فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ ٩٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنَّمَا | şüphesiz biz |
|
| 2 | يَسَّرْنَاهُ | O’nu kolaylaştırdık |
|
| 3 | بِلِسَانِكَ | senin diline |
|
| 4 | لِتُبَشِّرَ | müjdelemen için |
|
| 5 | بِهِ | onunla |
|
| 6 | الْمُتَّقِينَ | muttakileri (sakınanları) |
|
| 7 | وَتُنْذِرَ | ve uyarman için |
|
| 8 | بِهِ | onunla |
|
| 9 | قَوْمًا | bir kavmi |
|
| 10 | لُدًّا | inatçı |
|
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ
Fiil cümlesidir. فَ ta'liliyyedir. اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَسَّرْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِلِسَانِكَ car mecruru يَسَّرْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, تُبَشِّرَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle يَسَّرْنَا fiiline mütealliktir.
تُبَشِّرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِهِ car mecruru تُبَشِّرَ fiiline mütealliktir. الْمُتَّق۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُنْذِرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِهِ car mecruru تُنْذِرَ fiiline mütealliktir. قَوْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لُداًّ kelimesi قَوْماً ‘ın sıfatı olup fetha ile mansubdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/ Cumhura göre
إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. Https: //islamansiklopedisi.org
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسَّرْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi يسر ’dir.
تُبَشِّرَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar..
تُنْذِرَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîs نذر ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
الْمُتَّق۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لُداًّ kelimesi ألدّ ‘nün cemisi olup sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ
فَ ta’liliyyedir. Ta’lil cümleleri, kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّمَا kasr edatıyla tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
İki tekid hükmündeki kasr, faille mecrur mahaldeki masdar-ı müevvel arasındadır. يَسَّرْنَاهُ maksûr/sıfat, لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
يَسَّرْنَاهُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
بِلِسَانِكَ car-mecruru, يَسَّرْنَاهُ fiilindeki azamet zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf بِلِسَانِكَ izafetinde Hz. Peygambere aid zamire muzâf olmasıyla لِسَانِ , şeref kazanmıştır.
Sebep bildiren masdar ve cer harfi lam-ı ta’lilin, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde harf-i cerle birlikte يَسَّرْنَا fiiline müteallıktır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الْمُتَّق۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.
Aynı üslupta gelen وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan قَوْماً ’e takdim edilmiştir.
لُداًّ , mefûl olan قَوْماً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ [Onunla muttakileri müjdelemen için] cümlesiyle, تُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ [onunla düşman kavmi uyarman için] cümlesi arasında güzel bir mukabele sanatı mevcuttur.
Ayette cem' ma’at-taksim ve tefrik sanatı vardır. Kolaylaştırma özelliğinde birleştirilen şey, müjde ve uyarıda ayrılmış ve bu iki durumun kimlere ait olduğu belirlenmiştir.
Surenin, inanıp yararlı işler yapanlara Allah’ın sevgi bahşedeceğini ve Kur’an’ın takva sahipleri için bir müjde, inatçı toplum için uyarı vesilesi olduğunu ifade eden bu ayetlerle sona ereceği hissedilmektedir ve surede 16 kere tekrarlanan رحمان ismiyle uyumlu olarak son bulması teşâbüh-i etrâf sanatına güzel bir örnek olmuştur.
Surenin bu ayeti berâat-i intihadır.
تُنْذِرَ - تُبَشِّرَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّمَا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. Muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak اِنَّمَا ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ [Onu (Kur'an'ı) senin diline kolaylaştırdık ki] ibaresindeki بِ harfi, على manasınadır ya da aslı üzeredir, يَسَّرْنَاهُ fiiline, انزلناه manası sokuşturulmuştur yani ‘onu senin dilinle indirdik’ demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)