قُلْ اِنَّـمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ ٤٥
قُلْ اِنَّـمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّـمَٓا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
اُنْذِرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْوَحْيِ car mecruru اُنْذِرُكُمْ fiiline mütealliktir.
وَ istînâfiyyedir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْمَعُ damme ile merfû muzari fiildir. الصُّمُّ fail olup damme ile merfûdur. الدُّعَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَا harfi zaiddir. يُنْذَرُونَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُنْذَرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنْذِرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نذر ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
قُلْ اِنَّـمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّـمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ cümlesi, اِنَّمَا kasr edatıyla tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayetin sonunda farklı vezinle zikredilen اُنْذِرُكُمْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
İki tekit hükmündeki kasr faille car mecrur arasındadır. اُنْذِرُكُمْ fiilinin faili mevsuf/maksûr, بِالْوَحْيِۘ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Bu ifade iki kasır yerindedir ve Kur’an’dan önce Arapların sözleri arasında buna bir örnek göremedim. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber, ibtidaî kelamdır.
لَا يَسْمَعُ fiiline müteallik zaman zarfı اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan مَا يُنْذَرُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümleye dahil olan مَا , tekit ifade eden zaid harftir.
Muzari fiiller hudûs, üstimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اُنْذِرُكُمْ - يُنْذَرُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَسْمَعُ - الصُّمُّ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
يُنْذَرُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ [Sağırlar çağrıyı işitmez] cümlesinde istiare vardır. Burada الصُّمُّ [sağırlar] kelimesi, الكفّار [kâfirler] için müstear olarak kullanılmıştır. Çünkü onlar çağırmayı işitmeyen, seslenmeyi anlamayan hayvanlar gibidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Onlara sağırlar deyip de onları zamir yerine koyması sağır gibi davrandıklarını ve dinledikleri şeyden yararlanmadıklarını göstermek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette işitme duyusu (الصُّمُّ) olumsuz manada gelmiştir. Çünkü uyarı (انْذار), duyulan cinstendir. “Sağırlar, müjdeleyicinin ve uyarıcının çağrısını duymuyorsa neden ‘uyarıldıklarında’ sözü getirilmiştir?” şeklindeki soruya cevabımız; الصُّمُّ kelimesinde uyarılan o kişilere işaret eden ال takısının, cins değil de ahd (bilinirlik, belirlilik) ifade etmesidir. Yani uyarı ayetlerini duymamak için kulaklarını tıkayarak sağır kesilen belli bir kesim kastedilmiştir. Vahiy, kulak vasıtasıyla işitildiği için ayette الصُّمُّ [Sağırlar] lafzının zikredilmesi uygun düşmüştür. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
الصُّمُّ kelimesindeki marifelik, istiğrak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)