Şuarâ Sûresi 208. Ayet

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ  ٢٠٨

Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 أَهْلَكْنَا biz helak etmedik ه ل ك
3 مِنْ hiçbir
4 قَرْيَةٍ kenti ق ر ي
5 إِلَّا olmayan
6 لَهَا onun
7 مُنْذِرُونَ uyarıcıları ن ذ ر
 
Yüce Allah insanları iyiyi kötüden ayırt edebilecek niteliklerle donatmıştır. Ancak yine de O, –merhametinin bir sonucu olarak– peygamber gönderip onlara doğru yolu gösteren mesajını ulaştırmadıkça sorumlu tutmamaktadır. Helâk edilen toplumlara mutlaka önceden peygamber gönderilerek Allah’ın mesajı kendilerine ulaştırılmış, fakat insanlar onu reddettikleri için cezalandırılmışlardır (bu konuda bilgi için bk. Hicr 15/4; İsrâ 17/15; Tâhâ 20/134). Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 175
 

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَٓا  nef harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَهْلَكْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.

مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  قَرْيَةٍ  lafzen mecrur, mef’ûlü bih olarak mahallen mansubdur.  اِلَّا  hasr edatıdır.  لَهَا مُنْذِرُونَ  cümlesi,  قَرْيَةٍ ‘nin sıfatı veya hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. لَهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مُنْذِرُونَ  muahhar mübteda olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَهْلَكْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi هلك ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُنْذِرُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ

وَ  istînâfiyyedir.

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, mazi fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr üslubuyla tekid edilmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)

Mef’ûl olan  مِنْ قَرْيَةٍ ’deki  مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir.

قَرْيَةٍ  ’deki nekrelik, nev ve kıllet ifade eder. Zaid harf  مِنْ  kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şümule işarettir.

اَهْلَكْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

Helak olmanın karyeye isnadı aklî mecazdır. Aslında helak olan karye değil orada yaşayan insanlardır. Ya da burada istiare düşünülebilir. Karye, bir insana benzetilerek, müşebbehün bih ile alakalı bir özellik olan helak olmak fiili, karyeye isnad edilmiştir. Bu uslup, o helakın ne kadar korkunç olduğuna ve şiddetine mübalağa yoluyla delalet eden mecazi bir üsluptur. 

مَٓا  ve  اِلَّا  ile oluşmuş kasr, mef’ûlle onun hali arasındadır. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olan iki tekit hükmündeki kasrda  قَرْيَةٍ  maksûr/mevsuf,  لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ  maksûrun aleyh/sıfattır.

لَهَا مُنْذِرُونَ  cümlesi,  قَرْيَةٍ ’den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.  

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَهَا car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مُنْذِرُونَ , muahhar mübtedadır. 

Müsned olan  مُنْذِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ  [biz herhangi bir beldeyi yok etmedik] cümlesinde mecâz-i mürsel vardır. Zira  قَرْيَ  'den maksat oranın halkıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Şayet  وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّاوَلَهَا كِتاَبٌ مَعْلُومٌ  [Biz, hiçbir şehri bilinen bir yazgısı olmaksızın helâk etmedik.] (Hicr 15/4) ayetinde  اِلَّا ‘dan sonra  وَ  zikredildiği halde burada   وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ  neden zikredilmemiş? dersen şöyle derim: Aslolan  وَ ’ın hazfidir; çünkü cümle  قَرْيَةٍ ’nin sıfatıdır. وَ  eklendiğinde bu, tıpkı  سَبْعَةٌ وَسَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ (Kehf 18/22) ayetindeki gibi sıfat-mevsuf birlikteliğini pekiştirmek için olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t -tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Peygamberler uyarıcı sıfatıyla ifade edilmişlerdir. Çünkü böyle zikredilmeleri, kavimlerini helak olmakla tehdit etmeleri bakımından en uygun vasıflandırmadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)