Kehf Sûresi 98. Ayet

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ  ٩٨

Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Zu’l-Karneyn) dedi ki ق و ل
2 هَٰذَا bu
3 رَحْمَةٌ bir rahmetdir ر ح م
4 مِنْ
5 رَبِّي Rabbimden ر ب ب
6 فَإِذَا zaman
7 جَاءَ geldiği ج ي ا
8 وَعْدُ va’di و ع د
9 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
10 جَعَلَهُ onu eder ج ع ل
11 دَكَّاءَ yerle bir د ك ك
12 وَكَانَ ve ك و ن
13 وَعْدُ va’di و ع د
14 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
15 حَقًّا haktır (gerçektir) ح ق ق
 
Bu iki âyette anlatılan “seddin bozulması, Ye’cûc ve Me’cûc’ün kalabalığı ve sûrun üflenmesi üzerine toplanmaları” iki şekilde yorumlanmıştır: 1. Kıyamet yaklaşınca (kıyamet alâmeti olarak) seddin açılması (Enbiyâ 21/96), Ye’cûc Me’cûc’ün yayılması, sonra birinci sûr ile kıyametin başlaması, haşir ve hesap. 2. Birinci sûrda bütün dağlar gibi o seddin bulunduğu yerin de büyük değişime uğraması, ikinci surda diğerleri gibi Ye’cûc Me’cûc’ün de diriltilerek, birbirine girmiş büyük kalabalıklar halinde haşredilme ve hesaba çekilmeleri. Ye’cûc Me’cûc hakkında başka rivayetler de vardır. Ancak bilginin gerçeklik değeri konusundaki İslâmî kurallara göre bunlara dayanarak kesin bir bilgiye ulaşmak mümkün değildir. Yukarıda özetlenen yorumlara ilaveten 83-99. âyetlerde anlatılan kıssada geçen bazı isim ve kavramlarla ilgili şöyle bir te’vil de yapılmıştır: Zülkarneyn Hz. Muhammed’i, Zülkarneyn’in set yaparak aralarını kapattığı iki dağ Mekke ile Medine’yi, set de Mekke’nin fethi ile sağlanmış olan İslâm birliğini, Ye’cûc ve Me’cûc ise inkârcıları temsil etmektedir. Bu inkârcılar kıyamete kadar İslâm birliğini bozamayacaklar; kıyamet (şaşmaz sözün gerçekleşmesi) yaklaştığında ise inkârcılar dalgalar halinde birbirlerine karışacaklardır (bk. Orhan Kuntman, s. 295-302, 328). 
Kuran Yolu Tefsiri
 

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  هٰذَا رَحْمَةٌ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  هٰذَا  mübteda olarak mahallen merfûdur.  رَحْمَةٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبّ۪ي  car mecruru  رَحْمَةٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. وَعْدُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَعَلَهُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. دَكَّٓاءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mevsufu mahzuftur. Takdiri;  أرضا دكّاء  (Arzı yerle bir eder.) şeklindedir. Gayri munsarifdir. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

دَكَّٓاءَ ; sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

دَكَّٓاءَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

وَعْدُ  kelimesi  كَانَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَقاّ kelimesi  كَانَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur.

 

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ 

 

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Bu ayet Zülkarneyn kıssası ile ilgili son ayettir. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  هٰذَا  ile sonuca işaret edilmiştir. Elde edilen başarı, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

İşaret isimleri mahsus şeyleri işaret etmek için kullanılırlar. Buradaki gibi aklî şeyleri işaret etmekte kullanıldıklarında istiare olur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi) 

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪يۚ  izafetinde Rab isminin Zülkarneyn’e aid zamire muzaf olmasıyla  Zülkarneyn , şan ve şeref kazanmıştır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu kelam bize bildiriyor ki bu eser normal olarak insanların gayretiyle meydana getirilen eserler kabilinden değil, fakat zahiren benim girişimimle olmuşsa da hakikatte sırf ilâhi bir ihsandır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪ي  istînâf-ı beyaniyye cümlesidir. Burada gizli bir soruya cevap vardır. Gizli soru: Zülkarneyn bu büyük işi tamamlayınca ne yaptı? Ona şu cümle ile cevap verilir: Bu, Rabbimden bir rahmettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ

 

Şart üslubundaki terkip, mekulü’l kavle atıf harfi  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Veciz ifade kastına matuf,  وَعْدُ رَبّ۪ي  izafetinde Rab isminin Zülkarneyn’e aid zamire muzaf olmasıyla Zülkarneyn ve Rab ismine muzaf olan  وَعْدُ , şan ve şeref kazanmıştır.

جَٓاءَ وَعْدُ  cümlesinde istiare sanatı vardır. وَعْدُ  kelimesi  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Vaadin, bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي  [Rabbimin vaadi geldiği zaman] ifadesinde mecazî isnad vardır. Gelen vaat değil, vaadin vaktidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  جَعَلَهُ دَكَّٓاءَ, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

دكآّء  kelimesi  فعلاء  vezninde mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

دكآّء  kelimesinin tenvin alamaması gayri munsarif olmasından ileri gelmektedir. Bu kelimedeki nekrelik, kesret ifade eder.

اِذَا ; şart fiilinin gerçekleşme ihtimalinin kuvvetli olduğunu ifade eden şart edatıdır. Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)       

اِذَا  edatı  اِنْ  edatının aksine kesinlik, zan ve vukuu çokça olan cümlelerde bulunma özelliğine sahiptir.  اِنْ  edatı şüphe, vehim ve vukuu nadir olan cümlelerde bulunur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l- Kur’ân, c.1, s.407)

Bundan önce Allah'ın (c.c) rahmetinin genişliği beyan edildikten sonra bu kelam da O’nun kudretinin büyüklüğünü beyan etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la, mekulü’l-kavl olan şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَعْدَ  ve  حَقاًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.  

كَانَ ‘nin haberinin isim olarak gelmesi, devam ve süreklilik ifade eder.

Zülkarneyn’in sözlerinde,  رَبّ۪  lafzının mütekellim zamirine izafetiyle üç kez tekrarlanması onun Rabbine olan tazim, muhabbet ve haşyetinin işaretidir.

وَعْدُ رَبّ۪ي  izafetinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

رَحْمَةٌ - رَبّ۪ي  - حَقاًّۜ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Ayetteki  هٰذَا  ifadesi, sete işarettir. Yani; "Bu set, Allah'tan bir nimet ve kullarına bir rahmettir” demektir. Veya bu zamirle, "o iki dağın yakasını bir araya getirip dümdüz yapma imkân ve kudreti Allah'tan bir rahmettir" demektir. Fakat,  فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي  [Rabbimin vaadi gelince] yani kıyametin gelmesi yaklaşınca, Allah Teâlâ o seddi, dümdüz eder. Yerle bir eder. Arapçada, yüksek iken yerle bir, dümdüz olan her şey hakkında ( إندكّ /dümdüz oldu) fiili kullanılır. Bu kelime, “dümdüz arazi, toprak" manasında olmak üzere, med ile ( دكآّء ) şeklinde de okunmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Son cümle tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Tezyîl cümleleri, tetmim ıtnâbı babındandır.