Bakara Sûresi 71. Ayet

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟  ٧١

Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 إِنَّهُ şüphesiz O
3 يَقُولُ şöyle diyor ق و ل
4 إِنَّهَا gerçekten o
5 بَقَرَةٌ bir inektir ب ق ر
6 لَا olmayan
7 ذَلُولٌ boyundurluk altında ذ ل ل
8 تُثِيرُ sürmek için ث و ر
9 الْأَرْضَ yeri ا ر ض
10 وَلَا
11 تَسْقِي ve sulamaz س ق ي
12 الْحَرْثَ ekin ح ر ث
13 مُسَلَّمَةٌ kusursuz س ل م
14 لَا yoktur
15 شِيَةَ hiçbir alacası و ش ي
16 فِيهَا onda
17 قَالُوا dediler ق و ل
18 الْانَ işte şimdi
19 جِئْتَ getirdin ج ي ا
20 بِالْحَقِّ doğruyu ح ق ق
21 فَذَبَحُوهَا ve boğazladılar onu ذ ب ح
22 وَمَا
23 كَادُوا az daha ك و د
24 يَفْعَلُونَ yapmayacaklardı ف ع ل
 

Özellikle kutsiyet atfettikleri ineği kestiler. Bizim için de neye en çok önem veriyorsak, neyi gönlümüzde çok yüceltiyorsak odur kesmemiz gerekli olan, kalbimizden çıkarıp atmamız gereken. Çıkaramıyorsak Allah zorla bize çıkarttırıyor. Onunla imtihan oluyoruz.

Bu kadar çok soru sormaları, kesmemek için bahane aramalarındandır.

Burada kısasta hayat vardır ayetine de bir atıf var. Böyle bir cinayet işleyen birisine cezasını vermek, onun öldüreceği bir sürü insanın hayatını kurtarmak demek olduğu için, kısasta hayat vardır.

Ayette adeta Müslüman topluma bir şahsiyet belirlenmektedir.

Müslüman topluma boyunduruk vurulamaz. Müslüman toplum zelil olamaz. Müslüman ancak kendi inancı için çalışır. Kalbi başka, fiili başka olamaz. Kimseye boyun eğmez. Münafık olamaz.

 

Peygamber Efendimiz de gereksiz yere çok soru sormaktan Allah Teâlâ’nın hoşlanmadığını belirtmistir.
(Buhari, Zekât 53, Rikâk 22; Müslim, Akdıye 10,12-14).
 

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavli, اِنَّهُ يَقُولُ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, اِنَّهَا بَقَرَةٌ ’ dir. يَقُولُ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هَا  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَقَرَة  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. ذَلُولٌ  kelimesi  بَقَرَة  ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur. تُث۪يرُ الْاَرْضَ  cümlesi,  بَقَرَةٌ  ‘nün ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

تُث۪يرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. الْاَرْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا تَسْقِي  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  تُث۪يرُ ‘ya matuftur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْقِي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. الْحَرْثَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred ve fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُث۪يرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ثور ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟


مُسَلَّمَةٌ  kelimesi  بَقَرَةٌ  ‘nün üçüncü sıfatı olup damme ile merfûdur. لَا شِيَةَ ف۪يهَا cümlesi  بَقَرَةٌ ‘nün dördüncü sıfatı olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

شِيَةَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. Haberi mahzuftur. ف۪يهَا  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.

Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْـٰٔنَ  zaman zarfı,  جِئْتَ  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavl,  جِئْتَ بِالْحَقّ  ’ dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

جِئْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. بِ  ta’diyet içindir. بِالْحَقّ  car mecruru  جِئْتَ  fiiline mütealliktir.  

ذَبَحُوهَا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder müstenef cümleye matuftur. Takdiri بحثوا عنها. فوجدوها فذبحوها. (Onu araştırdılar, bulup hemen kestiler) şeklindedir. 

ذَبَحُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كاد  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder. 

كَادُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْعَلُونَ۟  cümlesi, كَادُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَفْعَلُونَ۟  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُسَلَّمَةٌ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür. 

ذَلُولٌ  ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ  مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hazret-i Musa’nın Allah Teâla’ya dua edip kendisine vahiy geldikten sonra verdiği cevaptır. İki cümle arasında meskûtun anh vardır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَالَ - يَقُولُ  fiillerinde maziden muzariye iltifat sanatı vardır.

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَا ذَلُولٌ  haber olan  بَقَرَة  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  

تُث۪يرُ الْاَرْضَ  cümlesi  بَقَرَة  için ikinci sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Öncesindeki  لَا ذَلُولٌ  sıfatının nefiy manasına dahildir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

مُسَلَّمَةٌ  kelimesi  بَقَرَةٌ  için üçüncü sıfattır.

لَا شِيَةَ ف۪يهَا  cümlesi  بَقَرَةٌ  için dördüncü sıfatıdır. Cinsini nefyeden  لَا ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

شِيَةَ , cinsini nefyeden لَا ‘nın ismidir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Car mecrur  ف۪يهَا  bu mahzuf habere mütealliktir.

Nefy harfi  لَا’ nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek için yapılmış ıtnâbtır.

قَالَ -  قَالُوا -  يَقُولُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, لَا , لَنَا  ve  اِنَّ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Önceki iki ayetteki  قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ  ibaresi bu ayette tekrarlanmıştır. Anlamı daha da yerleştirmek gayesiyle yapılan bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Son üç ayette, bahsedilen ineğin özellikleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Burada ilk  لَا  olumsuzlama ifade eder; ikincisi ise ilkini tekit etmek için kullanılmış zaid harftir. Zira mana, “o, boyunduruğa koşularak ne tarla sürmüş ne de ekin sulamıştır.” manasıdır. Yani tarla sürmek ve ekin sulamak, boyunduruğa koşulan hayvanın [zelûl] sıfatıdır. Adeta, “tarla süren ve ekin sulayan ‘boyunduruklu bir hayvan’ değildir” denilmiştir. Ebû Abdurrahmân es-Sülemî  [v.412/1021]  لَا ذَلُولً  şeklinde okumuştur; bu durumda ifade, ‘’boyunduruğa koşulma diye bir şey söz konusu değildir” manasına gelir. Bu, hayvanın boyunduruğa koşulmuş olmasını olumsuzladığı gibi böyle bir sıfatla nitelenmesini de olumsuzlar. Bu yüzden o hayvana zelûl [boyunduruğa koşulmuş] denilemez. Bu tıpkı, “bir kavme uğradım ki ne cimri var ne korkak!” ifadesi gibidir. Yani bu ifadede, o kavim içerisinde cimri ve korkak kimsenin bulunmadığı söylenmiş olmaktadır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَا ذَلُولٌ  ifadesi بَقَرَة kelimesinin sıfatı olup “zelûl olmayan” yani toprağı sürmek ve zor işlere koşulmak gibi şeylere mecbur edilmemiş, arazi sulamak için kullanılmamış demektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Zaman zarfı  الْـٰٔنَ , ihtimam için, amili olan جِئْتَ ‘e takdim edilmiştir.

جِئْتَ  fiiline müteallik olan  بِالْحَقِّۜ  car mecruruna dahil olan  بِ , tadiye içindir. Geldi manasındak,  جِئْتَ  fiiline getirdi anlamı kazandırmıştır. Bu tazmin sanatıdır.

Zeccâc der ki: الْـٰٔنَ  kelimesi elif-lamlı sair kelimelerden farklı olduğundan fethalı olarak mebnidir. Çünkü  الْ  ahid için gelmemiştir. Mesela: ‘’Sen şu ana kadar buradasın’’, derken "şu vakte kadar burdasın" demektir. İşte bu bakımdan mebni bir kelime olarak iki sakin arka arkaya geldiğinden dolayı  نَ  harfi de üstün almıştır. Bu kelime, geçmiş ile gelecek arasındaki zamanı (hali) ifade eder. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

 فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟

ذَبَحُوهَا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder müstenef cümleye matuftur. Takdiri  بحثوا عنها فوجدوها فذبحوها  (Onu araştırdılar, bulup hemen kestiler) şeklindedir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur. Cümlenin  فَ  ile atfedilmesi, aradan fazla zaman geçmediğine işaret eder. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetin son cümlesi olan  وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ  cümlesi haldir. Nakıs fiil  كَاد ’nin dahil olduğu menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَاد ’nin haberi olan  يَفْعَلُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eder.

Muzari fiilin tercih edilmesinin bir sebebi de olayın zihinde muzari fiil sayesinde daha kolay canlandırılmasıdır. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

كَاد , nakıs fiillerdendir, ‘neredeyse’ anlamına gelir.

Bu cümlede hazif vardır. Bu cümlenin başından, manaları kelimele­rin dizilişinden anlaşılan iki cümle hazfedilmiştir. Bu tür bir hazif, Kur’an'ın îcâzındandır. Takdiri şöyledir: İsrailoğulları, yukarıda zikredilen va­sıfları taşıyan sığırı bulup satın aldılar. İstenilen sığırın bu sığır olduğunu anlayınca onu kestiler. Bu, hazif yoluyla îcâz kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

68 - 69 ve 71. ayetlerde  اِنَّهُ يَقُولُ  [şüphesiz o, o söylüyor] şeklinde vurgu yapılmıştır.