A'râf Sûresi 105. Ayet

حَق۪يقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ  ١٠٥

Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حَقِيقٌ borçtur ح ق ق
2 عَلَىٰ benim üzerime
3 أَنْ ki
4 لَا asla
5 أَقُولَ söylememem ق و ل
6 عَلَى karşı
7 اللَّهِ Allah’a
8 إِلَّا başkasını
9 الْحَقَّ gerçekten ح ق ق
10 قَدْ andolsun
11 جِئْتُكُمْ size getirdim ج ي ا
12 بِبَيِّنَةٍ açık bir delil ب ي ن
13 مِنْ -den
14 رَبِّكُمْ Rabbiniz- ر ب ب
15 فَأَرْسِلْ artık gönder ر س ل
16 مَعِيَ benimle
17 بَنِي oğullarını ب ن ي
18 إِسْرَائِيلَ İsrail
 

Hz. Mûsâ, “Ben âlemlerin rabbi tarafından görevlendirilmiş bir elçiyim” demekle hem risâletle görevlendirilmiş olduğunu ilân etmiş hem de –yüce Allah âlemlerin rabbi olduğuna göre– Firavun’un tanrılık iddiasının geçersiz sayılması gerektiğini ima etmiş oluyordu. Ayrıca o, bütün peygamberler gibi kendisinin de ilk görevinin Allah hakkında gerçeği söylemek olduğunu; bildireceklerinin kuru birer iddia olmayıp bu hususta açık bir “hüccet”e yani aklî kanıtlara veya mûcizelere dayandığını açıkladı (İbn Âşûr, IX, 39). Hz. Yûsuf’un Mısır’da bir üst düzey görevde bulunduğu sırada İsrâil adıyla da bilinen Hz. Ya‘kb ve on bir oğlu da Mısır’a göçmüşler; uzun süre itibarlı bir topluluk olarak yaşamışlardı. Ancak Mısır’da yönetimin el değiştirmesi üzerine, İsrâiloğulları, giderek çoğalmaları yanında, geniş topraklara sahip olmaları ve savaşlar sırasında Mısırlılar’ı arkadan vurmaları ihtimalinin bulunması gibi siyasî ve ekonomik sebeplerle tehlikeli görülmeye başlayıp itibar kaybına uğradılar ve zamanla parya konumuna düşürülerek geri ve ağır işlerde istihdam edilir oldular. Erkek çocuklarının öldürülmesi kararı da nüfus artışının önlenmesi amacına yönelikti (bk. Çıkış, 1/8-17, 22). İşte aynı soydan bir peygamber olan Hz. Mûsâ, Tevrat’ta bildirildiğine göre (bk. Çıkış, 12/40) 400 yılı aşkın bir zamandır Mısır’da yaşayan kavmini bu alçaltıcı durumlardan kurtarmak için, Allah’ın buyruğu uyarınca (bk. Tâhâ 20/47), Firavun’dan, kavmini serbest bırakıp kendisiyle birlikte Mısır’dan Sînâ’ya dönmelerine izin vermesini istedi.

 

حَق۪يقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ

حَق۪يقٌ  kelimesi, önceki ayetteki  اِنَّ ’nin ikinci haberi olup damme ile merfûdur. Veya önceki ayetteki  رَسُولٌ ‘ün sıfatı olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَلٰٓى  harfi ceriyle  حَق۪يقٌ  ‘e mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. عَلَى اللّٰهِ  car  mecruru  اَقُولَ  fiiline mütealliktir. اِلَّا  hasr edatıdır. الْحَقَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ

Cümle, اِنَّ ’nin üçüncü haberi olup damme ile merfûdur.

Fiil cümlesidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  جِئْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim  zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بِبَيِّنَةٍ  car mecruru  جِئْتُكُمْ  fiiline mütealliktir. مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru  بِبَيِّنَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, ان كنت بقولي مؤمنا فأرسل (Benim sözüme inanıyorsan gönder) şeklindedir.

اَرْسِلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. مَعِيَ  mekân zarfı, اَرْسِلْ  fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بَن۪ٓي  mef’ûlun bih olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ى ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi mahzuftur.  اِسْرَٓاء۪يلَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri اَرْسِلْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil İf’al babındandır. Sülâsîsi  رسلdir.

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

حَق۪يقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ

Önceki ayetin devamı olan cümlede  حَق۪يقٌ  kelimesi,  اِنَّ ’nin ikinci haberidir. 

حَق۪يقٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Gerçek oldu manasındaki  حَق۪يقٌ  kelimesi, عَلٰٓى  harfi ceriyle gelerek zorunlu oldu anlamı kazanmıştır. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَق۪يقٌ  kelimesi  حريص  anlamında kullanılmıştır. (https://tafsir.app/aljadwal/7/105 , Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Mecrur mahaldeki masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ  cümlesi, masdar teviliyle  حَق۪يقٌ ’a mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkarî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nehiy harfi  لَٓا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr fiille mef’ûlü arasındadır. اَقُولَ maksur/sıfat,  الْحَقَّ maksurun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. 

Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vâki olan başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

حَق۪يقٌ - الْحَقَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette  َحَق۪يقٌ  kelimesi Allah hakkında doğruyu söylemeyi ve bu konuda son derece istekli olmayı tazammun etmektedir. (Celalettin Divlekci, Ali B. İsa Er-Rummânî’nin İcâz Anlayışı)

İlk gelen  عَلَى  harf-i ceri mecazî istila anlamında istiare olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

عَلٰٓى  harf-i ceri hakkında bazı kıraat alimlerinin izahları şöyledir:

a) Araplar  بِ harf-i cerini  عَلٰٓى  yerinde kullanarak, aynı anlamda  رَمَيْتُ عَلَى القَوْسِ  veya  بِلقَوْسِ (yay ile attım) ve  جِئْتُ عَلَى حَالٍ حَسَنَةٍ  veya  بِحَالٍ حَسَنَةٍ  (güzel bir hal ile geldim) derler. Ahfeş şöyle demiştir: “Bu, tıpkı  وَلَاتَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَطٍ  ‘Her yola oturmayın.’ (Araf Suresi, 86) ayetinde olduğu gibidir. Nasıl bu ayette  ب  edatı  عَلٰٓى  yerine kullanılmış ise aynı şekilde  عَلٰٓى  edatı da (tefsir ettiğimiz) ayette  ب  edatı yerine kullanılmıştır.” Bu izahı, Abdullah b. Mesud’un (r.a.) kıraatı da tekid etmektedir.

b) Hak, sabit ve devamlı olandır. “Hakik” de bu kelimenin mübalağasıdır (tekidlisidir). Buna göre ayetin manası, “Ben, haktan başka hiçbir şey söylememe üzere sabit ve devamlıyım.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ

 

Cümle,  اِنَّ ’nin üçüncü haberidir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Size geldim manasındaki  جِئْتُكُمْ  fiili, بِ  harfi ceriyle gelerek size getirdim anlamı kazanmıştır. Bu tazmin sanatıdır.

بِبَيِّنَةٍ ’deki nekrelik, tazim ifade eder.  

مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru  بِبَيِّنَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكُمْ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.

Bu ayette geçen  بِبَيِّنَةٍ, açık ve kesin olan mucize demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ  açıklanmaya ihtiyaç duyulan, garip bir soruyu akla getirdiği için istînâfî beyaniye cümlesidir. Makam da inkâr makamıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ

 

Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  

Takdiri   ان كنت بقولي مؤمنا  (Eğer benim sözüme inananlarsanız…) olan şart cümlesi mahzuftur.

Cevap cümlesi  فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mekan zarfı  مَعِيَ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «- bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) âyeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.172)

فَاَرْسِلْ - جِئْتُكُمْ بِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

اَرْسِلْ - اِسْرَٓائ۪لَۜ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.