اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۙ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ ١١٩
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۙ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرْسَلْنَا cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْحَقِّ car mecruru اَرْسَلْنَاكَ ‘daki failin veya mef’ûlün mahzuf haline mütealliktir. بَش۪يرًا kelimesi اَرْسَلْنَاكَ ‘daki mef’ûlün hali olup fetha ile mansubdur. نَذ۪يراً atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur. لَا تُسْـَٔلُ atıf harfi وَ ‘ la اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ ‘ya matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُسْـَٔلُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i fail müstetir zamir olup takdiri, أنت ‘dir. عَنْ اَصْحَابِ car mecruru تُسْـَٔلُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْجَح۪يمِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
تُسْـَٔلُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سأل ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
بَش۪يراً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette muhatab Hz. Peygamber olduğu halde اِنَّٓ ile tekid edilmesi muktezâ-yı zahire aykırı bir durumdur. Fakat buradaki اِنَّٓ , muhatabın inkarı sebebiyle değil konunun önemine binaen gelmiştir. Bu anlamda ayet muktezâ-yı zahire aykırı görünse de muktezâ-yı hale mutabık durumdadır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّٓ ‘nin haberi اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اَرْسَلْنَاكَ fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
نَذ۪يرًاۙ ve بَش۪يرًا kelimeleri اَرْسَلْنَاكَ ’ nin mef’ûlünden haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
وَنَذ۪يرًا [korkutucu] - بَش۪يرًا [müjdeleyici] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcâb sanatı vardır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اَرْسَلْنَاكَ [Gönderdik.] dedikten sonra gönderme özelliklerinin hak ile, müjdeci, uyarıcı şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467)
الْحَقِّ kelimesinin ال ile marifeliği cins içindir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 960)
حَقِّۜ ; hak olarak kalan, batıla dönüşmeyen, sahih, doğru demektir. Bugün sahih, hak olan yarın batıl ve dalalet olmaz. Hak kelimesinde istikrar, lüzum ve sebat manası vardır. (Hâlidi, Vakafât, s. 143)
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) beşir ve nezir olduğu söylenmiş, bazen sadece“beşir” bazen sadece “nezir” gelmiştir. Bunlar bağlamla alakalı olarak seçilir. Korkutulması gerekiyorsa nezir, müjdelenmesi gerekiyorsa beşir ismi gelmiştir.
بِالْحَقِّ [Hak ile] ifadesi İslam ile demektir. Hak Teâlâ şöyle buyurmuştur: هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ [Ve hak din ile göndermişti ki onu üstün kılsın.] (el-Feth 48/28). Bir görüşe göre bu ifade “Hakkın beyanı için” anlamına gelir. بَ harfi lam-ı ta’lil anlamında kullanılabilir. Nitekim ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ [Çünkü Allah, Hakk’ın ta kendisidir.] (Lokmân 31/30) ayetinde بَ harfi لْ harfi yerine yani çünkü anlamında kullanılmıştır. Bir görüşe göre bu ifade [Hak üzere” anlamına gelir ki aynı anlamda خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَق [Gökleri ve yeri hak üzere yarattı.] (Nahl 16/3) ayetinde kullanılmıştır. Yani onun batıl değil, hak olduğunu anlatmak istemiştir. بَ harfi على harfi anlamında kullanılabilir. Nitekim وَظَنُّٓوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ [Ve onun kendi başlarına geleceğini düşündüler/anladılar.] (el-A‘râf 7/171) ayetinde bu anlamda kullanılmıştır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ
Cümle atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تُسْـَٔلُ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ izafeti muzâfın tahkiri içindir. Bu ifadede istiare vardır. Cehennemde bulunmak, arkadaşlığa benzetilmiştir. Arkadaşlar birbirinin karakterini taşır.
اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ [Ateş ashabı] ibaresindeki اَصْحَابُ kelimesinin kökü صحب ’dir. Sahip, yer veya zaman bakımından başkasından ayrılmayan demektir. Bu birliktelik bedenle veya destekle olabilir. Peygamberimizin sahabesi de aynı kökün türevidir. Bir şeye sahip olmayı da Türkçede kullanıyoruz. Sohbet de aynı kelimeden dilimize geçmiştir. اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ [cehennem ashabı] derken işte bu ayrılmama, bu kimselerin adeta ateşle hemhal oluşu vurgulanmaktadır.
Bu ifade aralarındaki yakınlığın şiddetine delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hadid/19)
Kâfir ve yalancıların اَصْحَابِ الْجَح۪يم [Cehennem ehli] kelimesiyle ifade edilmeleri bu inatçıların kalpleri mühürlenen kimselerden olduğunu, bunların küfür ve sapıklıktan iman ve izana dönmelerinin umulamıyacağını gösterir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ [Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.] ifadesi, sen cehennem halkı olacak olan kâfirlerden sorumlu değilsin demektir. Burada kullanılan الْجَح۪يمِ kelimesi şiddetli alevi olan ateş demektir. الْجَح۪يم çok sıcak yer anlamına gelir. Bu ayetin başındaki fiilin yaygın okunuşu تُ ve لُ harflerinin ötresi ile تُسْـَٔلُ [sorumlu tutulacak değilsin] şeklindedir. Merfû olması iki şekilde izah edilebilir. İlki bunun yeni cümle olması, ikincisi ise hal olmasıdır. Yani [Biz seni cehennemliklerden sorumlu olmayacak şekilde, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.] anlamındadır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)