A'râf Sûresi 183. Ayet

وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ  ١٨٣

Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأُمْلِي ve mühlet veriyorum م ل و
2 لَهُمْ onlara
3 إِنَّ şüphesiz
4 كَيْدِي benim tuzağım ك ي د
5 مَتِينٌ sağlamdır م ت ن
 

“Adım adım yıkıma götürürüz” şeklinde çevirdiğimiz fiilin masdarı olan istidrâc kelimesi, sözlükte “derece derece yükseltmek veya alçaltmak, azar azar toplamak, katlamak” gibi anlamlara gelir. Bu kelime zamanla, “Allah’ın bazı insanlara, kötü niyetlerinin ve davranışlarının ardından, onların daha da şımarmaları, günahlarını daha da arttırmaları sonucunu doğurabilecek maddî veya mânevî imkân ve fırsatlar vermesi” anlamında terim haline gelmiştir. Meselâ peygamberlerde görülen olağan üstü hallere “mûcize”, velîlerde görülene “keramet” denirken inancı veya yaşayışı bozuk kimselerin zâhiren mûcize veya keramete benzer olaylar sergilemelerine istidrâc denmektedir. “Cezalandırma” diye çevirdiğimiz keyd kelimesi ise aslında “tuzak” mânasına gelmekle birlikte, Allah için kullanıldığında İslâmiyet ve müslümanlar için bazı tuzaklar kurmaya ve onları çökertmeye çalışan inkârcıların bu planlarını boşa çıkaran Allah’ın kusursuz, adaletli ve hikmetli planını ifade eder. Burada yüce Allah, âyetlerini yalanlayan ve böylece onları etkisiz kılmaya çalışan inkârcıları, güçlü ve şaşmaz planı uyarınca hemen cezalandırmayıp onlara mühlet verdiğini, bazı imkân ve fırsatlar tanıdığını, bu suretle onları derece derece yıkıma doğru götürdüğünü veya alçalttığını ifade buyurmaktadır. Allah’ın onlara önce mühlet verip sonra da helâk etmesi zâhiren tuzak kurmaya benzediği için âyette buna “keyd” denmiştir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 636

 

ملي Meleye : إمْلاءٌ imlâ aslen uzatmak demektir. Bu anlamdan hareketle uzun müddet ve süreye مَلِيٌّ مِنْ الدَّهْرِ ve مَلاوَةٌ مِنْ الدَّهْرِ denmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 10 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli imlâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

متن Metene: مَتْنانِ kelimesi belin iki yanı demektir. مَتَنَ fiili sırtı sağlamlaştı ve güçlü oldu manasına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece isim olarak مَتِينٌ şeklinde 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri metin ve metânettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُمْل۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. لَهُمْ  car mecruru  اُمْل۪ي  fiiline mütealliktir. 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَيْد۪ي  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَت۪ينٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.

اُمْل۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ملو  ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  cümlesindeki azamet zamirinden  اُمْل۪ي ’deki müfred mütekellim zamirine iltifat sanatı vardır.

اُمْل۪ي  (mühlet veriyorum) sözü, devenin çayırda kaldığı süreyi uzatmak manasından mecaz veya istiare olarak gelmiş bir darb-ı meseldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَهُمْ  sözündeki lam harfi lam-ı tebyindir. Bunun gizli olan bir çok kullanım şekli vardır. Kaynağı da şudur: bu harf, ilişkisinin gizli olduğu amiline, dahil olma maksadını açıklar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

وَاُمْل۪ي لَهُمْ  ifadesi 182. ayetteki  سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  ifadesine matuftur ve ilk ifadenin başındaki  سَ ’nin kapsamına bu ifade de dahildir (yani onlara mühlet vereceğim); (ama Benim tuzağım da gerçekten sağlamdır!) Bunun tuzak olarak isimlendirilmesinin sebebi, görünüşte ihsan gibi olduğu halde hakikatte mahrumiyet olması açısından tuzağa benzemesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cenab-ı Allah, وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ  “Ben onlara mühlet veririm. Benim (keydim) tuzağım çetindir.” buyurmuştur. Arapçada أَمْلَي, mühlet vermek, mühleti uzatmak demek olup zıddı أَجَل  masdarındandır.  مَلِي  de uzun zaman manasındadır.

Cenab-ı Hakk’ın; لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجَرْنِى مَلِياًّ  “(Babası): ‘Eğer vazgeçmezsen andolsun seni taşlatırım; şimdi uzun bir süre gözüme görünme!’ dedi.” (Meryem Suresi, 46) ayetinde de kelime bu manadadır. Nitekim “uzun bir müddet” manasında,  مِلْوَةً مِلْوَةً  ve  مَلَاوَةً  kelimeleri kullanılır. Buna göre ayetteki,  وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ tabiri, “Onlara mühlet veririm ve günahlarını sürdürüp gitsinler diye ömürlerini uzatırım. Tövbe edip hakka dönsünler ve günahtan sıyrılsınlar diye isyanlarının cezasını hemen vermem.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittsâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin isminin izafetle marife olması, veciz ifade ve tazim içindir.

كَيْد۪ي  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  كَيْد۪ , şan ve şeref kazanmıştır.

اِنَّ ’nin haberi olan  مَت۪ينٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

كَيْد۪  ve  مكر , ikisi de hile demektir ama aralarında fark vardır. 

مكر  :   مَكْر  bir hüner, hile ya da kurnazlıkla bir başkasını amaçladığı/yöneldiği şeyden döndürmek/çevirmektir. Bu da iki çeşittir: Biri övülmeye değer mekrdir. Kişi bunu yaparken güzel bir fiili yerine getirmeyi amaçlamaktadır. Diğerine gelince; yerilecek mekrdir. Kişi bunu yaparken çirkin bir fiili gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

كيد : Tuzak, düzen, kurnazlık ve hile anlamına gelen كَيْد  sözcüğü bir çeşit kandırma demektir. Bu kendi içinde mezmum/yerilmiş ve memduh/övülmüş olarak iki kısma ayrılmakla beraber daha çok yerilen şeyler için kullanılır. Kur'ân-ı Kerim'de her iki şekilde de zikredilmiştir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

 

كَيْد۪ي  ifadesinde müşakele sanatı vardır. كَيْد۪ , Allah için kullanıldığında, tasarlanmış bir entrikayı hiç ummadığı bir yerden bozup tuzağı yapanın başına geçirme anlamı vardır. Allah tuzak kurmaz, tuzak kuranın başına o tuzağı geçirir. 

إنَّ كَيْدِي مَتِينٌ  cümlesi ta’lil konumundadır. Onları yavaş yavaş yaklaştırmak ve mühlet vermenin tuzak olduğunu belirtir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)