A'râf Sûresi 33. Ayet

قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  ٣٣

De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 إِنَّمَا kesinlikle
3 حَرَّمَ haram etmiştir ح ر م
4 رَبِّيَ Rabbim ر ب ب
5 الْفَوَاحِشَ fuhuşları ف ح ش
6 مَا (gerek)
7 ظَهَرَ açığını ظ ه ر
8 مِنْهَا onun
9 وَمَا (gerek)
10 بَطَنَ kapalısını ب ط ن
11 وَالْإِثْمَ ve günahı ا ث م
12 وَالْبَغْيَ ve saldırmayı ب غ ي
13 بِغَيْرِ yere غ ي ر
14 الْحَقِّ haksız ح ق ق
15 وَأَنْ ve
16 تُشْرِكُوا ortak koşmayı ش ر ك
17 بِاللَّهِ Allah’a
18 مَا bir şeyi
19 لَمْ
20 يُنَزِّلْ indirmediği ن ز ل
21 بِهِ hakkında
22 سُلْطَانًا hiçbir delil س ل ط
23 وَأَنْ ve
24 تَقُولُوا söylemenizi ق و ل
25 عَلَى hakkında
26 اللَّهِ Allah
27 مَا şeyler
28 لَا
29 تَعْلَمُونَ bilmediğiniz ع ل م
 

Önceki âyetlerde helâl nimetleri haram saymanın yanlışlığına işaret edildikten sonra burada da Allah’ın asıl haram kıldığı şeylerin neler olduğu özetle belirtilmektedir. Buna göre Allah yalnızca, başta zina ve fuhuş olmak üzere, açık ve gizli kötülükleri, ahlâksızlıkları; başkalarının malına, canına, namus ve şerefine karşı saldırıyı; Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmayı yani aslı esası bulunmadığı apaçık ortada olduğu halde birtakım varlıkları tanrılaştırmayı ve nihayet Allah hakkında herhangi bir doğru bilgi ve delile dayanmadığı halde “Allah şunu helâl kıldı, bunu haram kıldı” gibi rastgele sözler sarfetmeyi yasaklamıştır.

 

 Son iki âyet, bir bakıma, 29. âyetteki “Rabbim adaleti (kıst) emretti” meâlindeki bölümün açıklamasıdır. Zira kıst hem “adalet” hem de “itidal, denge, ölçü” anlamına gelir. Böylece bu iki âyet, bir adalet ve itidal dini olan İslâm’ın, aşırı yasakçılığı da aşırı serbestliği de onaylamadığını; esasen temiz fıtratlı ve aklıselim sahibi her insanın doğru, iyi, hoş ve faydalı bulduğu maddî ve mânevî şeyleri kullandığını; yanlış, kötü, çirkin ve zararlı bulduğu şeylerden de kaçındığını ortaya koymaktadır. Kur’an’da veya hadislerde İslâm dininin “sırât-ı müstakîm” (En‘âm 6/161; Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 14), “Hanîf dini” (Yûnus 10/105; Rûm 30/30), “semâhat (hoşgörü ve kolaylık) dini” (Buhârî, “Îmân”, 29; Müsned, VI, 116, 233) gibi denge, gerçekçilik ve kolaylık ifade eden niteliklerle anılması daburadan ileri gelmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 520

 

قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ ’dur.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّمَا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup, buradaki  مَا harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ‘nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.

حَرَّمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  رَبِّيَ  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ی  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْفَوَاحِشَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  الْفَوَاحِشَ ’den bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  ظَهَرَ مِنْهَا ’dır. İrabtan  mahalli yoktur.

ظَهَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  مِنْهَا  car mecruru ظَهَرَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. مَا بَطَنَۚ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la önceki ism-i mevsûle matuftur. 

بَطَنَۚ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْاِثْمَ وَالْبَغْيَ kelimeleri atıf harfi  وَ ’la  الْفَوَاحِشَ ‘ye matuftur. بِغَيْرِ  car mecruru  الْبَغْيَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. الْحَقِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَرَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  حرم ‘ dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 


وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ


وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  ve masdar-ı müevvel  الْبَغْيَ ‘e matuf olup, mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Takdiri; حرم أي حرم الشرك بالله (Haram kıldı, yani Allah’a şirk koşmayı haram kıldı) şeklindedir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تُشْرِكُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ  car mecruru  تُشْرِكُوا  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَمْ  muzari fiili cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يُنَزِّلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. بِه۪  car mecruru  يُنَزِّلْ  fiiline mütealliktir. سُلْطَانًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel atıf harfi  وَ  ile önceki masdarı müevvele matuftur.     

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَقُولُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. عَلَى ٱللَّهِ  car mecruru  تَقُولُوا۟  fiiline mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  تَقُولُوا۟  fiilinin mef‘ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا تَعۡلَمُونَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعۡلَمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُشْرِكُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

يُنَزِّلْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ‘ dir.

 

قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l- kavli olan  اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ  cümlesi,  اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.

إِنَّمَا , kâffe (durduran, engelleyen) ve mekfûfe’dir.  ماَ , zaide olup, edatın îrab bakımından tesirine mani olan harftir.  إِنَّ ’yi amelden düşürmüştür.

حَرَّمَ  fiili tefil babındadır. Bu babın fiile kattığı asıl anlam teksirdir. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّيَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfın ileyh olması Peygamberimize tazim teşrif ve destek içindir.

Kasr, fiil ve mef’ûl arasındadır.  حَرَّمَ, sıfat/maksûr, haram edilenler, الْفَوَاحِشَ  mevsuf/maksûrun aleyhtir. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

Bu ayetin başındaki  اِنَّمَا  edatı hasr manası ifade eder. O halde, “Rabbin ancak şunları şunları haram etmiştir.” sözü, hasr ifade eder. Halbuki bütün haramlar burada sayılanlardan ibaret değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap, konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Ancak bunun aksi durumlarda da  اِنَّمَا  ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. Ancak bu harf ile yapılan kasrlarda sıfat ve mevsûfu tespit etmek zordur. Aslında bunun lafzî bir karinesi yoktur. Siyaktan tespit edilmesi gerekir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّمَا  ile gelen kasr; Allah’ın sizin kendinize haram kıldığınız ziynet ve tayyibatı değil, ahlaksızlığı ve ahlaksızlıkla birlikte anılanları haram kıldığını ifade eden izafî kasrdır. Onların inançlarının batıl olduğunu ifade etmiştir. Diğer taraftan tariz yoluyla onların Allah’ın kesin olarak haram kıldığı şeyleri değiştirdiğini haber vermiştir. Çünkü Allah bir şeyleri saydığında insanlar yasakların bu sayılanlarla sınırlı olmadığını bilir. Bu sayılanları işiten kişi bundan maksadın kendisinin değiştirdiği, karıştırdığı şeyleri tayin etmek olduğunu anlar. Dolayısıyla  إنَّما  ile biri olumlu diğeri olumsuz iki mana kastedilir. Yani  إنَّما  edatı  ما - وإلّا  manalarını taşır. Böylece onların haram saydıklarını helal kılarken mübah gördükleri ahlaksızlık ve ahlaksızlıkla birlikte anılanları haram kılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الْفَوَاحِشَ  kelimesine bedel konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘ nın sılası olan  ظَهَرَ مِنْهَا, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مِنْهَا  car-mecruru, ظَهَرَ  fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İkinci ism-i mevsûl  مَٓا , tezat sebebiyle birinciye atfedilmiştir. Sılası olan  بَطَنَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَالْاِثْمَ  ve  وَالْبَغْيَ  kelimeleri tezayüf nedeniyle  الْفَوَاحِشَ  ‘ye atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

ظَهَرَ- بَطَنَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

بِغَيْرِ الْحَقِّ  car-mecruru, الْبَغْيَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

الإثْمُ  ile her çeşit günah kastedilir. الفَواحِشِ ’den daha umumidir. الفَواحِشِ  kelimesinin  الإثْمُ ‘den önce zikredilmesi, önemi ve önceliği dolayısıyladır. Tıpkı önceliği dolayısıyla umumdan sonra hususun zikri gibi önceliği dolayısıyla umumdan önce hususinin zikri babından takdim edilmiştir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

البَغْيِ  kelimesinin  الإثْمِ  üzerine atfedilmesi, kendisine ihtimam için hususun umuma atfı kabilindendir. Çünkü  البَغْيَ  cahiliyede onların âdetiydi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الْفَوَاحِشَ  ile  الْاِثْمَ  bu iki ifade arasındaki fark hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki: 

1.  الْفَوَاحِشَ  kelimesi, büyük günahları gösterir. Çünkü büyük günahların çirkinliği, alabildiğine hayasız ve aşırı olmuş demektir,  الْاِثْمَ  ise küçük günahlar demektir. Buna göre ayetin manası, “Cenab-ı Hakk, büyük ve küçük günahları haram kıldı...” şeklinde olur.

2. “Fahişe”, büyük günahlara denilir,  الْاِثْمَ  kelimesi ise ister büyük ister küçük olsun mutlak manada günah hakkında kullanılır. Bunun manası şudur: Allah Teâlâ büyük günahları haram kılınca bu haram kılma işinin sadece büyük günahlara hasredildiği akla gelmesin diye bunun peşinden de mutlak olarak her günahı haram kıldığını beyan buyurmuştur.

3. “Fahişe” kelimesi, her ne kadar Arapçada her şeyin artıp fazlalaşan hakkında kullanılmış bir tabir ise de örfte, zina manasına tahsis edilmiştir. Bunun delili ise Cenab-ı Hakk’ın zina hakkında, “Çünkü o, şüphesiz bir fahişedir, hayasızlıktır...” (İsra Suresi, 32) buyurmuş olmasıdır.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki  الْبَغْيَ  (isyan), ancak başkasının canına, malına veya ırzına saldırma manasında kullanılır. Bazen de bu kelime, o günün hükümdarına (idarecilerine) isyan etme manası kastedilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً  cümlesi, masdar teviliyle  الْبَغْيَ ’e matuftur veya takdiri  حَرَّمَ  olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِاللّٰهِ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تُشْرِكُوا  fiilinin mef’ûlü konumundaki üçüncü müşterek ism-i mevsul  مَٓا ‘ nın sılası olan  لَمْ  يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُنَزِّلْ  fiiline müteallik olan  بِه۪  car-mecruru konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  سُلْطَاناً ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. 

Nefiy siyakında nekra, umum ve şumule delalet eder. (Halidi, Vakafat s. 88)

بِ  harf-i ceri musahabe (beraberlik) içindir. Yani  لَمْ يُنَزِّلْ حُجَّةً مُصاحِبَةً لَهُ  (onu delille beraber indirmedi) manasındadır. Bu; delilin beraberliği iddia eden kişi için demektir. Mecazî bir beraberliktir. Ya da  بِ  harf-i ceri istila manası için  عَلى  manasında gelmiştir. Ali imran suresi 75. ayetteki مَن إنْ تَأْمَنهُ بِقِنْطارٍ  [Kim yüklerle emanet etse] sözündeki gibi had, sınır hakkında mecazî bir istila manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki ikinci masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  cümlesi, masdar teviliyle birinci masdar-ı müevvele matuftur.  عَلَى ٱللَّهِ  car mecruru  تَقُولُوا۟  fiiline mütealliktir.

تَقُولُوا  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sılası olan  لَا تَعْلَمُونَ, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Lafza-i celâlin, emre itaat ve kalplerde haşyet duygularını artırmak için zamir makamında zahir isimle yapılan tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette cem’ mea’t-taksim sanatı vardır. “Açık ve gizli çirkin işler, günah, haksız saldırı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmak ve Allah’a karşı bilinmeyen şeyler söylemek” şeklinde sayılan taksim, haram olmakta cem’ edilmiştir.

الْفَوَاحِشَ - الْاِثْمَ - الْبَغْيَ - تُشْرِكُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قُلْ - تَقُولُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً  [Hakkında Allah’ın hiçbir güçlü kanıt indirmediği şeyleri] ifadesinde bir tehekküm (alay) söz konusudur. Çünkü Allah’ın, kendisine başkasının ortak koşulmasına dair kanıt indirmesi mümkün değildir.  وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  [Bilginize konu olmayan (asılsız) şeyleri Allah adına uydurmanızı] yani haram kılma ve benzeri konularda Allah adına yalanlar uydurup iftiralar atmanızı [haram kılmıştır.] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayette geçen  سُلْطَانًا  kelimesinin manası, hüccet ve delil demektir. Bu kelimenin izahı hususunda şu görüşler ileri sürülmüştür.

a) Bu kelime, kendisiyle kandilin tutuşturulup yandığı “susam yağı” kelimesinden türemiştir. Kendileri sayesinde insanlar haklarını elde edebildikleri için hükümdarlara ve ümerâya “sultanlar” denilmiştir.

b) Arapçada  سُلْطَانًا  kelimesi hüccet demektir. Hüccet ve burhan sahibi olduğu için hükümdara da “sultan” denilmiştir.

c) Leys şöyle demiştir: “Sultan” kudret demektir. Çünkü bu kelime  تَسْلِيط  kelimesindendir. Bu izaha göre  سُلْطَانُ الْمَلِكِ  ifadesinin manası, “hükümdarın kuvvet ve kudreti” demektir. Bâtılı defedip savaştırmaya kudreti olduğu için “burhan”a (aklî delile) de “sultan” ismi verilmiştir.

d) İbni Dureyd şöyle demektedir: “Her şeyin sultanı, o şeyin keskinliği demektir. Bu kelime  الْلِّسَانُ السِّلِيطُ  ‘keskin dil, tenkit edici dil’ ifadesinden alınmıştır. السَّلَاطَةُ  kelimesi de keskinlik ve hiddet anlamındadır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)