A'râf Sûresi 182. Ayet

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ  ١٨٢

Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ kimseleri
2 كَذَّبُوا yalanlayanları ك ذ ب
3 بِايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
4 سَنَسْتَدْرِجُهُمْ yavaş yavaş helake yaklaştıracağız د ر ج
5 مِنْ
6 حَيْثُ yerden ح ي ث
7 لَا hiç
8 يَعْلَمُونَ bilmeyecekleri ع ل م
 

“Adım adım yıkıma götürürüz” şeklinde çevirdiğimiz fiilin masdarı olan istidrâc kelimesi, sözlükte “derece derece yükseltmek veya alçaltmak, azar azar toplamak, katlamak” gibi anlamlara gelir. Bu kelime zamanla, “Allah’ın bazı insanlara, kötü niyetlerinin ve davranışlarının ardından, onların daha da şımarmaları, günahlarını daha da arttırmaları sonucunu doğurabilecek maddî veya mânevî imkân ve fırsatlar vermesi” anlamında terim haline gelmiştir. Meselâ peygamberlerde görülen olağan üstü hallere “mûcize”, velîlerde görülene “keramet” denirken inancı veya yaşayışı bozuk kimselerin zâhiren mûcize veya keramete benzer olaylar sergilemelerine istidrâc denmektedir. “Cezalandırma” diye çevirdiğimiz keyd kelimesi ise aslında “tuzak” mânasına gelmekle birlikte, Allah için kullanıldığında İslâmiyet ve müslümanlar için bazı tuzaklar kurmaya ve onları çökertmeye çalışan inkârcıların bu planlarını boşa çıkaran Allah’ın kusursuz, adaletli ve hikmetli planını ifade eder. Burada yüce Allah, âyetlerini yalanlayan ve böylece onları etkisiz kılmaya çalışan inkârcıları, güçlü ve şaşmaz planı uyarınca hemen cezalandırmayıp onlara mühlet verdiğini, bazı imkân ve fırsatlar tanıdığını, bu suretle onları derece derece yıkıma doğru götürdüğünü veya alçalttığını ifade buyurmaktadır. Allah’ın onlara önce mühlet verip sonra da helâk etmesi zâhiren tuzak kurmaya benzediği için âyette buna “keyd” denmiştir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 636

 

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَذَّبُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِنَا  car mecruru  كَذَّبُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

Fiilin başındaki  س  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَسْتَدْرِجُهُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِنْ حَيْثُ  car mecruru  سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  fiiline mütealliktir. لَا يَعْلَمُونَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

كَذَّبُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil İstif’âl babındadır. Sülâsîsi  درج ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

 

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan  كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûl ile marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olduğunu belirtmek yanında onları tahkir ifade eder. 

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِنَا  izafetinde, azamet zamirine muzâf olan  بِاٰيَاتِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

كَذَّبُوا  fiili  تفعيل  babındandır.  تفعيل  babının en yaygın anlamı teksirdir. 

سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi  الَّذ۪ينَ  için haberdir. İstikbal harfi  سَ  ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır. سَ  harfi vaid ve vaad siyakında tekid ifade eder.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

س  lafzının dünyada gerçekleşecek olayları, سوف  lafzının ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يَعْلَمُونَ cümlesi, mekân zarfı  حَيْثُ ‘nun muzâfun ileyhidir. 

Muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا  “Ayetlerimizi yalan sayanları…” buyurmuştur. Bu, bütün yalan sayanları içine alan bir ifadedir. İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre o, bu ayetle Mekkeli müşriklerin kastedildiğini söylemiştir. Bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü umumi olan ifadenin özelliği, kendisinden bir istisna olduğuna delalet eden bir delil bulunmadığı müddetçe, (manasına dahil olan) her şeyi kapsamasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِسْتِدْرَاج  fiilindeki  س  ve  ت  harfleri talep (istek) içindir. Yani ondan yukarı veya aşağı gitmesini istemektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

درِج , اسْتدْرِاج  kelimesinden istif’âl babında türetilmiş olup derece derece yükseltmek ya da alçaltmak anlamındadır. سَنَسْتَدْرِجُهُمْ  ifadesi, “Biz onları kendilerini helak edip cezalarını kat kat artıracak olan şeye, hiç bilmedikleri bir yerden” -yani kendileri hakkında ne murad edildiğini bilmeksizin- azar azar yaklaştıracağız anlamındadır. Bu da azgınlıkta iyice dalıp gitmişken Allah’ın nimetlerini onlara art arda göndermesi şeklinde olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Yaklaştırılacak şey zikredilmemiştir. Bunun için farklı tefsirler yapılmıştır.

Cenab-ı Hakk’ın  سَنَسْتَدْرِجُهُمْ [Onları derece derece helake yaklaştırırız.] buyruğuna gelince bu kelime, “derece derece yükselmek” veya “derece derece inmek” manasında olan “derece” masdarının, “istifâl” veznindeki fiilidir. Çocuk yavaş yavaş yürümeye başladığı zaman söylenen  دَرَجَ الصَّبِىُّ  ifadesi; birisi kitabı sayfa sayfa dürdüğü zaman söylenen  اَدْرَجَ الكِتَابَ  tabiri; “Birbiri peşinden ölüp gittiler.” manasında  دَرَجَ القَوْمُ  tabiri, bu köktendir. Bu kelimenin, bir şeyi “bükmek, parça parça dürmek (toplamak)” manasında olan  دَرْجًا  masdarından olması da muhtemeldir.

Bunun böyle olduğunu iyice kavradığında, bu ayetin manası, “Biz onları, kendilerini helak edip yok edecek şeye yaklaştırır ve onların cezasını, kendilerinden ne murad edildiğini bilmemeleri bakımından kat kat arttırırız.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kelam, bir kimsenin durumunu hissettirmeksizin bir başka hale değiştirmeye niyet eden kişinin halini; bir başkasının bir mertebeden başka hiç bir şekilde ulaşamayacağı başka bir mekâna ulaştıracak bir mertebeye inmesini isteyen kişinin haline benzeten bir temsildir. Bu, pek çok teşbih içeren harika bir temsildir. Çünkü iyi hal mekânın yüksekliğine, zıddı ise mekânın alçaklığına benzetilmiştir. Karîne, maksadın daha iyi veya daha kötü bir duruma geçmek olduğunu açıklar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)