A'râf Sûresi 184. Ayet

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ  ١٨٤

Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَوَلَمْ
2 يَتَفَكَّرُوا düşünmediler mi ki ف ك ر
3 مَا yoktur
4 بِصَاحِبِهِمْ arkadaşlarında ص ح ب
5 مِنْ hiçbir
6 جِنَّةٍ delilik ج ن ن
7 إِنْ
8 هُوَ o
9 إِلَّا ancak
10 نَذِيرٌ bir uyarıcıdır ن ذ ر
11 مُبِينٌ apaçık ب ي ن
 

“Aralarından biri olan o peygamberde…” şeklinde çevirdiğimiz “bi-sâhibihim” sözü müşriklerin Resûlullah’ı çocukluğundan beri yakından tanıdıklarını, hatta vaktiyle onu sayıp sevdiklerini, dolayısıyla kendisine delilik isnat etmelerinin haksızlık olduğunu çok iyi bilmeleri gerektiğini anlatır. Gerek burada gerekse başka âyetlerde (bk. Hicr 15/6; Mü’minûn 23/70; Sebe’ 34/8, 46) bildirildiği üzere Mekke müşriklerinin Hz. Muhammed’e yönelttikleri en yaygın itham ve iftiralardan biri de onda delilik bulunduğu iddiası idi. Eski dönemlerde diğer bazı peygamberler hakkında da aynı suçlamanın yapıldığına bakılırsa (meselâ bk. Mü’minûn 23/25; Şuarâ 26/27; Kamer 54/9) bunun, tarihin çeşitli dönemlerinde inkârcıların Allah yolunun davetçilerini susturmak için kullandıkları müşterek bir taktik ve iftira şekli olduğu anlaşılmaktadır. Âyette müşriklerin bu iddiaları reddedilirken “düşünmediler mi?” sorusunun sorulması ilgi çekicidir. Çünkü bir insanın akıllı veya deli olduğu, onun davranışlarıyla, ortaya koyduğu fikirlerin doğru ve tutarlı olup olmadığı ile ölçülebileceği gibi böyle birinin düşünce, görüş ve inancını ölçebilmek için de doğru ve tutarlı düşünebilmek gerekir. Bir insanın ortaya koyduğu inanç ve fikirleri (dolayısıyla peygamberin tebliğ ettiği ilkeleri) çürütmenin yolu, o insanı (ve peygamberi) deli diye suçlamak olamaz. Çünkü bu suçlama boş, içeriksiz, dayanaksız bir iddiadır. Doğru dürüst düşünenler bunun böyle olduğunu bilir. Şu halde Hz. Muhammed’i deli diye suçlayan müşrikler bu yargıya doğru düşünmek suretiyle varmış değillerdi. Gerçekte onların bu tutumlarının arkasında inatçılık, gurur ve kibir, düşmanlık duyguları, çıkar hesapları gibi sübjektif sebepler vardı. İşin aslı şu idi: Hz. Peygamber onların gerek inançları gerekse yaşayışları bakımından yanlış yolda olduklarını söylüyor, zulümlerine ve haksızlıklarına karşı çıkıyor, bu yoldan dönmemeleri halinde dünya ve âhirette başlarına nelerin geleceğini bildirerek onları kesin ve açık seçik beyanlarla ikaz ediyordu; onlar ise bu söylenenlerin doğruluğu ve haklılığı üzerine düşünüp taşınacakları yerde onu delilikle itham ediyorlardı. Halbuki onu çocukluğundan beri tanıyor ve takdir ediyorlardı. Ne zaman ki Hz. Peygamber onlara gerçekleri tebliğ etmeye başladı, o zaman onların tutumları da değişti. Sonuç olarak âyet-i kerîmede, insanların bir düşünceyi kabul veya reddederken duygularını,menfaat ve sempatilerini veya antipatilerini değil, yine düşüncelerini kullanmaları gerektiğine işaret edilmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 637-638

 

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ

 

Fil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

يَتَفَكَّرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا بِصَاحِبِهِمْ  cümlesi,  يَتَفَكَّرُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  بِصَاحِبِهِمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  جِنَّةٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.

يَتَفَكَّرُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  فكر ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


 اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. نَذ۪يرٌ  haber olup damme ile merfûdur.  مُب۪ينٌ  kelimesi  نَذ۪يرٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklnddedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُب۪ينٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir. İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ

 

Ayetin ilk cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.  وَ , atıf, hemze inkârî istifham harfidir. Cümle, mukadder müstenefeye atfedilmiştir.

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olduğu istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması )

لَمْ , muzariyi maziye çeviren, لمّا ’nın aksine istikbali kapsamayan nefy edatıdır.

Menfi muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا  fiilinin mef’ûlü konumundaki  مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede, takdim-tehir ve icaz-ı hazif sanatları vardır.  بِصَاحِبِكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütelliktir.  مِنْ جِنَّةٍ  lafzen mecrur, mahallen merfû olarak muahhar mübtedadır. مِنْ  harfi, zaiddir. 

مِنْ جِنَّةٍ ’deki tenvin, kıllet ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfi siyakta nekre, umum ve şümule işarettir. مِنْ  harfinin istiğrak anlamı vardır. En ufak bir cinnet bile söz konusu değil demektir.

ما بِصاحِبِهِمْ مِن جِنَّةٍ  sözündeki  ما  nefydir.  ما  nefy harfin devamında  مِن  gelmesi istiğrak (umum) manasını tekid içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Zaid  مِنْ  ekseriyetle nefy, nehiy veya istifham edatlarıyla birlikte kullanılır. Cer ettiği kelime nekre olur.  مِنْ  çoğunlukla fail, mef’ul ve mübtedanın başına zaid olarak gelir. Manaya yeni bir anlam katmaz sadece tekid için gelir. Bu tür tekid, Kur’ân’da değişik şekillerde gelmektedir. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

الصّاحِبُ  kelimesi; aslında yolculuk ve benzeri bir durumda başkasına eşlik eden kişi demektir. Allah Teâlâ’nın Yusuf Suresi 39. ayetindeki  يا صاحِبَيِ السِّجْنِ  sözündeki gibi. Zevce de sahip olarak isimlendirilmiştir. Mecazen yanındakiyle birlikte büyük bir olay ve haber olan kişi için kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kur’an’daki ziyade harfler; müradifler ve tekrarlar bulunduğu gibi bazı yanlış fikirlerin reddinin de delilidir. Kur’an’da “zaid” dedikleri şeylerin belâğî, tefsîrî ve te’vîlî önemleri vardır. Müradif olduğu zannedilen şeyler, aynı değil benzer manadadır. “Tekrar” dedikleri şey ise tefennün (çeşitlendirme) babındandır. (Hâlidî, Vakafât, s.148)

Ayetin lafzında bir hazif vardır ve takdiri, “Onlar düşünüp de anlamadılar mı ki arkadaşları Muhammed’de delilikten hiç bir eser yoktur.” şeklindedir. جِنَّةٍۜ “Cinnet” kelimesi  جِلْسَة (oturuş) ve  رِكْبَة (biniş) kelimelerinin vezninde olduğu gibi “bir çeşit delilik” demektir. Bunun başına  مِنْ  harf-i cerinin getirilmiş olması, Hz. Peygamberde (s.a.v) deliliğin hiçbir çeşidinin olmadığını gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Nefy siyakında nekre, umum ve şümula dalalet eder. (Halidi, Vakafat, s. 88)   

صَاحِبِ  müşterek lafızdır. Onlar Peygamber Efendimize “sahip” dedikleri için ayette de bu isim geçmiştir.


اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ

 

Beyanî istînaf olarak gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır.  هُوَ  mevsuf/maksûr, نَذ۪يرٌ  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Resul sıfatlarını uyarı ve beyana hasreder. Bu izafî kasrdır. Kasr-ı kalptir. Yani onların zannettikleri gibi mecnun olmayan apaçık bir korkutucu demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مُب۪ينٌ  kelimesi  نَذ۪يرٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

مُب۪ينٌ  -  نَذ۪يرٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.