Âl-i İmrân Sûresi 102. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ  ١٠٢

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 اتَّقُوا korkun و ق ي
5 اللَّهَ Allah’tan
6 حَقَّ hakkıyla ح ق ق
7 تُقَاتِهِ O’na yaraşır biçimde و ق ي
8 وَلَا
9 تَمُوتُنَّ ölmeyin م و ت
10 إِلَّا dışında
11 وَأَنْتُمْ siz
12 مُسْلِمُونَ müslümanlar olmak س ل م
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  اتَّقُوا اللّٰهَ ’ dir.  

اتَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

حَقَّ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. تُقَاتِه۪  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا تَمُوتُنَّ cümlesi, atıf harfi  وَ  ile nidanın cevabına matuftur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَمُوتُنَّ  fiili  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan cemi و ' ı fail olup, iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

اِلَّا  hasr edatıdır. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مُسْلِمُونَ  haber olup, ref alameti  وَ ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Tekid  نَ ’ ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

تُؤَدَةٌ  kelimesi  اِتَّأَدَ  fiilinden geldiği gibi [aynı vezindeki]  تَقَاة  kelimesi de  اِتَّقَى  fiilinden gelmiştir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

حَقَّ تُقَاتِه۪  mef’ûlü mutlaktan naibdir. Gerçek takvayı bütün boyutlarıyla yaşamak, gönüldeki varlığının zahire, bütün hayata, hatta ölüme tesiri istenmektedir.(Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’ dir.

İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

مُسْلِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.  يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا ,tekid ifade eden tenbih harfidir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

Bazı salihler Allah Teâlâ'nın  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu su­rede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)  

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek ve tazim içindir.

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. 

اٰمَنُوا ‘ da irsâd sanatı vardır. Çünkü ayetin sonunda zikredilen  مُسْلِمُونَ  kelimesiyle yakın manadadır.

Nidanın cevabı olan   اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Mef’ûlü mutlaktan naib olan masdar  حَقَّ  muzâf,  تُقَاتِه۪  muzâfun ileyhtir. 

اتَّقُوا  fiili, iftiâl babındandır, bu babı anlamları ile düşünürsek:

Mutavaat: İlahi emir ve yasaklara gönülden boyun eğin, nefisleriniz istemese de ona boyun eğdirin. 

Edinmek: Tedarik edin, takvayı oluşturacak bilgileri elde edin. “Allah’tan ancak alimler hakkıyla korkar.”

Müşareket: Takva üzere yaşamak adına her gün nefsi hesaba çekip onu karşınıza alın, diğer insanların da muttaki olması için çalışın.

İstek: Takva iki cihan huzuru, sıhhati, afiyeti ve necatının kaynağı olduğunu bilip gayretle ve istekle ona sarılın. 

Göstermek: Hayata geçirip eserlerini üzerinizde gösterin.

Gayret: Rabbinizin mağfiretine ve cennetine koşun, icabet edip bütün takatınızı bu yolda sarf edin. 

Mübalağa: Himmetinizi, takva konusunda yüce tutun. Asla gevşemeyin, ciddi, samimi, sadık müminler olun. 

Tadiye: (Geçişlilik, sirayet) Takva sahibi olun, takva sahipleriyle beraber olun, iyi örnek teşkil edin, takvayı öncelikle ruh ve bedeninizde sonra da bütün müminler arasında yaygınlaştırın. Tebliğ edin, tebliğ edecek fertler, cemaatler yetiştirin. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ ’ la nidanın cevabına atfedilmiştir.Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir sıygasından nehiy sıygasına iltifat sanatı vardır.

وَلَا تَمُوتُنَّ  ifadesi hakiki manada emir değildir. Çünkü ölmek insanın kendi elinde olan bir fiil değildir. Talebî inşâî isnaddır.

اِلَّا  istisna edatı, hal وَ ’ ıyla gelen  وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ  cümlesi, müstesnadır. Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal, cümlede failin, meflün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müsned olan  مُسْلِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hal cümlesi mahzuf halden müstesnadır.

Hal cümlesi müstesnadır. Bu cümle var olan anlamın dışında hayat boyu islam dininden ayrılmanın nefyi için kullanıldığından lüzum alakasıyla temsilî bir mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اٰمَنُوا - مُسْلِمُونَ  ve  اتَّقُوا - تُقَاتِه۪  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حَقَّ - تُقَاتِه۪ - مُسْلِمُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

ِحَقَّ تُقَاتِه۪  [hakkıyla sakınma] ifadesi, sakınılması gereken ve sakınılmaya layık anlamında olup farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmak demektir. Bu ifadenin benzeri [Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının. (Teğâbun/16) ayetidir. Bununla “takvada, gücünüz yettiği hiçbir şeyi bırakmayacak şekilde titiz davranın” manası murad edilmiştir. Yine “kul, dilini korumadıkça Allah’tan hakkıyla sakınmış olmaz” da denmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Mesud (r.a) diyor ki:”Hakkıyla takva, her hususta O’na itaat etmek, hiç isyan etmemek; O’nu her zaman anmak, hiçbir zaman unutmamak; her halükârda şükretmek, hiçbir nimete nankörlük etmemektir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetteki hitap müminler için olduğuna göre murad olan mana, ölünceye kadar İslam’da sebatın zaruretidir.

Bu nehyin ölüme tevcih edilmesi; yani  وَلَا تَمُوتُنَّ [hiçbir halde ölmeyin], اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ [ancak Müslümanlar olarak can verin] anlamında bir ifade kullanılması, nehiy manasını daha da güçlendirmek içindir. Bir de bu ifade tarzında ölüm ötesine de bir uyarı vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)