A'râf Sûresi 32. Ayet

قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ  ٣٢

De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 مَنْ kim
3 حَرَّمَ haram etti ح ر م
4 زِينَةَ süsü ز ي ن
5 اللَّهِ Allah’ın
6 الَّتِي
7 أَخْرَجَ çıkardığı خ ر ج
8 لِعِبَادِهِ kulları için ع ب د
9 وَالطَّيِّبَاتِ ve güzel ط ي ب
10 مِنَ
11 الرِّزْقِ rızıkları ر ز ق
12 قُلْ de ki ق و ل
13 هِيَ O
14 لِلَّذِينَ kimselerindir
15 امَنُوا inanan(larındır) ا م ن
16 فِي
17 الْحَيَاةِ hayatında ح ي ي
18 الدُّنْيَا dünya د ن و
19 خَالِصَةً yalnız onlarındır خ ل ص
20 يَوْمَ günü de ي و م
21 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
22 كَذَٰلِكَ işte böyle
23 نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz ف ص ل
24 الْايَاتِ ayetleri ا ي ي
25 لِقَوْمٍ bir topluluk için ق و م
26 يَعْلَمُونَ bilen ع ل م
 

Bu ve bundan önceki âyette elbiseye “ziynet” denilmesi, giyinmenin ahlâkî bakımda n olduğu gibi estetik bakımdan da önemli ve gerekli olduğuna işaret eder; ayrıca yine ziynet kelimesinden hareketle kaliteli ve değerli elbiseler giyinmenin mubah olduğuna hükmedilmiştir. Taberî (VIII, 163-164), 

Şevkânî (II, 230) gibi önde gelen müfessirler bu âyeti açıklarken, haram olmayan güzel ve değerli nimetlerden uzak kalmayı zühd ve fazilet sayanların hatalı olduklarını belirtirler. Haram, dinî bir terim olarak, “Açık, kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslûpla yapılması şer‘an yasaklanmış olan tutum ve davranış” anlamına gelir.

 Eğer bir işin yapılmamasını isteyen bir ifade bulunmakla birlikte, bunun anlamı yeterince açık veya kaynağı kesin değilse buna haram değil mekruh denir. Hakkında yasaklayıcı hiçbir delil bulunmayan fiiller ise mubah ve helâl kabul edilir. Bir fiilin helâl kabul edilmesi için dinî kaynaklarda bu yönde bir açıklama bulunması gerekli değildir; çünkü “Eşyada asıl olan mubah olmasıdır”. Buna göre ölçüsüz dindarlık duygusu, şahsî tercihler, ortalıkta görülen kötülüklerle mücadele arzusu gibi –iyi niyetli de olsa– kişisel hassasiyetlerin etkisiyle dinin izin verdiği alan içinde kalan tutum ve davranışları, yiyecek, içecek, giyecek gibi nesneleri haram, sakıncalı ve günah olarak nitelendirmek bu âyetin hükmüne aykırı ve yanlıştır.

 Hatta müfessirler, âyetin “De ki: O nimetler dünya hayatında müminlere yaraşır” meâlindeki kısmından hareketle, bunların esas itibariyle müminlere lutuf olmak üzere yaratıldığını ve onlar sayesinde bu nimetlerden herkesin yararlanmalarına imkân verildiğini belirtirler.Âyetin anlatımına göre mânevî kemal ve güzellikler gibi birey ve toplumun refah, sağlık, güvenlik ve esenliğine katkıda bulunacak her türlü maddî imkânlar da öncelikle müminlere yaraşır. Bu imkânlarda geri olan bir toplum, Kur’an bakımından ideal bir toplum değildir. Zühde ve kanaate teşvik eden açıklamalarla bu yöndeki uygulamalar ise, dünya nimetlerini araç olarak görmek yerine amaç kılmayı hedefleyen eğilimleri önlemeye yöneliktir.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 2 Sayfa: 519-520

 

قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavli,  مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

مَنْ  istifhâm ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. حَرَّمَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahalen merfûdur.

حَرَّمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ز۪ينَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

الَّت۪ٓي  müfred müennes has ism-i mevsûl  ز۪ينَةَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اَخْرَجَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. لِعِبَادِه۪  car mecruru  اَخْرَجَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الطَّيِّبَاتِ  atıf harfi  وَ ’la  ز۪ينَةَ ‘ye matuf olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. مِنَ الرِّزْقِ  car mecruru  الطَّيِّبَاتِ ‘ye mütealliktir.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

حَرَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  حرم ‘ dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اَخْرَجَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavli,  هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْحَيٰوةِ car mecruru  اٰمَنُوا  fiiline mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ ’nin sıfatı olup mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

خَالِصَةً  mahzuf haberin hali olup fetha ile mansubdur. Takdiri; هي كائنة لهم يوم القيامة حالة كونها خالصة (Kıyamet günü onlar için halis olarak var olacaktır.) şeklindedir. يَوْمَ  zaman zarfı,  خَالِصَةً ‘e mütealliktir.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

يَوْمَ  hem cümleye, hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olan zarflardandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ‘dir.

خَالِصَةً  kelimesi sülâsî mücerredi  خلص  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ


كَ  harf-i cerdir. مثل  ‘’gibi’’ anlamındadır. Bu ibare  نُفَصِّلُ  fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. Takdiri;  نفصّلها تفصيلا مثل ذلك التفصيل (Bunun benzeri bir açıklamayla ayetleri açıklarız) şeklindedir. ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

نُفَصِّلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن dur.  الْاٰيَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. لِقَوْمٍ  car mecruru  نُفَصِّلُ  fiiline mütealliktir. يَعْلَمُونَ  cümlesi  قَوْمٍ  kelimesinin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

نُفَصِّلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  فصل ‘dir.

 

قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ şeklindeki isim cümlesi, inkârî istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aslında bu emir Kur'anı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın kendinden bir tek kelime bile söylemediğine işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a  قُلْ  diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığının önemini gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona kul dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Ahkaf Suresi 10, c. 7, s. 111) 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru kastı taşımayıp tevbih ve inkârî anlamda olan cümle mecâz-ı mürsel mürekkebtir. 

Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır

İstifham ismi  مَنْ  mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki  حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ  cümlesi, haberdir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Veciz ifade kastına matuf  ز۪ينَةَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  ز۪ينَةَ , şan ve şeref kazanmıştır.

ز۪ينَةَ اللّٰهِ  (Allah’ın zineti) ifadesi, insanlara süslenmek için bahşettiği nimetler anlamındadır.

ز۪ينَةَ  için sıfat konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ٓي ‘ nin sılası olan  اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz ifade kastına matuf  لِعِبَادِهِ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  لِعِبَادِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

وَالطَّيِّبَاتِ , muzaf olan  ز۪ينَةَ ’ye matuftur. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مِنَ الرِّزْقِۜ  car-mecruru, وَالطَّيِّبَاتِ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)

Bu bir inkârî istifhamdır. Yani Allah’ın çıkardığı bu ziynetleri ve tertemiz şeyleri haram kılmak kimsenin haddi değildir. Şu halde bu ayet yenecek ve giyilecek ve çeşitli süs eşyalarında aslolan mübahlık olduğuna delildir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Alay manası kastedilen istifhamı inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

[Allah’ın ziyneti] nden maksat, elbiseler ve her türlü süslenilen şeydir. [Tertemiz-hoş rızıkları] yani lezzetli yiyecek ve içecekleri [kim haram kılabilir?!  ifadesindeki sorunun manası, bu şeylerin haram kılınmasına yönelik bir yadırgamadır. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

Bu ayetin muktezâsı (gerekli olan), insanın ziynet olarak kullandığı her şeyin helal olmasını gerektirir. Yine güzel bulunan her şeyin de helal olması icap eder. İşte bu ayet, bütün faydalı şeylerin helalliğini ifade eder. İşte bu da şeriatın bütünü için nazarı itibara alınan bir düsturdur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)


 قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan … هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي  cümlesi,  mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  هِيَ  mübtedadır. Mecrur mahaldeki has ism-i mevsûl  لِلَّذ۪ينَ  mahzuf habere mütealliktir. Sılası olan  اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

لِ  harf-i ceri ibahaya delalet eden tahsis manasında gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki kasr, mübteda ve haber arasındadır. هِيَ , maksur/mevsûf,  لِلَّذ۪ينَ ‘nin müteallakı olan haber maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi bahsi geçenlere tazim ve sonradan gelen habere dikkat çekmek içindir.

خَالِصَةً , mahzuf haberdeki zamirden haldir. Takdiri, هي كائنة لهم يوم القيامة حالة كونها خالصة  [Kıyamet günü onlar için var olacaktır.] şeklindedir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dünya hayatı içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. 

Zaman zarfı  يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ  izafeti , ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden  خَالِصَةً ‘e mütealliktir.

“Kıyamet günü ise tamamen onlara mahsustur.” O gün hiç kimse onlara bu konuda ortak olmayacaktır. Şayet “Bunlar hem iman edenlerindir hem de başkalarınındır, denilse olmaz mıydı?” dersen şöyle derim: Ayette bunların asıl olarak iman edenler için yaratılmış olduğuna ama kâfirlerin de onlara tâbi olduğuna dikkat çekmek için böyle denilmiştir. Tıpkı “Nankörce inkâr edeni kısa bir süre yaşatıp daha sonra ateş azabına sürüklerim!’ buyurmuştur.” [Bakara Suresi, 126] ayetinde olduğu gibi.  خَالِصَةً   ifadesi hal olarak mansub olarak da haberin ardından ikinci bir haber olarak merfû olarak da okunmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ebu Ali ise şöyle demektedir: “Ayette geçen  خَالِصَةً  kelimesinin mübteda olan  هِيَ’ nin haberi olması, لِلَّذ۪ينَ  kelimesinin başındaki lâm harf-i cerinin de  خَالِصَةً  kelimesine taalluk etmesi ve ayetin takdirinin, هِىَ خَالِصَةٌ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَ (Bu nimetler, dünya hayatında iman edenlere mahsustur.) şeklinde olması mümkündür. Bu kelimenin mansub olarak okunması ise cümlede hal olmasından dolayıdır. Buna göre ayetin takdîri manası: “Bu nimetler, ahirette sadece müminlere mahsus olacak iken, dünya hayatında da müminler için sabittir.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Rızıklar dünya hayatında da özellikle iman edenler içindir, çünkü onlar bunun şükrünü eda ederler.


 كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

 

Ayetin bu son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

كَذٰلِكَ , amili  نُفَصِّلُ  olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri  نفصّلها تفصيلا مثل ذلك التفصيل  (Bunun benzeri bir açıklamayla ayetleri açıklarız) şeklindedir.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın hükümlerine işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhân/54, c. 5, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki kullanımı işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْلَمُونَ cümlesi,  لِقَوْمٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. لِقَوْمٍ ‘in nekreliği tazim içindir.

Cenab-ı Hakk’ın,  لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ  “bilen kimseler için...” buyruğuna gelince: Bu, “istidlalde (çıkarımda) bulunup tefekkür edebilen, bu sayede de nazarî ilimleri elde etmeye imkân bulan bir topluluk için...” anlamındadır. Allah en iyi bilendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)