, Kur’an’a sihir, saçma sapan rüya vb. nitelemeler yakıştıranların, Peygamber’i yalancılıkla itham edenlerin, evrenin sadece dünya hayatı için yaratılmış olduğuna inananların kendilerine yazık ettiklerini haber vermiştir. Halbuki Allah evrende ne varsa her birini bir hikmete bağlı olarak yaratmıştır, hepsi O’nun mülkü ve kullarıdır. O, hiçbir şekilde yarattıklarına muhtaç olmadığı gibi yarattıkları da O’na ortak değildir. Hepsi iradeli veya iradesiz olarak O’na kulluk eder; evrende Allah’ı tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur, fakat insanlar bunu anlamazlar (bk. İsrâ 17/44).
 
 Müfessirler 19. âyette, Allah’ın huzurunda bulunduğu bildirilen varlıkların melekler olduğunu ifade etmişlerdir. Melekler Allah’a ibadet etme hususunda ne kibirlenirler ne de yorulurlar; bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tesbih ederler; Allah’a kulluktan kaçınmazlar (Nisâ 4/172). O’na isyan etmez, kendilerine emredileni yerine getirirler (Tahrîm 66/6). “O’nun huzurunda bulunanlar” ifadesini, yalnızca melekleri değil, aynı zamanda Allah’a karşı sorumluluk duyan ve bütün varlığı ile O’na boyun eğen insanları da içine alacak şekilde geniş anlamıyla ele almak mümkündür (Esed, II, 649).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 670
 

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ

 

Fiil cümlesidir. بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. نَقْذِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  بِالْحَقِّ  car mecruru  نَقْذِفُ  fiiline mütealliktir.  عَلَى الْبَاطِلِ  car mecruru  نَقْذِفُ  fiiline mütealliktir.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

الْبَاطِلِ , sülasi mücerredi  بطل  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَدْمَغُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir.  اِذَا  mufacee harfidir.  اِذَا  isim cümlesinin önüne geldiğinde  “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. زَاهِقٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  

زَاهِقٌ , sülasi mücerredi  زهق  olan fiilin ism-i failidir.


وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَكُمُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْوَيْلُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  مِنْ  harf-i ceriyle  الْوَيْلُ mütealliktir. 

تَصِفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  بَلْ , idrâb harfi intikal için gelmiştir.

بَلْ  edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu  ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436)

بَلْ, idrâb harfidir. Atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

بَلْ  harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَيَدْمَغُهُ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  نَقْذِفُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiilin muzari fiille ifade edilmesinin hikmeti, sahneyi göz önünde canlandırmak ve teceddüt ifade etmektir.

بِالْحَقِّ - الْبَاطِلِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

نَقْذِفُ  ve  فَيَدْمَغُهُ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ  [Bilakis hakkı batılın üzerine atarız da onun beynini parçalar.] cümlesinde istiare-i temsiliyye vardır. Burada hak sert bir şeye, batıl ise yumuşak bir şeye benzetilmiş; temsil yoluyla  قذف /atmak ve  دمغ /beynine vurmak kelimeleri, hakkın batıla galip geldiğini ifade etmek için müstear olarak kullanılmıştır. Sanki sert bir cisim, batılın dima­ğına atılarak vurulmuş ve onu yarmıştır. Bu ifadede, batılı yok etme husu­sunda güzel bir vurgu sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada iki tebeî istiâre vardır. Maksat; hakkı getirdik ve hak, batılı giderdi, yok etti manasıdır. Müstear ve müstearun minhler şiddetle fırlatmak manasındaki  نَقْذِفُ ve iptal etmek manasındaki فَيَدْمَغُهُ  kelimeleridir, her ikisi de hissîdir. Müstearun lehler sırasıyla hakkın yücelmesi ve batılın kaybolup gitmesidir. Her ikisi de aklîdir. Hak, bir bombaya benzetilmiştir. Arkadan gelen bölüm de müşebbehün bihe uygundur. Dolayısıyla aklî olan hak ve batıl kelimeleri ile hissî olan atmak ve parçalamak fiilleri vasıtasıyla hissî bir istiare yapılmış, hakkın batılı yenmesi, tasvirî bir üslupla muhatabın zihninde canlandırılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌ  cümlesi, فَ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Şart ve zaman zarfı  اِذَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdir. İsim cümlesine dahil olduğunda  اِذَا , müfâcee harfi olur. Aniden, birdenbire anlamları verir. Özellikle  فَ  ile birlikte kullanıldığı zaman cümleye, “ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum” anlamları katar.

Müsned olan  زَاهِقٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. Bunun manası, batılın yok olmasının sabit olduğu, batılla yok oluşun ayrılmadığıdır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Bu ayet-i kerime, layık ve caiz olmayan sıfatlarla Allah Teâlâ'yı vasıflamaları sebebiyle küfür ehlini helak etmekle tehdit manası taşır.

İsim cümlesi şeklinde ve başında müfâcee harfi olan  اِذَا  (ne göresin/bir de bakmışsın ki) ile gelerek açıkça bilindiği gibi batılın yok oluşundaki sürate işaret edilmiştir. Batıl, adeta kökünden yok olmuştur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 49) 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَكُمُ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  الْوَيْلُ , muahhar mübtedadır.

Harf-i cerle bilikte  mahzuf habere müteallik müşterek ism-i mevsûl  مَّا ’nın sıla cümlesi  تَصِفُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

مَا  harfi de mevsûl yani Allah Teâlâ’yı vasıfladıkları şeyler veya masdariye yani Allah Teâlâ’yı vasıfladıkları layık olmayan sıfatlar manasındadır. 

مِمَّا  ibaresindeki  مِنْ  harfi ta'lîl manasındadır. الْوَيْلُ  kötü bir çağırma sözüdür. Bu kelimenin Kur’an’daki kullanımında tevcih vardır. Çünkü azabın ismidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır: Bu ibaredeki  مَا  masdariyye, mevsûl veya mevsuftur. Yani Allah Teâlâ’yı kendisine, şanına, yüceliğine layık olmayan şeylerle vasıflamaları veya vasıfladıkları sıfatlar ya da O'na oğul vs. isnad etmeleri sebebiyle onlar için helak ve veyl sabit olmuştur, demektir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 49) 

Hak Teâlâ'nın, “vasfetmekte olduğunuzdan dolayı yazıklar olsun size” ifadesi, “Kim, peygamberi yalanlamaya yeltenir, Kur'an'ı bir sihir, saçma sapan bir söz gibi batıl bir şeye benzetirse ona yazıklar olsun.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)