فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ ٢٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَكُلِي | ye |
|
| 2 | وَاشْرَبِي | ve iç |
|
| 3 | وَقَرِّي | ve aydın olsun |
|
| 4 | عَيْنًا | gözün |
|
| 5 | فَإِمَّا | eğer |
|
| 6 | تَرَيِنَّ | görürsen |
|
| 7 | مِنَ | -dan |
|
| 8 | الْبَشَرِ | insanlar- |
|
| 9 | أَحَدًا | birini |
|
| 10 | فَقُولِي | de ki |
|
| 11 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 12 | نَذَرْتُ | adadım |
|
| 13 | لِلرَّحْمَٰنِ | Rahman için |
|
| 14 | صَوْمًا | oruç |
|
| 15 | فَلَنْ | asla |
|
| 16 | أُكَلِّمَ | konuşmayacağım |
|
| 17 | الْيَوْمَ | bugün |
|
| 18 | إِنْسِيًّا | hiçbir insanla |
|
Şerabe شرب : شُرْب ister su ister başkası olsun her türlü sıvıyı içmektir. شِرْب su payı/hissesidir. مَشْرَب sözcüğü ise mastardır ve içme zamanı ve yeri anlamında شُرْب kelimesinin ismi zaman ve ismi mekanıdır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 39 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şarap, şurup, şerbet, meşrubat, meşrep, maşrapa ve çorbadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إذا هززت فتساقطت فكلي (Salladığın zaman onlar dökülür hemen ye) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. كُل۪ي fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. اشْرَب۪ي atıf harfi و ’la makabline matuftur.
اشْرَب۪ي fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. قَرّ۪ي atıf harfi و ’la makabline matuftur.
قَرّ۪ي fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. عَيْناً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ
فَ istînâfiyyedir. اِمَّا lafzında, şart harfi olan اِنْ harfi, مَا ’ya idgam edilmiştir. مَا zaide olup fiilin başındaki şart manasını, fiilin sonundaki نَّ da fiili tekid etmektedir.
Fiil cümlesidir. تَرَيِنَّ şart fiili olup, نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Mütekellim zamir ى fail olarak mahallen merfûdur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مِنَ الْبَشَرِ car mecruru اَحَداً ’in mahzuf haline mütealliktir. اَحَداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِمَّا ’daki اِنْ şartıyedir, مَا ise ona tekid için ziyade kılınmıştır, bunun içindir ki sonuna fiili tekid eden نَّ ’u getirmek mümkün olmuştur. (Beyzâvî, İsra Suresi 23)
اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının tahyîr ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi)
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Fiiil cümlesidir. قُول۪ٓي fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Mütekellim zamir ى fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ي نَذَرْتُ ’dur. فَقُول۪ٓي fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَذَرْتُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
نَذَرْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. لِلرَّحْمٰنِ car mecruru نَذَرْتُ fiiline mütealliktir. صَوْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
اُكَلِّمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. الْيَوْمَ zaman zarfı اُكَلِّمَ fiiline mütealliktir. اِنْسِياًّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اُكَلِّمَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Takdiri إذا هززت فتساقطت (Sallayıp döktüğünde..) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan فَكُل۪ي , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan وَاشْرَب۪ي ve وَقَرّ۪ي عَيْناً cümleleri, hükümde ortaklık nedeniyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
وَقَرّ۪ي عَيْناً sükûnet ve nefsin huzurundan kinayedir. عَيْناً kelimesi temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Cenab-ı Hak bu ayette yemeyi içmeden önce zikretmiştir. Çünkü doğum yapan kadınlar taze ve olgun hurmayı yemeye, suyu içmeden daha fazla muhtaçtırlar. Zira alabildiğine kan kaybetmişlerdir. Daha sonra da Cenab-ı Hakk, “Gözün aydın olsun.” demiştir. Burada şöyle bir soru sorulabilir: Korkunun zararı, açlık ve susuzluğun verdiği zarardan daha fazladır. Neden yeme içme, huzura takdim edilmiş? Bunun nedeni şu iki husustur. Bu korku, o denli fazla değildi. Çünkü Cebrail’in (a.s) müjdesi, daha önce verilmişti. Binaenaleyh Hz. Meryem, bunun yeniden hatırlatılmasına ihtiyaç hissetmemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ
Şart üslubunda gelen terkipte فَ istînâfiyyedir. اِمَّا , şart harfi إنْ ve tekid ifade eden zaid ما ’dan oluşmuştur.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden اِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ cümlesi şarttır. Cümle zaid harf ve fiilin sonundaki şeddeli nunla tekid edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan اَحَداًۙ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik مِنَ الْبَشَرِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَحَداً ’deki tenvin, cins ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُول۪ٓي fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede müsned olan نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Mekûlü’i-kavl cümlesi olan ….اِنّ۪ي نَذَرْتُ , Hz.Meryem’in kavminden birisiyle karşılaştığı zaman söyleyeceği, Allah Teâlâ’nın ona öğrettiği sözlerdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لِلرَّحْمٰنِ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan صَوْماً ’e takdim edilmiştir.
صَوْماً ‘deki nekrelik tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi ve isnadın tekrar edilmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin son cümlesi olan فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ , hükümde ortaklık sebebiyle نَذَرْتُ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
لن muzariyi nasb edip zamanı müstakbele çevirmiş ve asla manası vererek olumsuz yapmıştır. Ayrıca cümleyi de tekid etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. الْيَوْمَ zaman zarfı, konudaki önemine binaen mef’ûl olan اِنْسِياًّۚ ’e takdim edilmiştir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın , Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
اِمَّا daki إنْ şartıyyedir, مَّا ise tekid için ziyade kılınmıştır, bunun içindir ki fiilin sonuna tekid نَّ 'u getirmek mümkün olmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl, İsra Suresi, 23)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 1) Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2) Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm” demesi gibi.
3) Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
اِنْسِياًّ ’deki nekrelik, cins ve umum ifade eder. Olumsuz cümlede nekre selbin umumuna işarettir.
فَكُل۪ي - اشْرَب۪ي ile الْبَشَرِ - اِنْسِياًّۚ ve عَيْناًۚ - تَرَيِنَّ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Cenab-ı Hak, Hz. Meryem'e kendisini itham edenlere karşılık konuşmaması için şu iki sebepten dolayı oruç (susmak) nezretmesini emretmiştir:
a. Töhmeti giderme hususunda, Hz. İsa'nın konuşması, onun konuşmasından daha müessirdir. Bunda işleri daha üstün olana verme ve havale etmenin evla olduğuna dair delalet bulunmaktadır.
b. Sefîh (cahil) kimselerle mücadele etmenin hoş görülmeyişi. Bunda da sefîh (cahil) olana karşı susmak gerektiğine dair bir delalet bulunmaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)