Mâide Sûresi 48. Ayet

وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاًۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ  ٤٨

(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنْزَلْنَا ve indirdik ن ز ل
2 إِلَيْكَ sana
3 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
4 بِالْحَقِّ gerçekle ح ق ق
5 مُصَدِّقًا doğrulayıcı ص د ق
6 لِمَا bulunan
7 بَيْنَ ب ي ن
8 يَدَيْهِ ellerinde ي د ي
9 مِنَ
10 الْكِتَابِ Kitabı ك ت ب
11 وَمُهَيْمِنًا ve kollayıp koruyucu olarak ه م ن
12 عَلَيْهِ onu
13 فَاحْكُمْ artık hükmet ح ك م
14 بَيْنَهُمْ onların aralarında ب ي ن
15 بِمَا ile
16 أَنْزَلَ indirdiği ن ز ل
17 اللَّهُ Allah’ın
18 وَلَا
19 تَتَّبِعْ ve uyma ت ب ع
20 أَهْوَاءَهُمْ onların keyiflerine ه و ي
21 عَمَّا
22 جَاءَكَ sana gelen ج ي ا
23 مِنَ
24 الْحَقِّ gerçek(ten ayrılıp) ح ق ق
25 لِكُلٍّ her biriniz için ك ل ل
26 جَعَلْنَا belirledik ج ع ل
27 مِنْكُمْ sizden
28 شِرْعَةً bir şeri’at ش ر ع
29 وَمِنْهَاجًا ve bir yol ن ه ج
30 وَلَوْ ve eğer
31 شَاءَ isteseydi ش ي ا
32 اللَّهُ Allah
33 لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı ج ع ل
34 أُمَّةً ümmet ا م م
35 وَاحِدَةً bir tek و ح د
36 وَلَٰكِنْ fakat
37 لِيَبْلُوَكُمْ sizi sınamak istedi ب ل و
38 فِي
39 مَا ile
40 اتَاكُمْ size verdiği ا ت ي
41 فَاسْتَبِقُوا öyleyse koşun س ب ق
42 الْخَيْرَاتِ hayır işlerine خ ي ر
43 إِلَى
44 اللَّهِ Allah’adır
45 مَرْجِعُكُمْ dönüşü ر ج ع
46 جَمِيعًا hepinizin ج م ع
47 فَيُنَبِّئُكُمْ O size haber verecektir ن ب ا
48 بِمَا şeyleri
49 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
50 فِيهِ onda
51 تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmüş خ ل ف
 

Nehece نهج : نَهْجٌ apaçık yol demektir. نَهَجَ Ve أنْهَجَ fiilleri iş/mesele açık ve belli hale geldi anlamındadır. Son olarak مَنْهَجٌ ve مِنْهاجٌ kelimeleri program ve rota manasında kullanılır. (Müfredat)  Kuran’ı Kerim’de isim formunda 1 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres) Türkçede kullanılan şekli menhecdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْزَلْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكَ  car mecruru  اَنْزَلْنَٓا  fiiline mütealliktir.  الْكِتَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

بِالْحَقِّ  car mecruru  الْكِتَابَ ’nin mahzuf haline veya  اَنْزَلْنَٓا ‘daki faile mütealliktir.  مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  مُصَدِّقًا ’a mütealliktir.  Veya  لِ  harf-i ceri zaiddir. İsm-i fail  مُصَدِّقًا ‘nın mef’ûulü bihi olarak mahallen mansubdur.

Mekân zarfı  بَيْنَ  ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. يَدَيْهِ  muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti ي  ‘dir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنَ الْكِتَابِ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. مُهَيْمِنًا  atıf harfi  وَ ’la  مُصَدِّقًا ’a matuftur.  عَلَيْهِ  car mecruru  مُهَيْمِنًا ’e mütealliktir. 

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُصَدِّقًا - مُهَيْمِنًا  kelimeleri sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

احْكُمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. بَيْنَ  mekân zarfı,  احْكُمْ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  احْكُمْ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. لَا تَتَّبِعْ  atıf harfi  وَ  ile  احْكُمْ ‘a matuftur.

Nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَتَّبِعْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  اَهْوَٓاءَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  عن  harfi ceriyle  تَتَّبِعْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri;  منحرفا عمّا جاءك (Sana gelen şeyden saparak, ayrılarak) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  جَٓاءَكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

جَٓاءَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْحَقّ  car mecruru  جَٓاءَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.

تَتَّبِعْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftial babındandır.  Sülâsîsi  تبع ’dir. 

İftial  babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. 

اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


  لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاًۜ

 

Fiil cümlesidir. لِكُلٍّ  car mecruru  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir.  جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.

مِنْكُمْ  car mecruru  كُلٍّ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri;  لكلّ نبيّ منكم (Sizden her bir nebi için) şeklindedir.  شِرْعَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْهَاجًا  atıf harfi  وَ ’la  شِرْعَةً ’e matuftur. 


وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً


وَ  istînâfiyyedir.  لَوۡ  gayr-ı cazim şart harfidir. شَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

لَ  harfi  لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.  

جَعَلَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اُمَّةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  وَاحِدَةً  kelimesi  اُمَّةً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ


وَ  atıf harfidir.  لٰكِنْ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. لِ  harfi,  يَبْلُوَكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; فرّقكم (Sizi ayırdı) şeklindedir.  

يَبْلُوَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  ف۪ي  harf-i ceriyle  يَبْلُوَكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰيكُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتٰيكُمْ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelmiş rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن كنتم في موضع الاختبار فاستبقوا (Eğer deneme yapacak konumdaysanız bu konuda yarışın) şeklindedir.

اسْتَبِقُوا  fiili  نَ ‘nun hazfıyla mebni emir fiildir.  الْخَيْرَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.,

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَبِقُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftial babındandır. Sülâsîsi  سبق ’dır. 

İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

 

 اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ

 

İsim cümlesidir. اِلَى اللّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَم۪يعًا  kelimesi  مَرْجِعُكُمْ ’deki zamirin hali olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir.  يُنَبِّئُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  ف۪ي  harf-i ceriyle  يُنَبِّئُكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ ’un dahil olduğu isim cümlesidir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تُمْ  muttasıl zamir  كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru  تَخْتَلِفُونَ  fiiline mütealliktir.  تَخْتَلِفُونَ  cümlesi  كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubtur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

يُنَبِّئُكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَخْتَلِفُونَ  cümlesi sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف dir. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ 

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la, 44. ayetteki …  اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَنْزَلْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْكَ , siyaktaki ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

مُصَدِّقًا , kelimesi  اِلَيْكَ ‘deki zamirin müekked halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü, başındaki  لِ  harf-i ceriyle birlikte  مُصَدِّقًا  ’e  mütealliktir. Sılası mahzuftur. Mekan zarfı  بَيْنَ يَدَيْهِ  , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

الْكِتَابَ , Kur’an-ı Kerim’den kinayedir.

Farklı iki kitabı temsil eden  الْكِتَابَ  kelimeleri arasında cinas, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Car-mecrur  عَلَيْهِ ‘nin müteallakı olan  مُهَيْمِنًا , tezâyüf sebebiyle hal olan  مُصَدِّقًا ’a matuftur. 

مُصَدِّقًا  ve  مُهَيْمِنًا  kelimeleri sıfatı  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مُهَيْمِنًا عَلَيْهِ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Canlılara mahsus olan gözetmek nezaret etmek, kollamak anlamına gelen  مُهَيْمِنًا  sıfatı kitaba nisbet edilerek kitap canlı bir varlığa benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları da vardır. 

الْحَقِّ - مُصَدِّقًا - مُهَيْمِنًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Birinci  الْكِتَابَ ‘deki el takısı malumluk ifade eder. Çünkü onunla Kur’an kastedilmiştir. İkinci kelimede ise el takısı cins içindir, çünkü onunla da indirilen kitapların cinsi murad edilmiştir. Şöyle demek de caizdir: Lâm-ı tarif malumluk ifade eder, çünkü الْكِتَابَ denilirken mutlak anlamda kendisine kitap denilen her şey kastedilmemiş, aksine onlar içinden belli bir kitap nev’i murad edilmiştir. O da semadan indirilmiş - Kur’an dışındaki- kitaplardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Birinci  الْكِتَابَ ‘ deki el takısı ahd için, ikinci الْكِتَابَ ‘ deki  el takısı cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

بِالْحَقِّ [Hak olarak] vasfı, Kitabı tekid eder. Yani “Resulüm, Sana indirdiğimiz kitap, hak ve doğrudur.” anlamını vurgular. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ  [önündeki] daha önceki kitaptan maksat, bütün eski semavî kitaplardır. Bu beyan cins itibarıyla hepsine şamildir. Kur’an-ı Kerim, bütün eski semavî kitapların murakıbı olup onları tebdil ve tağyirden korur. Çünkü Kur’an, o eski kitapların, sıhhat ve sebatına şahadet; şer’i usûl ve devamlı olan fer’i hükümlerini tebyin; mensûh hükümlerini tayin ve tespit; o hükümlerin, o kitaplardan kaynaklanan meşruiyetinin sona erdiğini ve onlarla amel zamanının geçtiğini izhar eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


  فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan  فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Takdiri,  إن سئلت  (eğer sorulursan) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «- bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) âyeti buna misaldir. Bu âyette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.172)

Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl  مَٓا , başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  احْكُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan  اَنْزَلَ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

Cümlenin başındaki azamet zamirinden bu cümledeki Allah ismiyle gaib zamire iltifat sanatı vardır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Cevap cümlesine matuf olan  وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle birlikte  تَتَّبِعْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri;  منحرفا عمّا جاءك (Sana gelen şeyden saparak, ayrılarak) şeklindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Sılası olan  جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

جَٓاءَ  fiili, الْحَقّ ‘ya isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan gelme fiili hakka nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

لَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ  [Onların hevalarına tabi olmayın] ibaresinde istiare vardır. Günaha sebep olan heva ve arzular, peşinden gidilen rehbere benzetilmiştir.

تَتَّبِعْ  kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda zıddı olan تَخْتَلِفُونَۙ  kelimesi zikredilmiştir.

لَا تَتَّبِعْ  fiili,  ولا تنحرف  anlamı yüklendiği için  عن  harf-i ceri ile geçişli kılınmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

تَتَّبِعْ  fiilinin  عن  harfiyle geçişli kılınması tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْحَقّ ve الْكِتَابَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada da zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak ve hükmün illetini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

تَتَّبِعْ  ifadesi ile “Haktan sapma!” manası kastedilmiştir. Bundan dolayı fiil, عن harf-i ceri ile kullanılmıştır. Sanki “Onların hevalarına uyarak Sana gelen haktan sapma!” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاًۜ 

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لِكُلٍّ  car mecruru, amili olan  جَعَلْنَا  fiiline  مِنْكُمْ  car-mecruru ise mef’ûllere ihtimam için takdim edilmiştir.

Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

جَعَلْنَا  fiilinin iki mef’ûlu olan  شِرْعَةً  ve  مِنْهَاجً  kelimelerindeki nekrelik, tazim ifade eder. Temâsül nedeniyle birbirine atfedilen bu kelimeler arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

شِرْعَةً  kelimesinde istiare vardır. Çünkü şeriatın sözlükteki anlamı, “su kaynağına ulaştıran yol”dur. Dinler, sevap kazanılacak yerler ve kulları menfaatlerine ulaştıran yollar olduğundan şeriatlar diye isimlendirilmiştir. Bu durumda dinler suya, özellikle de tatlı ve kandıran suya ulaştıran pınar yollarına benzetilmiş oluyor. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) 

شِرْعَةً , bir şeyin başlangıç hali, مِنْهَاجًا , gelişme halidir.

مِنْهَاجً , geniş yoldur. Burada kavmin suya giden yolu kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

“İçinizden herkes için kıldık” ey insanlar “bir şeriat” o da suya götüren yoldur. Din ona benzetilmiştir, çünkü ebedî hayata sebep olacak şeye götürür. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la  جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً  cümlesine atfedilmiştir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Önceki cümledeki azamet zamirinden bu cümlede Allah ismine iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasındaki  شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesi şarttır. لَوْ , cezmetmeyen şart harfidir.

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

شَٓاءُ  fiilinin mef'ûlu bu cümlede olduğu gibi çoğu zaman mahzuftur.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Şartın cevabı olan ve  لَ  karinesiyle gelen  لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَاحِدَةً  kelimesi  اُمَّةً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اُمَّةً ‘deki nekrelik, teklik içindir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً  cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilen  وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ  cümlesinde وَ , atıf,  لٰكِنْ  istidrâk harfidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ‘ nin, gizli  أنْ ‘ le masdar yaptığı  لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde takdiri  فرّقكم (Sizi ayırırdı) olan mahzuf fiile mütealliktir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sılası olan  اٰتٰيكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. Ayette Allah’ın verdiği nimetler, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, nimetlerin, onları kapalı bir mekân gibi tamamen kuşattığı ifade edilerek vurgulanmıştır. Nimetlerle içi içe oluş, zarf ve mazrûf arasındaki mutlak irtibâta benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

لَجَعَلَكُمْ - جَعَلْنَا  ve  اَنْزَلَ - اَنْزَلْنَٓا  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لٰكِنْ  kendisinden sonra gelen cümleye, önceki cümlenin hükmüne muhalif bir hüküm kazandırır. Bu yüzden kendisinden önce, sonradan gelecek cümleye muhalif veya mütenakız bir sözün geçmesi lazımdır. (İtkan, c. 2 s. 474)


فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır.

فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan  فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri,  إن كنتم في موضع الاختبار  (Eğer deneniyorsanız…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ  [Hayırlarda yarışınız] ibaresinde istiare vardır. Hayırda yarışanlar at üzerinde yarışanlara benzetilmiştir. Yarışanların her biri hedefe ulaşmak için arkadaşı ile yarış eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ

 

Ayetin, ta’liliyye olarak gelen son cümlesinin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

اِلَى اللّٰهِ  mahzuf mukaddem habere müteallıktır.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübtedadır. Cümle faide-i haber ibtidâî kelamdır. 

"Hepinizin dönüşü Allah'adır." Bu istinafı kelam da, hayra koşmanın illetini beyan eder. Çünkü zımnen mükâfat ve mücazat vaadini kapsar. "O, ihtilâf ettiğiniz şeyleri (gerçeği) size haber verecektir." O gün, Allahü Teâlâ, kiminize mükâfat ve kiminize de ceza vermekle, dünyada ayrılığa düştüğünüz konularda şüphe şaibesi kalmayacak şekilde hak ile bâtılı birbirinden kesin olarak ayıracaktır. Kıyametteki mükâfa dan dırma ve cezalandırma, görüş ayrılığını gidermek itibariyle haber verme demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. 

جَم۪يعًا  kelimesi  مَرْجِعُكُمْ ’deki zamirin halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.  

Ayetin taliliye hükmündeki son cümlesi olan  فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ , makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. 

Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi  كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  ف۪يهِ  önemine binaen amili olan  تَخْتَلِفُونَ ’ ye takdim edilmiştir. 

كان ’nin haberi olan  تَخْتَلِفُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. 

ف۪يهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ihtilaf ettikleri konu, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir.  ف۪ي  harfi, konunun önemini mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere kullanılmıştır.

كان ’ nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

جَم۪يعًا - وَاحِدَةً  ve  تَتَّبِعْ - تَخْتَلِفُونَ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [ihtilaf ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.] ifadesinde Allah Teâlâ, onları bildireceğini beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, lüzumiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Ayette haber yerine  نَبَاَ  tercih edilmiştir. Çünkü, نَبَاَ  büyük fayda sağlayan, kendisiyle ilim veya zann-ı galib oluşan haberdir. Bu özellikleri taşımayan habere  نَبَاَ  denmez. (Ragıb el İsfahânî, Müfredat)