Mâide Sûresi 49. Ayet

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ  ٤٩

Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنِ ve
2 احْكُمْ hükmet ح ك م
3 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
4 بِمَا ile
5 أَنْزَلَ indirdiği ن ز ل
6 اللَّهُ Allah’ın
7 وَلَا
8 تَتَّبِعْ uyma ت ب ع
9 أَهْوَاءَهُمْ onların keyiflerine ه و ي
10 وَاحْذَرْهُمْ ve onlardan sakın ح ذ ر
11 أَنْ
12 يَفْتِنُوكَ seni şaşırtmalarından ف ت ن
13 عَنْ -ndan
14 بَعْضِ bir kısmı- ب ع ض
15 مَا şeylerin
16 أَنْزَلَ indirdiği ن ز ل
17 اللَّهُ Allah’ın
18 إِلَيْكَ sana
19 فَإِنْ eğer
20 تَوَلَّوْا dönerlerse و ل ي
21 فَاعْلَمْ bil ki ع ل م
22 أَنَّمَا şüphesiz
23 يُرِيدُ istiyor ر و د
24 اللَّهُ Allah
25 أَنْ
26 يُصِيبَهُمْ onları felakete uğratmak ص و ب
27 بِبَعْضِ bazı ب ع ض
28 ذُنُوبِهِمْ günahları yüzünden ذ ن ب
29 وَإِنَّ ve şüphesiz
30 كَثِيرًا çoğu ك ث ر
31 مِنَ -dan
32 النَّاسِ insanlar- ن و س
33 لَفَاسِقُونَ yoldan çıkmışlardır ف س ق
 

Rivayete göre yahudilerin ileri gelenlerinden bir grup Hz. Peygamber’i yanıltmak ve ona yanlış hüküm verdirmek maksadıyla şöyle demişlerdi: “Ey Muhammed! Bilirsin ki biz yahudilerin bilginleri ve eşrafıyız. Biz sana tâbi olursak bütün yahudiler sana tâbi olur. Şimdi bizimle hasımlarımız arasında bir dava var, davayı sana getirelim, sen de bizim lehimize hüküm ver. Böyle yaparsan sana iman eder ve seni tasdik ederiz.” Hz. Peygamber ahlâka aykırı olan bu teklifi reddetmiş, olay üzerine bu âyet inmiştir (İbn Kesîr, III, 122; Şevkânî, II, 58). 

Yüce Allah, yahudilerin ve başkalarının tuzağına düşmemeleri için Hz. Peygamber’in şahsında müminleri de uyarmakta, kendisine dava getirdikleri takdirde onların isteklerine göre değil, Allah’ın indirdiğine göre hükmetmesini, onların şaşırtmalarına aldanıp da Allah’ın indirdiği hükümlerden herhangi birini ihmal etmemesini emretmekte; yahudiler Hz. Peygamber’in vereceği hükmü kabul etmeyip ondan yüz çevirdikleri takdirde bundan dolayı başlarına felâketlerin geleceğini Resûlullah’a haber vermektedir. 

 

Çünkü Hz. Peygamber’in verdiği hükümden yüz çevirmek “adaleti kabul etmeyip haksızlığa ve zulme yönelmek” demektir. Adaletin saptırılması ise toplumu felâketlere sürükler. Medine yahudileri her fırsatta İslâm’a karşı tavır aldıkları ve müslümanlara ihanet ettikleri için başlarına belâ açmışlar; bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı da sürgün edilmiştir (Buhârî, “Megåzî”, 14). Yüce Allah olup bitenlerden ibret almayan insanların birçoğunun fâsık olduğunu yani hükmünü kabul etmeyip kanunlarının dışına çıktığını haber vermektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 288

 
حذر Korku veren şeye karşı ihtiyatlı ya da tedbirli olup ondan sakınmaktır. Kuran’da da geçen tef’il babında kullanımı (حَذَّرَ) sakındırmak manasına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 21 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli mahzurdur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنِ  tefsiriyyedir. Veya  اَنِ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf haberin mübtedası olarak mahallen merfûdur. Takdiri; حكمك بما أنزل الله أمرنا.. أو من الواجب حكمك بما أنزل الله (Senin onlar hakkında Allah’ın indirdiğiyle hükmetmen veya sana düşen Allah’ın indirdiğiyle hükmetmendir.) şeklindedir.

احْكُمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. بَيْنَ  mekân zarfı  احْكُمْ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  احْكُمْ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. لَا تَتَّبِعْ  atıf harfi وَ  ile  احْكُمْ  fiiline matuftur.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَتَّبِعْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  اَهْوَٓاءَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. احْذَرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  احْذَرْهُمْ ’deki zamirden bedel-i iştimal olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَفْتِنُوكَ  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

عَنْ بَعْضِ  car mecruru  يَفْتِنُوكَ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَٓا , muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اِلَيْكَ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal.

Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّبِعْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftial babındandır.  Sülâsîsi  تبع’dir. 

İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. 

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ 


فَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلَّوْا  şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اعْلَمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.

اَنَّمَا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; meneden, alıkoyan anlamında olup, buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.

يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُص۪يبَهُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بِبَعْضِ  car mecruru  يُص۪يبَهُمْ  fiiline mütealliktir. ذُنُوبِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَوَلَّوْا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  ولي ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.  يُص۪يبَهُمْ   fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صوب ’dir. 

يُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَث۪يرًا  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  مِنَ النَّاسِ  car mecruru  كَث۪يرًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

فَاسِقُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup  ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

فَاسِقُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi  فسق  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَث۪يرًا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ

 

وَ  atıf harfidir. Cümle önceki ayetteki istinaf olan  فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ  cümlesine atfedilmiştir. Tefsiriyye harfi  اَنْ  ve akabindeki  احْكُمْ بَيْنَهُمْ  cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar-ı müevvel, mübteda konumundadır, haberi mahzuftur. Takdiri,  حكمك بما أنزل الله أمرنا.. أو من الواجب حكمك بما أنزل الله  (Senin onlar hakkında Allah’ın indirdiğiyle hükmetmen veya Sana düşen Allah’ın indirdiğiyle hükmetmendir.) şeklindedir.

Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl  مَٓا , başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  احْكُمْ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اَنْزَلَ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

 احْكُمْ بَيْنَهُمْ  cümlesine matuf olan  لَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ  cümlesi, makabline matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubuna iltifat edilmiştir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ  cümlesi, masdar teviliyle  وَاحْذَرْهُمْ ’daki zamirden bedel-i iştimaldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَعْضِ ’nin muzâfun ileyhi konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün  ileyhin lafza-i celâlle marife olması, telezüz, teberrük ve emre itaate teşvik amacına matuftur. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, konunun önemine dikkat çekmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَٓا - اَنْزَلَ - اللّٰهُ - اَنِ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ  cümleleri önceki ayetteki cümleleri tekrarıdır. Zihinde yerleşmesi için tekrarlanan cümleler arasında ıtnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ  [Hevaya tabi olmak] ibaresinde istiare vardır. Onların kötü arzuları helake çağıran davetçiler, dalalet yollarını gösteren rehberler yerine konmuştur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) 

اَنْ يَفْتِنُوكَ [Fitneye düşürmek] fikrini çelmek manasındadır.

بَعْضِ - كَث۪يرًا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Burada  بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ  [Allah’ın indirdiği] deyiminin kullanılması, ilâhî emre uymanın zorunluluğunu tekid içindir. Ya da yine 48. ayetteki  بِالْحَقِّ [hak ile] kelimesine matuftur. Yani Kitabı (Kur’an) hak ile ve Allah Teâlâ’nın onun içinde indirdikleriyle hükmedilmek üzere indirdik. Kur’an ile hükmetmek emri daha önce sarahatle geçtiği halde şimdi burada hikâye edilerek tekrarlanması, o geçen emir için tekid ve gelecek emir için de hazırlıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

احْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ  [Onların, batılı hak suretinde göstererek pek az da olsa Allah Teâlâ’nın Sana indirdiği hükümlerin bir kısmından Seni saptırmak gayretlerine de dikkat et.] 

Burada ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, durumun vehametini göstererek tekid içindir.

مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ  [Allah’ın indirdiği] ifadesinin tekrar edilmesi, durumun vehametini göstererek sakındırma emrini tekid içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ


فَ , istînâfiyyedir. 

Şart üslubunda gelen terkipte  تَوَلَّوْا  cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ  , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

أَنَّ , masdar ve tekid harfidir. Kendinden sonra gelen isim cümlesini masdara çevirir.  اَنَّ  ve akabindeki sübut ve istimrar ifade eden   اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ  isim cümlesi, masdar teviliyle  اعْلَمْ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesinde tecrîd sanatı, konunun önemine dikkat çekmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ  cümlesi, masdar teviliyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

Masdar-ı müevvel, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ [bir kısım günahlarından ötürü]  ifadesi, onların birçok günahları olduğunu ve bu günahlarının da o cümleden sadece biri olduğunu bildirir. Allah’ın hükmünden yüz çevirme günahının, “bir kısım günahlar” şeklinde müphem ifadesi, bu günahın büyüklüğünü zımnen belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

كَث۪يراً ‘deki nekrelik kesret ve tahkir ifade eder.

مِنَ النَّاسِ  car mecruru, اِنَّ ’nin ismi  كَث۪يرً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَفَاسِقُونَ  , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَفَاسِقُونَ - ذُنُوبِهِمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.