Fâtır Sûresi 37. Ayet

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟  ٣٧

Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُمْ ve onlar
2 يَصْطَرِخُونَ feryadederler ص ر خ
3 فِيهَا orada
4 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
5 أَخْرِجْنَا bizi çıkar خ ر ج
6 نَعْمَلْ yapalım ع م ل
7 صَالِحًا iyi işler ص ل ح
8 غَيْرَ başka olarak غ ي ر
9 الَّذِي
10 كُنَّا olduğumuz ك و ن
11 نَعْمَلُ yapmış ع م ل
12 أَوَلَمْ
13 نُعَمِّرْكُمْ sizi yaşatmadık mı? ع م ر
14 مَا
15 يَتَذَكَّرُ öğüt alacağı kadar ذ ك ر
16 فِيهِ orada
17 مَنْ kimsenin
18 تَذَكَّرَ öğüt alacak ذ ك ر
19 وَجَاءَكُمُ ve size geldi ج ي ا
20 النَّذِيرُ uyarıcı ن ذ ر
21 فَذُوقُوا öyle ise (azabı) tadın ذ و ق
22 فَمَا artık yoktur
23 لِلظَّالِمِينَ zalimlerin ظ ل م
24 مِنْ hiçbir
25 نَصِيرٍ yardımcısı ن ص ر
 

Âhiret sahnelerine yer veren bu ve benzeri âyetlerde, dünyada iken yapılan uyarıları hafife alan inkârcıların kötü âkıbetle karşılaştıklarında kendilerine yeni bir fırsat verilmesi için çırpınmaları tasvir edilir ve bu feryatların hiçbir yarar sağlamayacağı vurgulanır (ayrıca bk. Mü’minûn 23/107-108).

 


  Kur'an Yolu Tefsiri Yolu Cilt: 4 Sayfa: 468
 

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَصْطَرِخُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَصْطَرِخُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا  car mecruru  يَصْطَرِخُونَ  fiiline mütealliktir.

يَصْطَرِخُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  صرخ ’dir. İftial babının fael fiili  ص ض ط ظ  olursa iftial babının  ت  si  ط  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ

 

Cümle, mukadder sözün mekulü’l kavli olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  اَخْرِجْنَا ‘dır. 

اَخْرِجْنَا  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mütekellim zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  karînesi olmadan gelen نَعْمَلْ  cümlesi talebin cevabıdır.

نَعْمَلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. صَالِحاً  masdardan naib, mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. 

غَيْرَ  kelimesi  صَالِحاً ‘nın sıfatı olup fetha ile mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنَّا نَعْمَلُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَّا  mütekellim zamiri  كُنَّا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. نَعْمَلُۜ  cümlesi  كُنَّا ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.

نَعْمَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَيْرُ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرِجْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

صَالِحاً ; sülâsi mücerredi  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 

 

اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. لَمْ نُعَمِّرْكُمْ  cümlesi, atıf harfi وَ  ‘la mukadder mekulü’l kavle matuftur. Takdiri, يقال لهم: ألم نمهلكم ونعمّركم (Onlara size mühlet verip bir ömür yaşatmadık mı denir) şeklindedir.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

نُعَمِّرْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  zaman anlamında nekre-i mevsufe olup  نُعَمِّرْكُمْ  fiiline mütealliktir. يَتَذَكَّرُ  cümlesi,  مَا ‘nın sıfatı olarak mahallen mansubdur.

يَتَذَكَّرُ  damme ile merfû muzari fiildir. ف۪يهِ  car mecruru  يَتَذَكَّرُ  fiiline mütealliktir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl يَتَذَكَّرُ  fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası تَذَكَّرَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

وَ  atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir.  جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. النَّذ۪يرُ  fail olup lafzen merfûdur. 

نُعَمِّرْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عمر  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَذَكَّرَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ذكر ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

 فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟

 

Fiil cümlesidir. فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri, إن كفرتم بالنذير فذوقوا. (Uyarıcıyı inkâr ederseniz, öyleyse … tadın) şeklindedir.

ذُوقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

İsim cümlesidir. فَ  ta’liliyyedir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لِلظَّالِم۪ينَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. نَص۪يرٍ۟  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

ظَّالِم۪ينَ , sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

 

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ 

 

Ayetin ilk cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki …لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsned olan  يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَا  ‘nin müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 


 رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ

 

Fasılla gelen cümle, cehennem ashabının sözleri olup, mukadder sözün mekulü’l kavlidir. 

Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Fiilin ve nida harfinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Nida harfi mütekellimin münadaya yakın olma isteği sebebiyle hazf edilmiştir. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبَّـنَا izafeti, mütekellimin Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine işaret eder.

Nidanın cevap cümlesi olan  اَخْرِجْنَا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُ  cümlesi, takdiri  يَقُولُونَ  (Derler.) olan mahzuf sözün mekulü’l kavlidir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart üslubunda gelen terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُ  cümlesi, takdiri  إنْ تُخْرِجْنا (Eğer bizi çıkartırsan…) olan şartın cevabıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

صَالِحاً  için sıfat olan  غَيْرَ ‘nın muzâfun ileyhi konumundaki müfret müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan  كُنَّا نَعْمَلُ , nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin haberi olan  نَعْمَلُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

صَالِحاً  mahzuf mef’ûlü mutlaktan naib masdarın sıfatı veya mef’ûldür. 

Burada  نَعْمَلْ صَالِحاً  ibaresinin aslı  نَعْمَلْ العمل الصالحا  şeklindedir. Mevsuf hazfedilmiş, sıfat söylenmiştir. Îcaz-ı hazif sanatıdır. 

نَعْمَلْ - نَعْمَلْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَا  cümlesindeki  يَصْطَرِخُونَ  fiili, bağrışmanın sınırlarını zorlar seviyede ve  يصرخون kelimesinden daha güçlü olması mananın lafza yansıttığı uyumu açıkça göstermektedir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı  Kerim’deki Anlamsal Bedî Sanatları)

Bu kelime, avazı çıktığı kadar bağırdığı için “İmdat!” diyen kimseler için kullanılır. (Keşşâf)

يَصْطَرِخُونَ  ifadesi  يتصرَّحون  (karşılıklı bağrışıp çağrışırlar) demektir. Şiddetli ve avazı çıktığı kadar bağırıp çağırma anlamındaki  صُرَخ ’ın  اِفْتِعال  formudur. Sülasisi, صرخ ’dır. اِفْتِعال bâbı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir  şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. اِفْتِعال  kalıbı hem soyut, hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «- bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir.  ان زرتنا فانكر مك  Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbnu Abdisselam şunu ilave eder: Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümlesi gibidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.105-172) 


 اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ 

 

Fasılla gelen cümle, takdiri  نَقُولُ (Deriz.) olan mahzuf sözün mekulü’l kavlidir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ  cümlesi, takdiri  ألم نمهلكم (Size zaman tanımadık mı?) olan mahzuf mekulü’l-kavle, atıf harfi  وَ ‘la atfedilmiştir. 

Hemze inkari istifham harfi, لَمْ  muzariye dahil olup, onu cezmeden, anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.  لما ’nın aksine, olumsuzluk anlamı istikbali de kapsar. 

نُعَمِّرْكُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle istifham üslubunda talebi inşai isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen takrir ve tevbih manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. 

Ayette tecahülü arif sanatı vardır. Çünkü mütekellim Allah Teâlâ’dır. Onun sorunun cevabını bilmemesi muhaldir.

Cümledeki  مَا , zaman zarfı  وقت  manasında nekre-i maksude,  يَتَذَكَّرُ  fiiline mütealliktir.

يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ  cümlesi,  مَا ’nın sıfatıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَتَذَكَّرُ  fiiline müteallik  ف۪يهِ  car mecruru, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.

يَتَذَكَّرُ  fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan تَذَكَّرَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil cümlede teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

ف۪يهِ  car-mecrurundaki  مَا ’ya aid zamire dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye zaman, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Zaman, adeta bir şeyi, bir kap gibi içinde muhafaza edebilecek şeye benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

تَذَكَّرَ - يَتَذَكَّرُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle …نُعَمِّرْكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Istifhama dahildir. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekküne ve istikrara işaret etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107) 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen takrir ve tevbih manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. 

Ayette tecahülü arif sanatı vardır.

Takrîri istifham aslında, inkari istifhamdir. İnkâr ise, nefiy manasındadır. Bu durumda nefyeden şey nefye dahil olmuştur. Nefyin nefye dahil olması, müsbet manayı verir. «Allah kuluna kafi degil mi?» (Zümer,36.), «..Rabbiniz değil miyim?» (Araf, 172.) ayetleri buna misaldir. Zemahşeri «..Allah'ın herşeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?» (Bakara, 106.) ayetini de bu kabilden sayar. (Suyuti İtkan Cilt 2 S. 215)

Yaşatmadık mı ifadesi Allah’tan bir kınama olup Onlara diyeceğiz ki anlamındadır. İdgamlı olarak مَا يَتَذَكَّرُف۪يهِ إلاَّ مَنِ الزَّكَّرَ  şeklinde de okunmuştur. Ömrü kısa olsa bile, bir mükellefin, durumunu düzeltebileceği her ömrü içine alır; ancak ömrü uzun olan kimse için ise bu kınama daha büyüktür. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Tevbih, genellikle, meydana gelmiş bir fiil için yapılır. Fakat bazen, yapılması gereken bir fiilin yapılmamasından dolayı da tevbih vaki olmaktadır. Bu ayette görüldüğü gibi. Tevbih ifade eden istifhâm edatı sadece, güzel olmayan veya neticesi güzel olmayan bir fiilin başına gelir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 885)


فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Takdiri, ..إن كفرتم بالنذير  (Uyarıcıyı inkâr ederseniz…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan  فَذُوقُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ذُوقُوا  cümlesi emir uslubunda olmasına karşın mana itibariyle istihza ve tevbih anlamı taşıdığı için mecazı mürsel mürekkeptir. 

فَذُوقُوا  fiili müteaddi olduğu halde mef’ûlü zikredilmemiştir.

Açık mef’ûlle fiil arasında bağlantının mukadderden daha sıkı olmasına karşılık mukadder mef’ûlle de az sözle çok şey anlatmak, muhatabın muhayyilesini uyararak dikkatini çekmek gibi birtakım belâğat incelikleri vardır.

فَذُوقُوا  ifadesinde istiare sanatı vardır. 

فَذُوقُوا [Azabı tadın] ibaresinde azab, lezzetli bir yemeğe benzetilerek istiare yoluyla azabtan kaçamayacakları etkili bir tarzda ifade edilmiştir. Azabı tatma emri ihane (hor görme) tarikiyledir. Âlûsî de emrin ihane için olduğunu söyler. Zemahşerî şöyle der: Tadın emri, Allah’ın va’d ve va’idiyle alay ettikleri için onları alaya almak ve kınamak manasınadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

فَذُوقُوا [Tadınız] emri, o azabın devamlılığına bir işaret olup, bu emir, hor ve hakîr kılıcı bir emirdir. Binâenaleyh, amellerini ve sözlerini, olması gerekli olan yerlerin dışına koyan ve vaktinde mazeret beyan etmeyen zalimler için, ihtiyaç duydukları o zamanda, kendilerine yardım edecek bir yardımcı da yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟  cümlesinde  فَ  ta’liliyedir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مِنْ  te’kid ifade eden zaid harftir. مَا  nefy harfi,  ليس  gibi amel etmiştir.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatı vardır. لِلظَّالِم۪ينَ  car-mecruru, مَا ‘nın mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. نَص۪يرٍ۟  lafzen mecrur, mahallen merfû muahhar mübtedadır. 

Zaid harfin dahil olduğu  نَص۪يرٍ۟ ‘deki nekrelik, umum ve nev ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümûle işarettir.

Zamir makamında bahsi geçenlerin zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında kâfirlerin zalim olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır. 

نَص۪يرٍ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek olumsuzluğun sübutunu artırmıştır.

فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ [Öyle ise (azabı) tadın, zâlimlerin herhangi bir yardımcısı yoktur.] ayetindeki emir kipi alay ifade eder. Bu, ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلۡكَرِیمُ [Tad bakalım, sen kendince üstündün şerefliydin] [Duhan/49] ayetine ben­zer. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

فَما لَكُمَ مِن نَصِيرٍ  şeklindeki hitap zamiri yerine ‘’zalimler’’ şeklindeki zahir ismin zikredilme sebebi, onlardan yardımın kesileceğini ifade etmektir. Kelamda icaz vardır. Yani’’ Çünkü siz zalim oldunuz. Zalimlerin yardımcısı yoktur.’’ şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)