Kehf Sûresi 29. Ayet

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً  ٢٩

De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقُلِ de ki ق و ل
2 الْحَقُّ bu gerçek ح ق ق
3 مِنْ -dendir
4 رَبِّكُمْ Rabbiniz- ر ب ب
5 فَمَنْ artık kimse
6 شَاءَ dileyen ش ي ا
7 فَلْيُؤْمِنْ inansın ا م ن
8 وَمَنْ ve kimse
9 شَاءَ dileyen ش ي ا
10 فَلْيَكْفُرْ inkar etsin ك ف ر
11 إِنَّا çünkü biz
12 أَعْتَدْنَا hazırladık ع ت د
13 لِلظَّالِمِينَ zalimlere ظ ل م
14 نَارًا bir ateş ن و ر
15 أَحَاطَ kuşatmıştır ح و ط
16 بِهِمْ onları
17 سُرَادِقُهَا çadırı س ر د ق
18 وَإِنْ ve eğer
19 يَسْتَغِيثُوا feryad edip yardım isteseler غ و ث
20 يُغَاثُوا kendilerine yardım edilir غ و ث
21 بِمَاءٍ bir su ile م و ه
22 كَالْمُهْلِ erimiş maden gibi م ه ل
23 يَشْوِي haşlayan ش و ي
24 الْوُجُوهَ yüzleri و ج ه
25 بِئْسَ o ne kötü ب ا س
26 الشَّرَابُ bir içecektir ش ر ب
27 وَسَاءَتْ ve ne kötü س و ا
28 مُرْتَفَقًا ağırlanmadır ر ف ق
 
Burada da Resûlullah’ın onlara şu gerçekleri hatırlatması istenmektedir: Bu din, Allah katından gelmiş bir dindir. Bunun karşısında zengin-fakir, güzel-çirkin, ünlü-ünsüz, güçlü-güçsüz ayırımı yapmaksızın herkes eşittir. Kur’an, insanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin herkese aynı şekilde ve eşit olarak hitap eder. Dileyen ona inanır, dileyen de inkâr eder. İnananın faydası, inanmayanın da zararı kendisine aittir. İnsanlara inanmaları için herhangi bir baskı yapılamayacağı gibi, putperest zenginlerin keyfi için Allah’a samimiyetle inanan fakirler de ihmal edilemezler ve Peygamber’in huzurundan uzaklaştırılamazlar. 
 
 Âyet, inkâr edenlerin uhrevî sorumluluğunu ayrıca vurgulamakla beraber, aynı zamanda din özgürlüğü konusunda önemli bir dayanak oluşturmakta, dünyada inananlar kadar inanmayanların da temel insan haklarına sahip olduğuna işaret etmektedir.
 
 Allah insanı akıl ve irade gibi hakkı bâtıldan ayırma yetenekleriyle donatmıştır. İnsan bu yeteneklerini kullanarak gerçeğin ve iyinin arayışı içinde olmaz, aksine bâtılda ısrar ederse kalbi iyice kararır. Allah’ın onu zorla doğru yola sevketmesi mümkünse de bu durum O’nun vermiş olduğu yetki-sorumluluk, ceza-mükâfat düzeniyle uyuşmaz. Bu yüzden, “Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” buyurulmuştur (Allah’ın dilemesi hakkında bilgi için bk. En‘âm6/39, 107, 111).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 551-552
 

Mehele مهل :   مَهْلٌ bir işi acele etmeden teenî ile yapmak ve sakin olmaktır. Bu köke ait if'al formundaki أمْهَلَ  fiili nazikçe/yumuşakça davranmak; acele edipte onu sıkıştırmamak, ona biraz mühlet vermek demektir. مُهْلٌ  kelimesi ise zeytinyağının tortusudur. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri mühlet ve mehildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قُلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. Mekulü’l-kavli,  الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ ’dur. قُلِ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. الْحَقُّ  mübteda olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

شَٓاءَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mef’ûlun bihi mahzuftur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

ل  emir lamıdır.  يُؤْمِنْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

وَ  atıf harfidir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

شَٓاءَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mef’ûlu bihi mahzuftur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

ل  emir lamıdır.  يَكْفُرْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُؤْمِنْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أمن ‘dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعْتَدْنَا  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

اَعْتَدْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لِلظَّالِم۪ينَ  car mecruru  اَعْتَدْنَا  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. نَاراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَعْتَدْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  عتد ‘dir.

اَلظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ

 

Fiil cümlesidir.  اَحَاطَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  بِهِمْ  car mecruru  اَحَاطَ  fiiline mütealliktir. سُرَادِقُهَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur 

اَحَاطَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  حوط ‘dir.


وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ 

 

وَ  atıf harfidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَغ۪يثُوا  şart fiili olup,  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  karinesi olmadan gelen  يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ  cümlesi şartın cevabıdır.

يُغَاثُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i faili olarak mahallen merfûdur. بِمَٓاءٍ  car mecruru  يُغَاثُوا  fiiline mütealliktir.  كَالْمُهْلِ  car mecruru  مَٓاءٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. يَشْوِي  cümlesi, مَٓاءٍ ’in ikinci sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

يَشْوِي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْوُجُوهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki şibh cümle, ikincisi fiil cümlesi şekindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَغ۪يثُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  غوث ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

يُغَاثُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  غوث ’dir.


 بِئْسَ الشَّرَابُۜ 

 

Fiil cümlesidir. بِئْسَ  camid fiil olup zem fiillerindendir.  الشَّرَابُ  kelimesi  بِئْسَ ’nin faili olup damme ile merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri;  الماء الذي كالمهل (Erimiş maden gibi olan su) şeklindedir.

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 1. Failinin  ال ’lı gelmesi. 2. Failinin  ال ’lı isme muzâf olarak gelmesi 3. Bu fiillerin  مَا  harfine bitişik olarak gelmesi.4. Failinin ism-i mevsûl olarak gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  سَٓاءَتْ  zem anlamı taşıyan camid fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. سَٓاءَتْ  fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri;  جهنم ’dir.  مُرْتَفَقاً  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُرْتَفَقاً ; sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i mef’ûludür.

 

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ 

 

Ayet, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki …وَاصْبِرْ نَفْسَكَ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Peygamberdir. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

قُلِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ  cümlesi,  sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ رَبِّكُمْ , müsnedün ileyh olan  الْحَقُّ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. 

فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ   cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ شَٓاءَ  cümlesi, şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Şart ismi  مَنْ  müsnedün ileyh, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  شَٓاءَ  cümlesi, müsneddir.

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَلْيُؤْمِنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir sıygasıyla gelmiş olsa da gerçek manada emir anlamı taşımamaktadır. Muhayyerlik bildiren şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

شَٓاءَ  fiilinin mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Aynı üslupta gelen  وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْ  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Görüldüğü gibi ayetteki  فَلْيُؤْمِنْ - فَلْيَكْفُرْۙ  emir fiilleri muhatabın iki durumdan birini tercih etmede muhayyer olduğunu belirtmek üzere kullanılmıştır.

Ayetteki iki şart cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.] ifadesine, iman etmeyenlerin kararlarının sonucuna katlanmak zorunda oldukları anlamı idmâc edilmiştir.

فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ  cümlesiyle, وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

فَلْيَكْفُرْۙ - فَلْيُؤْمِنْ  fiilleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَمَنْ - شَٓاءَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah Teâlâ  الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ [Hak, Rabbinizdendir.] ifadesiyle, kulun kendi keyfine göre hareket etmesinin doğru olmadığını ima etmekle birlikte  فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْ  [Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.] cümlesiyle muhatabın iman veya küfrü tercih etme hususunda muhayyer olduğunu beyan etmektedir. (Süleyman Gür, Kādî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ  [De ki: Hak Rabbinizdendir.] Yani hak Allah tarafından olandır; keyfin istediği şey değildir. الْحَقُّ ‘ın mahzuf mübtedanın haberi ve  مِنْ رَبِّكُمْ  de hal olması da caizdir. (Beyzâvî,E nvârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl) 

Bu ayet-i kerimede ibhamdan sonra açıklamak maksadıyla mef’ûl hazf olmuştur. Çünkü  فَمَنْ شَٓاءَ  denildiğinde birşey istendiği bellidir ama istenen şey müphemdir. Şartın cevabı gelince bu müphemlik ortadan kalkar. Birinci bölümde bunun iman, ikinci bölümde ise küfür olduğu anlaşılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

“Artık dileyen…” ifadesi, açıkça onlar için bir tehdittir ve onların imanına ihtiyaç olmadığını, kendilerinin ve imanlarının olup olmamasına aldırmadığını bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlenin önceki cümle için ta’liliyye olduğu da söylenmiştir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَنَّ ’nin haberi olan  اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَعْتَدْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

اَعَدَّ  fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümî inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır.

‘Vardır’ demek başka birşey, ‘hazırladık’ demek başka birşeydir. İkinci ifadede vurgu vardır. Hazırlık misafir için yapılır. Ateşin onları misafir bekler gibi hazırlanarak beklediğini ifade eder.

Zamir makamında bahsi geçenlerin zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında kâfirlerin zalim olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

O kâfirlerin zalim olarak ifade edilmeleri, küfrü tercih etmenin ve seçmenin haddi aşmak ve eşyanın yerini haksız olarak değiştirmek olduğuna dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Zalimlerden maksat, müşriklerdir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki şirk büyük zulümdür.” (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَعْتَدْنَا  fiiline müteallik  لِلظَّالِم۪ينَ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. 

اَعْتَدْنَا  fiilinin mef’ûlü olan  نَاراً ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.

اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا  cümlesi,  نَاراً  için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede tasrihi istiare vardır. Onları çevreleyen ateş her yanı kaplayan çadıra benzetilmiştir. Çadır nasıl içindekileri çevreler, kaplarsa ateş de onları çepeçevre saracaktır. Câmi her ikisindeki çepeçevre sarma özelliğidir. Müşebbehün bih yani müstearun minh zikredildiği için istiare-i tasrîhiyyedir.

Bu kelam, ağır bir azap vaadidir; mezkûr tehdide de tekiddir ve onun ifade ettiği küfür zecrinin (küfürden caydırmanın) illetinin beyanıdır yahut muhayyer bırakmanın zahirinden anlaşılan, onların küfrüne aldırmamanın ve kendilerini küfürden caydırmaya da pek önem verilmemesinin sebebini beyan etmektedir. Çünkü küfrün cezasını hazırlamak, kendilerine mühlet verilmesinin sebeplerindendir.  (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

سُرَادِقُهَا , kıl çadırın etrafında bulunan engel ve mânia anlamındadır. Buna göre Cenab-ı Hak, cehennemin, o cehennemlikleri bütün yönden saran çadır benzeri birşey olduğunu haber vermiştir ki bundan maksat, onların o cehennemden kurtuluşlarının olmadığını ve cehennemin dışında kalan şeylere sapmak suretiyle ferahlayacakları bir alanın ve boşluğun bulunmadığını; tam aksine cehennemin onları her yönden kuşattığını açıklamaktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ

 

Cümle, atıf harfi وَ ‘la  اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  يَسْتَغ۪يثُوا  müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

ف  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Şart ve cevap cümleleri arasında muvazene ve müşâkele sanatları vardır.

بِمَٓاءٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

كَالْمُهْلِ  car mecruru, nekre isim olan بِمَٓاءٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَشْوِي الْوُجُوهَ  cümlesi,  بِمَٓاءٍ  için ikinci sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَسْتَغ۪يثُوا - يُغَاثُوا   kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا [Eğer susarlarsa sulanırlar] ifadesinin ardından serinlik ve içecek arzusunu karşılayan su zikredilip, sonrasında içilemeyecek bir şey verilmesi, onlara olan zemmi tekid etmiştir. Bu, tekidü’z-zem bima yeşbihu’l-medh sanatıdır. 

يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ  ifadesi ile onların umut besleyecekleri bir zemin oluşmuş fakat devamındaki ifadeler gerçeğin bunun tam tersi olduğunu göstermiştir. (Hasan Uçar, Kur'ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)

Ebu Ubeyde ve Ahfeş, “Altın, bakır ve gümüş kabilinden eritmiş olduğun her şey,  الْمُهْل 'dür” demişlerdir. Bunun, cehennemliklerden akan irin ve kan olduğu veya bir çeşit katran olduğu da ileri sürülmüştür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ [Erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile yardım edilir.] cümlesinde teşbih vardır. Benzetme edatı ile benzetme yönü anlatıldığı için buna mürsel mufassal teşbih denir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Zuhaylî, ayet-i kerimenin  كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ  kısmında teşbih edatı ve benzetme yönü zikredildiği için “teşbîh-i mürsel mufassal” bulunduğunu söylemektedir. Yani bu zalim kâfirler cehennem ateşinin sıcaklığı dolayısıyla susuzluklarını gidermek için ateşte oldukları sırada medet dileyip yardım ve su isteyecek olurlarsa yağ tortusu yahut kan ve irini andıran katılaşmış bir su ile imdatlarına koşulur. Kâfir içmek için yaklaştığında o su yüzünü kavurur, öyle ki yüz derileri dökülür.

Burada aynı zamanda bir tehekküm ve istihza üslubu söz konusudur. 

İbni Âşûr bunu şöyle ifade ediyor: Buradaki ‘yardımlarına yetişilir’ anlamındaki  يُغَاثُوا  ifadesi, kendisi sebebiyle yardım talep edilen şeyin artırılması anlamında müsteâr olarak kullanılmış olup tehekküm üslubuyla gelmiştir. Bu, bir şeyin zıddına benzer bir şey ile tekit edilmesi kabilindendir. (Sinan Yıldız, Vehbe Zuhaylî’nin Tefsîru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)


 بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, gayri talebî inşâî isnaddır. الشَّرَابُ , zem anlamı taşıyan camid fiil  بِئْسَ ‘nin failidir. Takdiri هو  olan mahsusu, mahzuftur. Yani cümle  الماء الذي كالمهل (Erimiş maden gibi olan su) manasındadır. Bu, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu hazifle, muhatabın muhayyilesi harekete geçirilerek, cehennemin korkunçluğunu, kayıtlamadan, serbestçe tahayyül etmesi sağlanmıştır. 

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir.

Aynı üslupta gelen  وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. İki cümle arasında lafzen ve manen ittifak vardır.

نَاراً  ‘e aid müstetir zamir  هي , zem fiili  سَٓاءَتْ ’in failidir.  مُرْتَفَقاً , temyizdir.

يُغَاثُوا - مَٓاءٍ - الشَّرَابُ  ve  يَشْوِي - نَاراًۙ  ve  بِئْسَ - سَٓاءَتْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayet, kasıt (irade) ve sebep (dâî) olmaksızın, herhangi bir failden herhangi bir fiilin sadır olmasının imkânsız olduğuna delalet eder. Bu ayette iki istiâre bulunmaktadır. 

Birincisi: yukarıda bahsedildiği gibi  اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ [Ateş duvarları/çadırları zalimleri sarmıştır] ifadesidir. Diğer istiare de  وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً  [Ne kötü ikametgâh yeridir!] sözüdür. مُرْتَفَق [üzerine dirsekle dayanılan yastık] demektir. Koltuk yastığı demek olan mirfeka da bu anlamla ilgilidir. Bunun benzeri  وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ۟  [Onların barınağı cehennemdir, o ne kötü döşektir! (Rad Suresi, 18)] ayetidir. Burada Yüce Allah, çadırları (سُرَادِقُ ) zikredince, sözün cüzleri birbirine benzesin, dizimi muntazam olsun diye yastıkları (مُرْتَفَق) da ardından zikretmiştir. Bir görüşe göre buradaki مُرْتَفَق , toplanma yeri yani müctema anlamında olup sanki bu görüşün sahibi, ifadenin ve  ساءت مرافقة  (Cehennem arkadaşlık/dostluk bakımından ne kötüdür!) anlamında olduğunu belirtmek istiyor. Çünkü arkadaşlık/dostluk, bir insan topluluğunun bir araya gelmesiyle oluşur. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)

Bazı kimseler şöyle demiştir: “Ateş, arkadaşlık gayesiyle bir araya toplanmak ve konaklamak açısından ne kötü bir yerdir. Çünkü cehennemlikler de tıpkı cennetliklerde olduğu gibi arkadaşlık etmek için bir araya toplanırlar. Nitekim, Allah Teâlâ cennetlikler hakkında, ‘Onlar ne iyi arkadaştır!’ buyurmuştur. Cehennemdeki arkadaşlar ise kâfirler ve şeytanlardır. Buna göre ayetin manası, ‘O arkadaşlar ve arkadaşlığın yapıldığı o yer, ne kötüdür.’ şeklinde olur. Bu tıpkı, ‘Cennetteki arkadaşları ile o arkadaşlığın yapıldığı cennet, ne güzel yerdir.’ denilmesine benzer.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)