اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَباً اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ ٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَكَانَ | mı geldi? |
|
| 2 | لِلنَّاسِ | insanlara |
|
| 3 | عَجَبًا | tuhaf |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | أَوْحَيْنَا | vahyetmemiz |
|
| 6 | إِلَىٰ |
|
|
| 7 | رَجُلٍ | bir adama |
|
| 8 | مِنْهُمْ | içlerinden |
|
| 9 | أَنْ | diye |
|
| 10 | أَنْذِرِ | uyarsın |
|
| 11 | النَّاسَ | insanları |
|
| 12 | وَبَشِّرِ | ve müjdelesin |
|
| 13 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 14 | امَنُوا | iman edenlere |
|
| 15 | أَنَّ | (ki) şüphesiz |
|
| 16 | لَهُمْ | onlar için vardır |
|
| 17 | قَدَمَ | makamı |
|
| 18 | صِدْقٍ | doğruluk |
|
| 19 | عِنْدَ | katında |
|
| 20 | رَبِّهِمْ | Rableri |
|
| 21 | قَالَ | dediler ki |
|
| 22 | الْكَافِرُونَ | kâfirler |
|
| 23 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 24 | هَٰذَا | bu |
|
| 25 | لَسَاحِرٌ | bir büyücüdür |
|
| 26 | مُبِينٌ | apaçık |
|
Dinin temelini Allah-kul ilişkisi oluşturur, bu ilişki önce inanmak, sonra da Allah’a ibadet ve itaat etmek suretiyle kurulur; dünyada dine uygun yaşamanın, Allah katında biriken ve korunan meyveleri de âhirette devşirilir. Âyet dinin bu temel ilkesini zikrederek “Allah’ın, insanlar içinden seçtiği bir kimseye, vahiy yoluyla, bu ilkeleri içeren bir din göndermesinde, bu dini, peygamberi aracılığıyla kullarına öğretmesinde niçin şaşılacak bir taraf bulunduğunu” soruyor, daha doğrusu buna şaşılmasını yadırgıyor. Vahiy tecrübesinden habersiz olan Arap müşriklerinin, kendisine vahiy gelene kadar aklına ve ahlâkına güvendikleri bir zatı büyücülükle suçlamalarını da şaşkınlıklarının bir örneği olarak gösteriyor.
“Allah katındaki değerli yer”den maksat, itaatkâr kulların dünyadaki amellerine uygun derecedir, Allah’a mânevî yakınlıktır, çeşitli ödüllerdir. Bir başka âyette bu ödül “doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, hoşnut olunacak güzel bir yerde, dost meclisinde, boş sözler konuşulmayan, günah işlenmeyen, hak ve hakikat meclisinde” bulunma mânasında olmak üzere “mak‘ad-i sıdk” şeklinde ifade edilmiştir (Kamer 54/55).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 81
Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdu:” Biz müslumanlar Yahudi ve hıristiyanlara göre dünyaya en sonra gelen, ama kıyamet gününde fazîlet bakımından en başa geçecek olanlarız. “
( Buhâri, Vudû ‘ 68 , Cum’a 1,12, Eymân 1; Müslim, Cum’a 19-21).
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَباً اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ
İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
لِلنَّاسِ car mecruru عَجَباً ’in mahzuf haline mütealliktir. عَجَباً kelimesi كَانَ ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.
اَوْحَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى رَجُلٍ car mecruru اَوْحَيْنَٓا fiiline mütealliktir. مِنْهُمْ car mecruru رَجُلٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْحَيْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ
Fiil cümlesidir. اَنْ tefsiriyye harfidir. اَنْذِرِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بَشِّرِ fiili, atıf harfi وَ ile اَنْذِرِ ‘e matuftur.
بَشِّرِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsmi mevsûlun sılası اٰمَنُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf ب harf-i ceriyle بَشِّرِ fiiline mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
لَهُمْ car mecruru انَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. قَدَمَ kelimesi اَنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ muzafun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
عِنْدَ mekân zarfı قَدَمَ صِدْقٍ ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. رَبِّهِمْ muzafun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamiri هِمْ muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
بَشِّرِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
اَنْذِرِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نذر ’dir.
قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْكَافِرُونَ fail olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Mekulü’l-kavli, اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هٰذَا işaret ismi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. سَاحِرٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ kelimesi سَاحِرٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَاحِرٌ kelimesi sülâsî mücerredi سحر olan fiilin ism-i failidir.
الْكَافِرُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
مُب۪ينٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَباً اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ
Ayet, akla gelen bir soruyu açıklama sadedinde, istînâfi beyâniyye olarak fasılla gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Hemze inkârî istifham harfidir. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması )
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve azarlama kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Çünkü mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
لِلنَّاسِ car mecruru كَانَ ’nin mukaddem haberi عَجَباً ‘nin mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
عَجَباً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ cümlesi, masdar teviliyle كَانَ ’nin muahhar ismi konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اَوْحَيْنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
اِلٰى رَجُلٍ car-mecruru اَوْحَيْنَٓا fiiline, مِنْهُمْ car-mecruru ise رَجُلٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
رَجُلٍ kelimesindeki nekrelik teşrif ve tazim içindir.
Ayette insanlardan murad, Mekke kâfirleridir. Onların bu şaşmalarının sebebi, küfürleridir. Böyle olduğu halde kâfirler değil de insanlar olarak ifade edilmesi, Resulullah (s.a.v) ile aralarındaki ortak vasfı tespit etmek, kendi iddialarına göre taaccüp sebebini belirlemek, sonra inkâr ve taaccüplerini belirterek onların hatalarını ve iddialarının batıl olduğunu açıklamak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ
Tefsiriyye olan اَنْ ’i takip eden اَنْذِرِ النَّاسَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.
اَوْحَيْنَٓا fiilini açıklamak üzere fasılla gelen cümlede اَنْ , tefsiriyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
النَّاسَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, tefsir cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
بَشِّرِ fiilinin mef’ûlü konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُٓوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen بَ harfiyle بَشِّرِ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır.
لَهُمْ car mecruru اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. قَدَمَ صِدْقٍ izafeti, اَنَّ ’nin muahhar ismidir.
عِنْدَ رَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması هِمْ zamirinin aid olduğu kişilere, Rab ismine muzâf olması da عِنْدَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Azamet zamirinden sonra bu cümlede zamir makamında Rab isminin zahir olarak zikredilmesi, Allah Teâlâ’nın kullarına muamelede rububiyet vasfını öne çıkarmak için yapılmış iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
اَوْحَيْنَٓا ve رَبِّهِمْۜ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)
Vahyedilen kişinin; uyarıcı ve müjdeleyici olarak iki vasıfla açıklanması taksim sanatıdır.
بَشِّرِ ve اَنْذِرِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اَنْذِرِ النَّاسَ cümlesiyle وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
قَدَمَ صِدْقٍ iman sebebiyle ulaşılan yüksek derece ve âli menzil anlamındadır. Bu; alet ismiyle temsil babıdır. يد kelimesiyle nimet kastedildiği gibi قَدَمَ kelimesiyle de öne geçmek, ilerlemek kastedilir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
قَدَمَ صِدْقٍ tabiri alet alakasıyla mecaz-ı mürseldir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
قَدَمَ kelimesinin صِدْقٍ kelimesine muzâf olması bunun gerçekleşeceğine ve bu makamın ancak doğru söz ve niyetle elde edileceğine dikkat çekmek içindir. Ayette, geçmenin ve ilerlemenin sebebi/aleti olan ayak zikredilip onun eseri olan geçmek kastedilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قَدَمَ صِدْقٍ (Sadakat payesi, doğruluk ayağı, doğruluk makamı)” ifadesi öncelik, üstünlük ve üstün konum anlamlarına gelir. Zira Allah’ın rızasını kazanmada emek, emekte ise ayağın rolü önceliklidir. Nimete el ve kulaç ismi verilmesi de bu kabildendir. Bu yaklaşım sözde erdemlerin anlamsızlığını, gayret ve hareketten yoksun iddiaların gerçek makamlar olmadığı vurgusuyla öne çıkmaktadır. (İsmail Bayer, Keşşaf Tefsirinde Belagat Uygulamaları)
قَدَمَ kelimesi müsteardır. Çünkü buradaki kadem ile kastedilen, imanda birinci gelmek, ihlasta öne geçmektir. Bu anlamın قَدَمَ (ayak) lafzıyla ifade edilmesi son derece beliğdir. Çünkü yarışta birinci gelmek ve öne geçmek ancak ayak ile olduğundan öne geçme de قَدَمَ diye isimlendirilmiştir. Gerçi öne geçmek ayağın adımlarıyla olduğu gibi sona kalmak da onun adımıyla olur; ancak yine de burada onun en değerli hali ve üstün konumu (öne geçme) ile isimlenme yapılmıştır. Bu konuda bazıları şöyle demiştir: İnananların dünyadaki imanları ahirette önlerine gelecek hazırlıktır. Çünkü Arapçada قَدَمَ ’in anlamı, işini görmek üzere hazır olsun diye önüne koyup öncelik verdiğin şeydir. Bazıları da burda قَدَمَ ’in temsil ve teşbih (temsili istiare) yoluyla zikredildiğini söylemişlerdir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ cümlesi, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, mütekellimin, işaret edilene verdiği önemi belirtmesinin yanında tahkir ve taaccüb ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmesi sebebiyle çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi لَسَاحِرٌ ‘un, ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُب۪ينٌ kelimesi سَاحِرٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اٰمَنُٓوا - الْكَافِرُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Sıfat olarak kullanılan ism-i fail, isimleşse de zaman özelliğini kaybetmez. Mesela, المدرس kelimesi ders veren anlamında bir sıfat fiildir. Bu kelime hoca anlamında kullanılsa da hocaya hoca adı ders vermesinden dolayı verildiğinden, sıfat fiil ve zaman özelliği devam eder ve muzari fiil anlamında kullanılır. İsm-i fail âdet/örf, hikmet ve ilmî kurallar gibi konularda kullanıldığında, zaman özelliği taşımaz. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, Arapçada İsm-i Fail ve İşlevleri, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007), s. 55-90)
قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ [Kâfirlerin, bu apaçık bir sihirbazdır] demeleri, Hz. Peygamberde olağanüstü durumlar gördükleri ve bunları anlamada acze düştükleri anlamına da gelir. Bu üslup bir mana için gelen kelamın içine başka bir mana daha ilave etmek olarak tanımlanan idmâc sanatıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Kâfirlerin, Kur'an-ı Kerim'i “sihir” diye nitelemeleri, onlar katında, Kur'an-ı Kerim'in değerinin büyüklüğüne, onun bir mucize olduğuna ve onların buna karşı durmalarının, muarazada bulunmalarının imkânsız olduğuna delalet eder. İşte bundan dolayı onlar bu sözü söyleme ihtiyacını duymuşlardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)