Âl-i İmrân Sûresi 103. Ayet

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ  ١٠٣

Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاعْتَصِمُوا ve yapışın ع ص م
2 بِحَبْلِ ipine ح ب ل
3 اللَّهِ Allah’ın
4 جَمِيعًا topluca ج م ع
5 وَلَا
6 تَفَرَّقُوا ayrılmayın ف ر ق
7 وَاذْكُرُوا ve hatırlayın ذ ك ر
8 نِعْمَتَ ni’metini ن ع م
9 اللَّهِ Allah’ın
10 عَلَيْكُمْ size olan
11 إِذْ hani
12 كُنْتُمْ siz idiniz ك و ن
13 أَعْدَاءً birbirinize düşman ع د و
14 فَأَلَّفَ (Allah) uzlaştırdı ا ل ف
15 بَيْنَ arasını ب ي ن
16 قُلُوبِكُمْ kalblerinizin ق ل ب
17 فَأَصْبَحْتُمْ (haline) geldiniz ص ب ح
18 بِنِعْمَتِهِ O’un ni’metiyle ن ع م
19 إِخْوَانًا kardeşler ا خ و
20 وَكُنْتُمْ siz bulunuyordunuz ك و ن
21 عَلَىٰ
22 شَفَا kenarında ش ف و
23 حُفْرَةٍ bir çukurun ح ف ر
24 مِنَ -ten
25 النَّارِ ateş- ن و ر
26 فَأَنْقَذَكُمْ (Allah) sizi kurtardı ن ق ذ
27 مِنْهَا ondan
28 كَذَٰلِكَ böyle
29 يُبَيِّنُ açıklıyor ب ي ن
30 اللَّهُ Allah
31 لَكُمْ size
32 ايَاتِهِ ayetlerini ا ي ي
33 لَعَلَّكُمْ umulur ki
34 تَهْتَدُونَ yola gelirsiniz ه د ي
 

Riyazus Salihin, 1785 Nolu Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Şüphesiz Allah Teâlâ sizin için üç şeyden hoşnut olur, üç şeyden de hoşlanmaz. Sizin sadece kendisine ibadet etmenizden, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılıp tefrikaya düşmemenizden hoşlanır. Dedi kodu yapmanızdan, çok sual sormanızdan ve malı telef etmenizden de hoşlanmaz." Müslim, Akdiye 10. Ayrıca bk. Mâlik, Muvatta', Kelâm 20; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 327, 360, 367

 

Hafera حفر :

  حُفْرَةٌ kazılmış yer anlamındadır. Buna حَفِيرَةٌ yani çukur anlamı verilir. حَفَرٌ ise çukurdan çıkarılan topraktır. Bu köke ait Kur'an-ı Kerim'de de geçen حافِرَةٌ sözcüğünün manası için iki görüş ifade edilmiştir. Birincisi kabir yapılan yer/mezarlık; ikincisi ise önceden geldiği yerdir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim formunda 2 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekli hafriyattır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ  ile önceki ayetteki nidanın cevabına matuftur.

 اعْتَصِمُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. بِحَبْلِ  car mecruru  اعْتَصِمُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  جَم۪يعًا  kelimesi  اعْتَصِمُوا ‘ deki failin hali olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَفَرَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfudur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اعْتَصِمُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عصم ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

تَفَرَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  فرق ’ dır. Aslı  تتفرق  şeklindedir.  تَ  harflerinden biri hazf edilmiştir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. اذْكُرُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  نِعْمَتَ ’ nin mahzuf haline mütealliktir. 

اِذْ  zaman zarfı, masdar manası içerdiği için  نِعْمَتَ ’ ye mütealliktir. Veya  نِعْمَتَ ‘ den bedeldlr. كُنْتُمْ ’ün dahil olduğu isim cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur.  اَعْدَٓاءً  kelimesi  كُنْتُمْ ’ ün haberi olup damme ile merfûdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلَّفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’ dir. بَيْنَ  mekân zarfı,  اَلَّفَ  fiiline mütealliktir.  قُلُوبِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَصْبَحْتُمْ  nakıs, mebni mazi fiildir. كَانَ  gibi isim cümlesinin başına gelir, ismini ref haberini nasb eder.  

تُمْ  muttasıl zamir  اَصْبَحْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. بِنِعْمَتِه۪ٓ  car mecruru  اِخْوَانًا ’ in mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اِخْوَانًا  kelimesi  اَصْبَحْتُمْ ’ ün haberi olup fetha ile mansubdur. 

اَلَّفَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  ألف ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 اَصْبَحْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صبح ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

    وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. عَلٰى شَفَا  car mecruru  كُنْتُمْ ’ ün mahzuf haberine müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. حُفْرَةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنَ النَّارِ  car mecruru  حُفْرَةٍ ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir.

فَ  atıf harfidir. اَنْقَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْهَا  car mecruru  اَنْقَذَكُمْ  fiiline mütealliktir.

وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ  [Bir “ateş” çukurunun tam kenarında iken]  yani içinde bulunduğunuz küfür sebebiyle cehennem ateşinin içine düşmek üzere iken

فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا [sizi oradan”  İslamiyetle “kurtarmıştı.]  مِنْهَا ’ daki zamir, حُفْرَةٍ [çukur], النَّارِ [ateş] ve  شَفَا  [kenar] kelimelerinden birine racidir. شَفَا ; parçası olduğu [müennes]  حُفْرَةٍ  kelimesine muzâf olduğu için müennes kabul edilmiştir. 

شَفَا اَلْحُفْرَةِ / شَفَتُ اَلْحُفْرَةِ  terkibi müzekker ve müennes olup, “çukurun ağzı/kenarı” anlamına gelir; شَفَا  kelimesinin son harfi aslında  وَ ’ dır, ancak müzekker olduğunda elif’e çevrilmekte  شَفَا; müennes olduğunda ise hazf edilmektedir [ شَفَة]. Bu  الشَّفا  ve  الشَّفَةُ  kelimelerinin bir benzeri  الجَّانِبُ  ve  الجَّانِبَةُ  kelimeleridir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اَنْقَذَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نقذ ’dir.

 

كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

 

كَ  harf-i cerdir. مثل anlamındadır. Bu ibare, amili  يبيّن  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri;  يبيّن الله لكم آياته بيانا كذلك  şeklindedir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

Fiil cümlesidir. یُبَیِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. لَكُمُ  car mecruru  یُبَیِّنُ  fiiline mütealliktir. ءَایَـٰتِ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.  

كُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur.  تَهْتَدُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَهْتَدُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

یُبَیِّنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

تَهْتَدُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدي’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İftiâl kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ 


Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

بِحَبْلِ اللّٰهِ  izafetinde Allah lafzına muzâf olan  حَبْلِ  tazim edilmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd  sanatıdır.

اعْتَصِمُوا  fiilinin failinden hal olan  جَم۪يعًا , anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

وَلَا تَفَرَّقُواۖ  cümlesi,…وَاعْتَصِمُوا  cümlesine atıf harfi  وَ ‘ la atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

جَم۪يعًا - تَفَرَّقُواۖ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ sözünde Allah’ın dinine ve ahdine sımsıkı yapışanların hali düşerken sağ eliyle sağlam bir ipe sarılan birinin haline benzetilmiştir. Burada müfret bir istiare olması da caizdir. Bu takdirde ip kelimesi din manasında müsteardır. Câmi’; amaca ulaştırması, kurtuluş vesilesi olması veya zarardan kurtarmasıdır. اعْتَصِمُوا [Yapışın] fiili de istiarenin muraşşaha olmasını sağlar. Çünkü müşebbehün bihe mülayim bir lafızdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyâni İlmi - İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

حَبْلِ  kelimesinden murad, din yolunda hakka, hakikata o vasıta ile ulaşılması mümkün olan her şeydir. Bunun pek çok çeşidi vardır. Müfessirler şunları  zikretmişlerdir: İbn Abbas (r.a), “Burada Allah’ın ipinden murad, ‘Ahdimi yerine getirin, Ben de size karşı olan ahdimi yerine getireyim.’ (Bakara Suresi/40) ayetinde bahsedilen ‘ahd’dir.” demiştir.

Bunun, Kur’an olduğu da söylenmiştir. İbn Mesud (r.a), Hz. Peygamberin (s.a.v), “Bu Kur’an, Allah'ın ipidir.” buyurduğunu rivayet etmiştir.

Yine bundan muradın, “Allan’ın dini”; “Allah'a taat”; “Tövbede ihlas” ve Cenab-ı Hak bu ifadenin peşinden, وَلَا تَفَرَّقُوا buyurduğu için de “cemaat” olduğu da söylenmiştir. Bütün bu görüşler birbirine yakındır.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)

وَلَا تَفَرَّقُوا cümlesi, ehli-i kitap gibi aranızda anlaşmazlığa düşüp parça parça olmayın, haktan ayrılıp dağılmayın ya da cahiliye döneminde olduğu gibi ayrılığa düşüp birbirinizle savaşmayın yahut tefrikayı mucip olacak, aranızdaki ülfet ve sevgiyi kaldıracak şeyleri konuşmayın anlamındadır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

تَفَرَّقُوا  fiili  تفعّل  babındandır, azar azar, güçlükle yapıldığını ifade eder. Ayrılma bazen ufak ufak başlar, gönüller, bakışlar düşünceler, görüşler, ruhlar, kalpler ayrılır. Sonra bu bedene sirayet eder. Yollar, hedefler, işler, güçler ayrılır. Birlikte kırılmayan bir düzine çubuğun tek tek, çıtır çıtır kırılması gibi. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

 

وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ  


Cümle, atıf harfi وَ ‘ la…وَاعْتَصِمُوا  cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  نِعْمَتَ , şan ve şeref kazanmıştır.

عَلَيْكُمْ  car-mecruru, نِعْمَتَ ‘ nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً  ibaresindeki  اِذْ  zaman zarfı, masdar manasındaki  نِعْمَتَ ‘ ye mütealliktir. اِذْ ’ in muzâfun ileyhi olan  كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً  cümlesi, كَان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَانَ ’ nin haberi  اَعْدَٓاءً ’ dir.

كَان ’ nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/36, C. 5, s.124)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ  cümlesi كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً  cümlesine  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. İsim cümlesinden fiil cümlesine iltifat sanatı vardır.

اَلَّفَ - اَعْدَٓاءً  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ  cümlesiyle  كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًا  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Fiil cümlesinden isim cümlesine iltifat sanatı vardır.

Nakıs fiil  اَصْبَح ’ nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  بِنِعْمَتِه۪ٓ , ihtimam için, اِخْوَانًا ‘ e takdim edilmiştir.

بِنِعْمَتِه۪ٓ  car mecruru  اِخْوَانًا ’ in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  اَصْبَحْتُمْ ’ un haberi  اِخْوَانًا ’ dir. 

اَعْدَٓاءً - اِخْوَانًا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Veciz ifade kastına matuf  بِنِعْمَتِه۪ٓ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan نِعْمَتِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

نِعْمَتَ  konudaki önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

بِنِعْمَتِه۪ٓ ‘ deki  بِ harf-i ceri  مع  manasında mülabese içindir.Yani  اَصْپَحتُمْ إخْواناً مُصَاحِپِين نِعْمَةَ الله (O’nun nimetiyle beraber kardeş oldunuz.) anlamındadır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t -Tenvîr)

Cenab-ı Hakk’ın  فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًاۚ  “İşte O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz.” buyruğu, onlar arasında İslam’dan sonra carî olan bütün güzel davranış ve muamelelerin Allah’ın lütfuyla meydana geldiğine delalet etmektedir. Çünkü onların kalbinde bu vesileyi yaratan Cenab-ı Hak’tır. Bu sebep ise Allah’tan meydana gelen ve iyi fiilin meydana gelmesine sebep olan bir nimettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘ la öncesindeki  كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nakıs fiil  كَانَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ ’ in müteallakı olan  كُنْتُمْ ’ un haberi mahzuftur.

مِنَ النَّارِ  car-mecruru,  حُفْرَةٍ ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

حُفْرَةٍ ‘ deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ  cümlesi, makabline  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. İsim cümlesinden fiil cümlesine iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Ayette cem'ma’at-taksim sanatı vardır. Allah’ın nimetini hatırlayın ifadesindeki cem’i takiben nimetin, düşmanlıktan sonra dost olmak ve uçurumun kenarından kurtulmak şeklinde açıklanması taksimdir. 

كُنْتُمْ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ  [Ateşten bir çukur kenarındaydınız.] ifadesi istiare-i temsiliyyedir. Cahiliyedeki halleri derin bir çukurun kenarına gelmiş kimselerin durumuna benzetilmiştir. Helak olmaya yakın hallerini anlatır. Kâfir olarak cehennem ateşine düşmek üzereydiniz manasını taşır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s - Selîm, Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

Şayet “Bunlar nasıl ‘ateş çukurunun yani cehennemin kenarında’ gösterildiler?” dersen şöyle derim: İçinde bulundukları hal üzere ölselerdi ateşe gireceklerdi; bundan dolayı öldükten sonra ateşe gireceği beklenen hayatları, “buraya düşmelerine ramak kalmışçasına ateşin kenarında olmak” şeklinde temsilî bir ifadeyle anlatılmıştır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

كَذٰلِكَ , takdiri  بيانا (Açıklayarak) olan mahzuf mukaddem mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Amili  يُبَيِّنُ  fiilidir.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتِ tazim ve şeref kazanmıştır.  

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪  ayetindeki açıklamanın sebebi, sizin hidayette sebat etmeniz, doğru yoldan sapmamanız içindir. Allah, müminlere önce takvayı, sonra O’nun yoluna sıkı sıkıya sarılmayı, sonra nimetlerini hatırlamayı emrediyor. Çünkü insanın fiilleri, ya korkudan ya da hevesle bir şeyi istemesinden meydana gelir. Korku; heves ve istekten önce gelir. Çünkü zararın giderilmesi, faydanın celb edilmesinden önce gelir. Tıpkı insanın kötülüklerden arınması, güzel ahlak ve iyi amellerle süslemeden önce olması gibi. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

 

لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ ’ nin haberi olan  تَهْتَدُونَ ’ nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

تَهْتَدُونَ  iftial babındaki mutavaat anlamıyla kullarda hidayet istidadının bulunduğuna ve bunun için gayret göstermeleri gerektiğine işaret eder.(Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an) 

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. ‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ  harfi, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘’...olsun diye, ...olması için’’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub; “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir.(Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t - Tenvîr)  

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)