A'râf Sûresi 2. Ayet

كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ  ٢

Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كِتَابٌ bir Kitaptır ك ت ب
2 أُنْزِلَ indirilen ن ز ل
3 إِلَيْكَ sana
4 فَلَا
5 يَكُنْ olmasın ك و ن
6 فِي
7 صَدْرِكَ göğsünde ص د ر
8 حَرَجٌ bir sıkıntı ح ر ج
9 مِنْهُ onunla
10 لِتُنْذِرَ uyarman ن ذ ر
11 بِهِ hususunda
12 وَذِكْرَىٰ ve öğüt (vermen) ذ ك ر
13 لِلْمُؤْمِنِينَ inananlara ا م ن
 

“Kitap”tan maksat Kur’ân-ı Kerîm’dir. Âyette Kur’an’ın Hz. Peygamber’e Allah tarafından indirilmiş bir kitap olduğu belirtildikten hemen sonra “Ondan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın” buyurulmasından anlaşılıyor ki Hz. Peygamber, müşriklerin kendisini yalancılıkla suçlayacaklarından, hatta kötülük edeceklerinden kaygılandığı veya inanmayacaklarını, olumlu bir tepkide bulunmayacaklarını düşündüğü için onlara tebliğde bulunmaktan çekiniyor ve üzülüyordu (Şevkânî, II, 215). Buna rağmen, insanlar iman etseler de etmeseler de Kur’an inkârcıları ikaz etmek, müminlere de kendi rehberliğini hatırlatmak üzere indirildiği için Resûlullah’ın tebliğ işlevini her durumda yerine getirmesi gerekiyordu.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 499-500

 

 

كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. كِتَابٌ  mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; هذا أو هو (Bu veya o) şeklindedir. اُنْزِلَ cümlesi, كِتَابٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.  

اُنْزِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْكَ  car mecruru  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن تلوته، أو تتابع نزوله، فلا يكن ... حرج (Okursan veya nüzulüne tabi olursan sıkıntı olmasın...) şeklindedir.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. ف۪ي صَدْرِكَ  car mecruru  يَكُنْ ’un mahzuf haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَرَجٌ  kelimesi  يَكُنْ ’un  muahhar ismi olup damme ile merfûdur.  مِنْهُ  car mecruru  حَرَجٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir.

لِ  harfi, تُنْذِرَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir.  

تُنْذِرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. بِه۪  car mecruru تُنْذِرَ  fiiline mütealliktir. ذِكْرٰى  atıf harfi وَ ’la masdar-ı müevvele matuf olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. 

لِلْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  ذِكْرٰى ‘nın mahzuf sıfatına müteallik olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُنْزِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir. 

تُنْذِرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نذر ‘dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

لِلْمُؤْمِن۪ينَ - الْمُشْرِك۪ينَ  kelimeleri, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ

Ayet ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  كِتَابٌ  kelimesi takdiri  هذا  (Bu) olan mahzuf mübtedanın haberidir.

كِتَابٌ , Kur’an-ı Kerim’den kinayedir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُنْزِلَ اِلَيْكَ  cümlesi  كِتَابٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اُنْزِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

كِتَابٌ ’deki tenkir, nev ve tazim içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kitabı indirenin kim olduğunun bildirilmemesi; bir azamet üslubu olması ve failin açıkça belirtilmesine gerek olmamasındandır. İnzal kaynağının mektum tutulmasının sırrı budur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 


 فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır. Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, … إن تلوته ,أو تتابع نزوله  (Onu okursanız veya ona tabi olursanız.) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap olan  يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي صَدْرِكَ  car-mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  حَرَجٌ , muahhar mübtedadır.

Veciz ifade kastına matuf  صَدْرِكَ  izafetinde Hz.Peygambere ait zamire muzâf olan  صَدْرِ , şan ve şeref kazanmıştır.

مِنْهُ  car-mecruru,  حَرَجٌ kelimesinin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nın gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi, masdar teviliyle  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ  , tezâyüf sebebiyle masdar-ı müevvele atfedilmiştir.

لِلْمُؤْمِن۪ينَ  car-mecruru, ذِكْرٰى ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kitabın indirilme sebeplerinin insanların uyarılması ve müminlere öğüt olması şeklinde sayılması taksim sanatıdır.

حَرَجٌ مِنْهُ  ibaresinde muzâf hazfedilmiştir. ‘’Onu tebliğ etmekten kalbinde bir sıkıntı olmasın’’, manasındadır.  (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ebüssuûd Efendi bu  حَرَجٌ  kelimesinin şüphe manasında kullanıldığını yani burada istiare olduğu görüşünü de zikretmiştir. Yunus, 10/94 te [Resulüm sana indirdiğimizden şüphe içindeysen] buyurulmuştur. Bu ayette şüphenin sıkıntı manasındaki bir  حَرَجٌ  kelimesiyle ifade edilmesi kesin bilgiye sahip olan kimsenin kalbinin huzur ve inşirah içinde olması dolayısıyladır. Şüphe içinde olan kimsenin kalbinde de sıkıntı vardır. Bu istiarenin sebebi peygamberi şüpheden tamamiyle tenzih etmek içindir.

فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ  sözündeki  فَ  itiraziyyedir.  اُنْزِلَ  fiili ve müteallıkı olan  لِتُنْذِرَ بِه۪  arasında gelmiş bir itiraz cümlesidir. Karinesi  فَ ‘dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

تُنْذِرَ  fiilinin müteallıkı mahzuftur. ذِكْرى  kelimesinin müteallıkı açıkça zikredilerek buna delalet edilmiştir. Takdiri;  لِتُنْذِرَ بِهِ الكافِرِينَ  (Onunla kâfirleri uyarman için) şeklindedir. Bu hazfin sebebi müminleri yüceltmek ve kâfirleri tahkir manasına tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kitaptan maksat suredir. [Sakın bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın] ifadesindeki sıkıntı şüphe anlamındadır. Şüphenin ‘sıkıntı’ olarak isimlendirilmesinin sebebi, yakîn sahibi kimsenin göğsünün, [yani zihninin açık ve ferah olması] gibi şüphe içinde olan kimsenin de göğsünün daralması, sıkıntıya girmesidir. Yani burada, “onun Allah’tan inzâl edildiği konusunda şüpheye düşme” ya da “onun tebliği konusunda sıkıntıya düşme” denilmektedir. Çünkü Peygamber (s.a.v), halkından, onların kendisini yalanlamalarından, yüz çevirmelerinden ve kendisine eziyet etmelerinden endişe ediyor; bu sebeple de tebliğ vazifesini eda etme konusunda içi daralıyor, bir türlü ferahlayamıyordu. Bu yüzden Allah onu temin etti ve halkının tepkisini bu şekilde düşünüp endişelenmeyi kendisine yasakladı. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl) 

لِتُنْذِرَ بِه۪  [Onunla inzar etmen için…] buyruğunun başındaki lâmın neye taalluk ettiği hususunda üç görüş ileri sürülmüştür: 

a) Ferrâ şöyle demiştir: "İfadede bir takdim ve tehirin yapılması şartıyla, bu lâm, ayetteki  اُنْزِلَ اِلَيْكَ [Sana indirildi.] fiiline taalluk eder. Buna göre ayetteki takdirî sıra, "Bu, kendisi ile inzar etmen için sana indirilen bir kitaptır. O halde bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın" şeklindedir. Buna göre şayet, "Bu takdim ve tehirin ne faydası var?" denilir ise, biz deriz ki: İnzar ve tebliğe yönelmek, ancak göğüsten sıkıntı kaybolduğunda tam ve mükemmel olur. İşte bu sebepten ötürü Cenab-ı Hak o peygambere, önce kalbindeki sıkıntıyı atmasını, daha sonra inzar ve tebliğde bulunmasını emretmiştir.

b) İbnü'l-Enbârî, bu lâmın, كي (için) manasına geldiğini, ayetin takdirinin, "Başkalarını inzar edebilmek için, kalbinde bir şek ve şüphe olmasın" şeklinde olduğunu söylemiştir.

c) "en-Nazm" sahibi (müellifi), buradaki lâm"ın, " اَنْ " manasına geldiğini ve kelamın takdirinin, "O kitapla uyarmadan ötürü göğsün daralmasın ve bu hususta zayıflık gösterme" şeklinde olduğunu; Arapların bu lâmı  اَنْ  edatı yerine kullandıklarını; nitekim Cenab-ı Hakk'ın da, bir ayetinde... يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ [Allah'ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar.] (Tevbe/ 32) dediğini; bir başka ayetinde ise, يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ  [Allah'ın nurunu ağızları ile söndürmeyi istiyorlar.]  (Saff / 8) buyurduğunu, her ikisinin de aynı manaya geldiğini söylemiştir. Ayetin takdiri şöyledir: "Şüphesiz bu, Allah'ın sana indirdiği bir kitaptır. Sen, bunun Allah'ın sana indirdiği bir kitap olduğunu bildiğine göre, Allah'ın inayet ve yardımının seninle olduğunu da bil. Sen bunun böyle olduğunu bildiysen, kalbinde bir sıkıntı olmasın. Çünkü koruyucusu ve yardımcısı Allah olan herkes, hiç kimseden korkmaz. Kalbinden korku ve sıkıntı gittiğinde, kahraman insanların yaptığı gibi inzar, tebliğ ve va'z-u nasihat ile meşgul ol ve haktan sapmış, batıllara saplanmış kimselerden hiçbirine aldırma.’’(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)