Yunus Sûresi 1. Ayet

الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ  ١

Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الر Elif Lâm Râ
2 تِلْكَ bunlar
3 ايَاتُ ayetleridir ا ي ي
4 الْكِتَابِ Kitab’ın ك ت ب
5 الْحَكِيمِ hikmetli ح ك م
 

Kur’ân-ı Kerîm, fert ve toplum olarak insanların muhtaç bulunduğu birçok hüküm (irşad, tâlimat, tavsiye vb.) ihtiva etmektedir; getirdiklerinin ölçülü, yerinde ve faydalı olması da onun “hikmetli” niteliğini oluşturmaktadır.

 Kur’an’ı vahyeden Allah, daha hiçbir âyet göndermeden kitabın içeriğini bildiği için, bilgisindeki kitaba işaret ederek “bu kitap…” diyebilir veya birkaç âyet geldikten sonra, o zamana kadar gelenlerle ondan sonra gelecek olanlara işaret ederek “bu kitap…” demiş olabilir. Her iki durumda da kitaptan maksat Kur’an’dır.

(Diyanet Tefsiri/)
 

الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ

الٓـرٰ۠  hurûf-u mukattaa harfleridir.

İsim cümlesidir. İşaret ismi  تِلْكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. اٰيَاتُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْكِتَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَك۪يمِ  kelimesi  الْكِتَابِ ’ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْحَك۪يمِ  kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


الٓـرٰ۠  hurûf-u mukattaa  harfleridir.
 

الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ

 

Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Surenin bu ilk ayeti berâaet-i istihlâl sanatının güzel bir örneğidir.

Kur’ân’daki sûrelerin başı öylesine güzeldir ki muhâtabın dikkatini celb edip hemen etkisi altına alır ve devâmını dinlemeye sevk eder.  Hurûf-u mukattaa ile başlayan bütün sureler buna örnektir. Çünkü muhatabın dikkatini celbeder ve dinlemeye teşvik eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)

Tefsir alimleri surelerin başlarındaki bu harfler hakkında farklı görüşlere sahiptir. Âmir eş-Şâbi, Süfyan es-Sevri ve bir grup muhaddis şöyle demiştir: “Bunlar Allah'ın Kur’an-ı Kerim’de sakladığı bir sırdır. Yüce Allah’ın her bir kitabında böyle bir sırrı vardır. Bunlar, yüce Allah’ın bilgisini yalnızca kendisine sakladığı müteşabih ayetler arasında yer alırlar. Bunlar hakkında bir şey söylemek gerekmez. Biz bunlara iman eder ve Allah’tan geldikleri gibi okuruz.” (Kurtubî, El-Câmi’li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Aynı mukattaa harfleriyle başlayan surelerin aralarında mana veya konu açısından bir yakınlık vardır. 5 sure bu harflerle başlamıştır. Hepsi de mushafta arka arkaya yer alan Yunus, Hud, Yusuf, Ra’d, İbrahim ve Hicr sureleri sureleri bu şekilde başlamıştır. Sadece Ra’d suresinde harfinde ilave olarak mim harfi de eklenmiştir.

 Surenin ilk ayeti ibtidaiyye olarak gelmiştir. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh, cem ve tecessüm ifade eden işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. Bütün bunlara ilaveten burada müşarun ileyhe tazim ifade eder.  

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiâre olur. Câmi; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)

Müsned olan  اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ  izafeti, hem muzâf hem de muzâfun ileyhin şanı içindir.

Müsnedin izafetle marife olması, az sözle çok anlam amacı taşımasının yanında işaret edilene tazim ifade eder. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

الْحَك۪يمِ  kelimesi, الْـكِتَابِ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Kitap, bir şahıs özelliği olan hikmetli, doğru karar veren anlamında, ism-i fail kalıbındaki  الْحَك۪يمِ  ile sıfatlanarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları vardır.

Kitap  حَك۪يمِ  olarak vasıflanmıştır. Bu kelime hem hikmet hem hüküm manasında olabilir. Yani bu kitap hikmet sahibidir ya da bu kitap diğer kitaplara hâkimdir ve onlar üzerinde gözetleyici, denetleyici ve onların gerçek niteliklerini ortaya koyucudur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 2, c. 2, s. 378)

الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ  cümlesinde ism-i fail kalıbı, ism-i mef’ûl manasında kullanılmıştır. Yani kendisine bozukluk gelemeyen, yalan ve çelişki arız olmayan [sağlam kitap]  demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) Fail-mef’ûl alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Kitaptan kasıt Kur’an’dır. O halde kitabın marife oluşu ahd içindir. Kitap cinsindeki kemâl manaya işaret etmesi de caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kur’an için sabit kemal sıfatların arasından  الْحَك۪يمِ  vasfının seçilmesi;  الر تِلْكَ آياتُ الكِتابِ الحَكِيمِ  sözünden sonra icazı, izhar açısından makama en münasibi olması dolayısıyladır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

تِلْكَ  [işte bunlar] işareti, surenin içerdiği bir kısım ayetler için olmalıdır. Bu takdirde işaret edilenler ayetlerin tamamı değil, bir kısım olması gerekir. Çünkü ayetlerin tamamı, surenin bizzat kendisidir. Onun için ayetlerin tamamına işaret edilmiş olsa bu ifadenin bir anlamı ve hikmeti kalmaz; kemal sıfatlarıyla methetme anlamı hasıl olmaz. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)